Yaşamınızı karartan ağrıyı tanıyın!

İşte normal ağrı kesicilerin yararının olmadığı ve çoğu hastanın farkında olmadan yaşadığı bu sağlık sorununa dair bilinmesi gerekenler.

Diyabet hastası, yaşamını karartan ağrıyı tanımıyor

Yüz diyabet hastasının 20'sinde görülen ve yaşam kalitesini düşüren "nöropatik ağrı" hastalarda depresyona bile neden olabiliyor. 

İşte normal ağrı kesicilerin yararının olmadığı ve çoğu hastanın farkında olmadan yaşadığı bu sağlık sorununa dair bilinmesi gerekenler.

Merkezi veya çevresel sinir sisteminde hasar ya da hastalık sonucu ortaya çıkan ve hastalar tarafından "yanma, karıncalanma, batma, elektrik çarpar gibi olma ve donma hissi" gibi belirtilerle tanımlanan ağrılara "nöropatik ağrı" adı veriliyor. Başta ayaklar olmak üzere değişik organlarda ortaya çıkan nöropatik ağrı, özellikle diyabet hastalarında görülüyor ve her 100 diyabet hastasının 20'si, bu ağrıyı çekiyor. Bu sayı Türkiye'de en az 5 milyon diyabet hastasının beşte birinin nöropatik ağrı sorunu yaşaması anlamına geliyor. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşen Akıncı Tan ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Nöroloji Derneği Nöropatik Ağrı Çalışma Grup Başkanı Prof. Dr. Ersin Tan, nöropatik ağrının kanser hastalarında, sinir sıkışmalarında, inme veya omurilik yaralanmaları sonucunda ve zonaya bağlı olarak ortaya çıktığını söylüyor.

Bu ağrının cinsiyeti yok

Nöropatik ağrının görülmesi açısından cinsiyetler arasında bir fark bulunmuyor. Cinsiyet farkı, ancak nöropatik ağrıya neden olan hastalıkların türüne bağlı olarak görülüyor. Örneğin nöropatik ağrı olduğu düşünülen "fibromiyalji sendromu"na kadınlarda daha sık rastlanıyor.

Her yaşta görülebiliyor

Nöropatik ağrıyla her yaş grubunda karşılaşılıyor. Ancak "zona" sonrası görülen, diyabete bağlı olan ve inme sonrası meydana gelen nöropatik ağrı, ileri yaştaki kişilerde daha sık görülüyor. Nöropatik ağrı, diğer ağrılardan farklı olarak yanma, karıncalanma, batma, elektrik çarpar gibi olma ve donma hissi veriyor.

Ağır depresyon nedeni

Nöropatik ağrı çekenlerin yaklaşık yüzde 80'inde ağrının orta seviyede veya şiddetli olduğu belirtiliyor. Hastanın günlük yaşamını önemli ölçüde kısıtlayan bu durumun yarattığı fiziksel, psikolojik, duygusal ve sosyal etkiler, hastaların yüzde 40'ının depresyona girdiğini belirtiyor. Bu durum işgücü kaybına neden oluyor.

Nedenini bilmiyorlar

Nöropatik ağrının özellikle diyabet hastalarında görülmesinin nedeni, diyabetlilerin sinir sistemlerinde meydana gelen hasar... Nöropatik ağrı konusunda en dikkat çeken şey ise, ağrılarının nedenini bilmeyen hasta sayısının çok olması. Bu hastalar ağrılarının köken ve tedavisinin farklı olduğunu bilmedikleri için normal ağrı kesicilerle tedavi olmaya çalışıyor. "Nöropatik ağrı konusunda umutsuz olmaya gerek yok" diyen uzmanlar, tedavide etkinliği ve güvenilir olduğu kanıtlanmış yöntemlere dikkat çekiyor.

Tedavi için sara ilacı

Nöropatik ağrı tedavisi, hastanın doğru bilgilendirilmesini, psikolojik ve sosyal destek almasını ve ilaç tedavisini içeriyor. Bazı sara ve depresyon ilaçları, nöropatik ağrıda etkin tedavi yöntemleri olarak kullanılıyor. "Klasik ağrı kesicilerin nöropatik ağrıda etkin olmadığı bilinmelidir" diyen uzmanlar, hastanın etkin ilaç tedavisine yanıt vermediği nadir durumlarda girişimsel ve cerrahi yöntemlerin düşünülmesi gerektiğini söylüyor.

Tedavi olmayan hastanın yaşam kalitesi düşüyor

Tedavi olmayan hastanın şikâyetleri artıyor ve bu durum, kişinin yaşam kalitesini engelleyecek ciddi sorunlara yol açıyor. Hastalar, tedavi olmadıkları takdirde işlerini kaybetmek, sosyal çevreleriyle ciddi sorunlar yaşamak, ruhsal sorunlar ve yatağa bağlı kalmak gibi sonuçlarla karşılaşıyorlar.

Tedaviyi uzman hekimler yapmalı

Nöropatik ağrı tedavisinin nöroloji, iç hastalıkları, fiziksel tıp ve rehabilitasyon, nöroşirurji (beyin cerrahisi), endokrinoloji ve metabolizma, algoloji ve romatoloji dalındaki uzman hekimler tarafından yapılması gerekiyor. Hastalık konusunda unutulmaması gereken en önemli şey, ağrının farklı nedenlere bağlı farklı türlerinin olabileceği ve etkin tedavi için iyi tanımlanması ve doğru tanınması gerektiği.

Kaynak:GAZETE HABERTURK - CEYDA ERENOĞLU

Gözlerinizi tekrar açın kilo verin

İş beslenmedeki porsiyon ölçülerine gelince, gerçekten aşırı büyük bir dünyada yaşıyoruz gibi görünüyor. Amerikalılar sadece fast food restorantlarında değil, evlerinde de çok büyük porsiyonlar ile yemek yemeye bağımlı hale geldiler. 

Uzmanlar sağlıklı zayıflamanın sırlarını açıkladı..

Aslında, son 20 yılda birçok ülkede porsiyon oranları dramatik bir şekilde gittikçe büyüdü kalori oranından çok yüklü miktardaki porsiyonlar artık aşırı kabul edilmemeye başlandı. Kendimize evde yemek hazırladığımızda çok büyük porsiyonlar kullanmaya başladık ve bunu çok doğal karşılıyoruz. Bunlarla beraber maalesef bel kalınlığımız da aynı ölçüde büyümeye devam ediyor. Aşağıdaki 3 sözde küçük ama yararı çok büyük öneri ile daha iyi bir Beslenme düzenine sahip olun, belinizin kalınlaşmasına izin vermeyin :

1: Gözlerinizi tekrar açın

Kilo verip zayıflamak veya sahip olduğunuz kiloyu korumak istiyorsanız yemek miktarını ayarlamak aynı hangi yemekleri seçmeniz gerektiği ile aynı önemi taşımaktadır. Basitçe söyleyelim, makul miktarda porsiyonlar alarak, hem sevdiğiniz yiyecekleri yiyip hem de kilo verebilirsiniz. Yiyecek miktarını ölçerken küçük ve derin olmayan tabaklar kullanmak, büyük ve derin tabaklara oranla gözlerinizi oranlamakta daha faydalı olacaktır. Ayrıca küçük tabağa dolduracağınız yemek ile beraber psikolojik olarak doyurucu ve yeterli miktarda yemek yediğinizi daha kolay anlayabilirsiniz.

2. Yiyecek etiketlerine kolayca aldanmayın

Markete girdiğinizde yiyecekleri etiketlerine bakarak karşılaştırırsınız. Bu sizin yaptığınız rejim için iyi bir yoldur. Ama hemen etiketlere kanmayın, etikete şöyle bir Göz atmak size hikayenin tümünü anlatmayacaktır. Eğer siz de birçok tüketici gibiyseniz, ilk olarak kalori etiketine bakarsınız fakat önemli olan o yiyecekten yiyeceğiniz porsiyona göre kalori hesabını yapmaktır. Genelde birçok hazır yiyecek ürünü karmaşık besin değerleri sunar. Mesela bir çikolatalı kurabiye kutusuna bakın, aynı miktarda yiyeceğiniz tereyağ ve fıstıklı bir krakerin porsiyonu ortalama 80 kaloriyken, çikolatalı kurabiyelerin bir porsiyonunun ortalama 160 kaloriye denk geldiğini göreceksiniz. Hangisini almanız gerektiği konusunda çok kolay bir karar önünüzde duruyor değil mi? Şimdi daha yakından bakın. Tereyağ ve fıstıklı krakerin tüm kalorisinin 80 olduğunu, fakat baktığınız çikolatalı kurabiyenin sadece bir tanesinin 160 kalori olduğunu pakette ise 3 tane bulunduğunu fark edeceksiniz.

3. Beslenme Bilgilerini Avantaja Dönüştürün

Son zamanlarda birçok fast food restoranı ürünleri hakkında beslenme bilgilerini müşterileri ile paylaşmaya başladı. Mesela çok meşhur bir hamburgerin 260 kalori ancak daha ünlü ve daha büyük bir burgerin de 560 kalori olduğu bilgilerini bizlere sunuyor. Bununla beraber gittiğimiz diğer restoranlarda bu bilgilere rastlamıyoruz çünkü oralarda da büyük porsiyonlar artık çok sıradan doğal şekilde karşılanıyor. Alacağınız kaloriyi azaltmak ve normal ölçülerde beslenmek için sipariş verirken porsiyonu biraz küçük yapmalarını söyleyebilir, bir çocuk menüsü şeklinde istediğinizi belirtebilirsiniz.Ayrıca unutmamalısınız ki önünüze gelen tüm porsiyonu bitirmek zorunda değilsiniz, birazını ayırır yemezseniz faydalı olacaktır. Doğru porsiyonları öğrenip, beslenme değerleri hakkındaki bilgileriniz de arttıkça siz farkında olmadan aşırı yemek yemekten kurtulacaksınız ve beslenme stiliniz çok doğru bir yönde gelişecektir. Beslenme rejiminize ekleyeceğiniz bir dondurma veya kurabiye sizin sağlıklı düzeninizi bozmayacaktır, yeter ki miktarı ve sıklığını uygun ölçülerde tutmayı başarın. Porsiyonlar hakkında daha akıllıca düşünmeye başladığınızdan itibaren kilo vermeye başlayacak ve bunu sağlıklı bir şekilde başaracaksınız.

Anne ve bebekleri mutlu edecek internet sitesi Mompery.com açıldı!


Annelere müjdeli bir haberimiz var. Siz ve bebeğinizin tüm ihtiyaçlarını, uygun fiyatlarla alabileceğiniz bir internet sitesi daha yayına başladı. Artık bebek bezi, biberon, çocuk giyim, hamile ürünleri, bebek arabası, bebek şampuanı gibi ürünleri almak için mağaza gezmeye son! Bebeklerinizin rahatlığına ve şıklığına değer katan ürünlere yer veren bir site olan Mompery, her 3 günde bir yenilenen butikleri ve her sabah 7’de açılan yepyeni ürünleriyle %90’a varan indirimli alışveriş keyfini ayağınıza getiriyor.

Mompery.com’da bir gün kızınız için muhteşem bir elbise görmüşken, ertesi gün kendiniz için harika bir yoga pantolonu bulacak veya küçük oğlunuz için mükemmel bir doğumgünü hediye paketi oluşturacak ; bebek bezlerini aldığınız indirimli fiyata şaşırıp kalacaksınız…


Mompery.com dünyasına hemen girmek için; www.mompery.com adresinden üye olmanız yeterli! Üye olduğunuzda 20 TL hediye çeki ve ilk 100 TL alışverişinize 20 TL “ekstra” indirim kuponu kazanma fırsatı kısa bir süre için sizleri bekliyor. Ayrıca "Avvio, Hello Kitty, Huggies, Kotex, Wonderwalls, Be Cool” gibi önemli markalardaki ürünleri hem kendiniz hem de sevdikleriniz için satın alabilirsiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Türk kadını topuklu ayakkabı giyemez

Avrupa'da imal edilen ayakkabıların Türk kadınının ayak yapısına uymadığını belirterek mecbur kalınmadıkça topuklu ayakkabı kullanılmamasını istendi.

İzmir'deki Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan Ortopedi Uzmanı Doç.Dr. Levent Karapınar, topuklu ve ince burunlu ayakkabı tutkunu kadınlara uyarılarda bulundu.

Türk kadınının ayak yapısının taraklı olduğunu kaydeden Doç.Dr. Karapınar, mağazalarda yer alan Fransız ve İtalyan yapımı ayakkabıların, ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini söyledi. Daha uzun boylu ve şık gözükmek adına pek çok kadının topuklu, dar burunlu ayakkabıyı tercih ettiğinin altını çizen Doç.Dr. Karapınar, Avrupa'da imal edilen ayakkabıların Türk kadınının ayak yapısına uymadığını belirterek mecbur kalınmadıkça topuklu ayakkabı kullanılmamasını istedi.

Doç.Dr. Levent Karapınar, "Vitrinleri süsleyen ve pek çok bayanın imrenerek baktığı topuklu ve ince burunlu ayakkabılar, Türk kadını için ciddi tehditler oluşturuyor. Çünkü bu ayakkabılar Avrupalı kadınların ayak yapılarına göre imal ediliyor. Üretimler genelde İtalyan ve Fransız bayanlara göre tasarlanıyor. Türk insanının ayak yapısı taraklı ve nispeten daha geniş. Bu nedenle ülkemizde yaşayan ve topuklu ayakkabıdan vazgeçemeyen bayanların sorun yaşaması kaçınılmaz oluyor. Kadınlarımızın bu fiziki nitelikleri üreticiler tarafından göz ardı ediliyor. Üretimde, kalıtımsal özelliklerin de ön planda tutulması gerekir" dedi.

Doç.Dr. Karapınar, topuklu ayakkabı kullanımında ayağın tam olarak yere basamadığını ve bunun da sorunları yanında getirdiğini belirtti. Doç.Dr. Karapınar, "İnsanın yükünü en fazla taşıyan nokta olan topuk devre dışı bırakılınca kemiklerde erken bozulmalar meydana geliyor. Genç yaşlarda bu sorunları fark etmeyen bayanlar, ileri yaşlarda geri dönüşü olmayan sağlık problemleriyle karşılaşabiliyor. Bu nedenle topuklu ayakkabı kullanımında şıklığımız kadar sağlığımızı da düşünmeliyiz" diye konuştu.

Sezon Modasını Saçınla Yansıtmaya Hazır Mısın?

Farklı renk ve yapılardaki saçlara özgü farklı ürünler sunan TONI&GUY Saç Bakım ve Şekillendirme Ürünleri ile Haute Couture saç stilleri yaratmak mümkün.

Londra Moda Haftası’nın 17 yılı aşkın süredir saç sponsoru olarak ''Saçın Tarzındır'' diyen TONI&GUY Saç Bakım ve Şekillendirme Ürünleri ''Moda, artık yalnız güzel bir kıyafet almak değil! Bugün modada STİL satın alıyorsunuz'' diyen tasarımcı Elif Cığızoğlu ile Mercedes Benz İstanbul Fashion Week kapsamında muhteşem bir iş birliğine imza attı.

Modanın giyilen üründen çok seçilen stile dönüştüğünü söyleyen Elif Cığızoğlu, koleksiyonunun stilini TONI&GUY Türkiye saç danışmanı Kemal Baykar ve ekibinin yarattığı saçlarla tamamladı.

''TONI&GUY Presents ELIF CIĞIZOĞLU'' ismiyle anılan bu muhteşem görsel şölen 14 Mart 2013 Perşembe günü Pera Palace Hotel Jumeirah’ta moda severlerin beğenisine sunuldu.


Modanın ayrılmaz parçasının saçlar olduğunu çok iyi bilen TONI&GUY, Londra Moda Haftası kulislerinde edindiği deneyimle geliştirdiği yeni saç bakım ve tarzına özel şekillendirme ürünleriyle Türkiye’de de saçının tarzıyla buluşmasını isteyenlerin bir numaralı tercihi oldu!

Tarzın ister klasik, ister ışıltılı, ister yaratıcı olsun http://www.sacintarzin.com/sendeuygula adresindeki videolar ve diğer zengin içeriklerle dünyadaki moda trendlerine uygun saç tasarımlarını saçlarına yansıtman çok kolay!

Sezon modasını saçlarınla buluşturmak istiyorsan, TONI&GUY’ın Şekillendirme kategorisi altında yer alan Casual, Glamour, Classic ve Creative koleksiyonlarını daha yakından tanıman için detaylar aşağıda;


Casual: Zamanın karmaşasına inat, pratik, hızlı ve doğal bir stil sunuyor. Serideki ''Deniz Tuzu Etkili Şekillendirici Sprey'', ''Şekillendirici & Yağ Emici Saç Pudrası'' ve ''Esnek Tutuşlu Saç Spreyi'' favorin olacak!

Glamour: Eğlenmeden duramayan, dikkatleri üzerine çekmeyi seven, gösterişli ve parıltılı bir stil. Serinin ürünlerinden ''Işıltı Verici Köpük'', “Nemlendirici & Parlaklık Verici Sprey'', “Işıltı Verici & Elektriklenmeye Karşı Koruyucu Serum'' ve “Yüksek Tutuşlu Saç Spreyi'' seni bekliyor.

Classic: Asla modası geçmeyen, zamanın ötesinde bir stilin altın anahtarı. ''Parlaklık Verici Serum”, ''Bukle Belirginleştirici Sprey'', ''Orta Tutuşlu Saç Spreyi'' ile nostaljik ve sofistike saçlara sahip olmak hiç de zor değil!   

Creative: Hayatın sınırlarını zorlayarak yaşayan ve her zaman cesur olanların stili. ''Şekillendirici Krem Jöle'' ve ''Ekstra Yüksek Tutuşlu Saç Spreyi'' ile hayal gücünü yansitan saçlar yarat!

Men: Şampuandan saç şekillendiricisine sadece erkeklere özel bir koleksiyonla saçın tarzınla buluşuyor! ''Yoğun Arındırıcı Şampuan'', ''2'si 1 Arada Kepeğe Karşı Etkili Şampuan ve Saç Kremi'' ve ruhunu hayatına yansıtan birbirinden değişik stiller için ''Şekillendirici Wax'' ve “Şekillendirici Krem Jöle'' seni bekliyor.

TONI&GUY hakkında daha detaylı bilgi için:
www.sacintarzin.com
www.hairmeetwardrobe.com
facebook/hairmeetwardrobe
twitter/hair_wardrobeTR
youtube/hair_wardrobeTR

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Sevgilinizin tweet'ini Domino's Pizza kutusunun üstünde görseniz hoş olmaz mıydı?

dominos kafan gider

Sevgilisine ilginç bir sürpriz yapmak isteyenler yaşadı. Türkiye'de sosyal medyanın en etkili markalarından biri olan Domino's Pizza yepyeni bir Twitter projesine imza atıyor. #kafangider hashtag'iyle tweet atan herkesin Twitter nick'i (kullanıcı adı) Domino's Pizza kutularına basılıyor.

Uygulama kısaca şöyle. Twitter'dan veya kafangider.com mikro sitesi üzerinden Twitter hesabınızla bağlanarak (Twitter connect) #kafangider hashtag'iyle tweet atıyorsunuz. Bu tweet'ler arasından gün içinde en çok retweet alan ilk 3 tweet'i sahibinin nick'iyle birlikte site sayfasındaki pizza kutusunun üzerinde görebiliyorsunuz.

2 hafta boyunca sürecek uygulamada, toplamda en çok retweet edilen ilk 3 tweet, atanın nick'iyle beraber Domino's tarafından özel olarak üretilecek gerçek pizza kutularının üstüne basılacak. Ayrıca uygulamaya katılıp, tweet atan herkesin nick'leri de bu özel pizza kutusu üstünde yer alacak.

Bu projenin ödülü de eksik değil tabi. Uygulamaya kafangider.com üzerinden tweet atarak katılan kullanıcılar arasından yapılacak çekilişle her gün 30 kişiye bedava pizza kuponu dağıtılıyor.

Düşünsenize sevgilinize özel bir tweet atıyor ve bunu ona bir pizza kutusunda yolluyorsunuz. Keşke bu proje Sevgililer Günü'nden önce yapılsaydı:)

Bir bumads advertorial içeriğidir.

İstemsiz titremelere karşı alınabilecek önlemler

Vücutta meydana gelen titremeler, istemsiz olarak tekrarlayan ince ritmik sarsılma hareketleri olarak tarif edilmektedir. Bu tip titremeler vücudun her yanında görülebilmekle beraber en çok ellerde ve başta gözlemlenir. Zaman zaman da ayak ve bacaklarda belirti verir.

Ailevi olarak da görülebilen sebebi bilinmeyen tip titremeler, en sık karşılaşılan şekillerdir. Bu tür titremeler en çok bir bardak kaldırırken ya da el ile bir şeyi işaret ederken belirgin hale gelir. Hareket etmez iken ise titreme yoktur. Bu sırada baş ve ses de titreyebilir.

Bazı ilaçlar ile fayda elde edilebilir. Günlük yaşamın çok zor olduğu şiddetli vakalarda cerrahi yöntemler de beyin cerrahlarınca uygulanabilmektedir.

İlaçlar ve hastalıklar önemli sebepler

Merkezi sinir sistemini etkileyen ilaçlar ya da hastalıklar da titremelere yol açabilir. Bu hastalıkların başında ileri yaşlarda ortaya çıkan parkinson hastalığı yer alır.

Karaciğer yetmezliği, alkolizm, cıva ve kurşun zehirlenmesi de ciddi titremelere sebep olabilen hastalıklar arasındadır. Yine tiroit hormonunun kanda arttığı hipertiroidi hastalığının belirtileri arasında ellerde titreme sayılır.

Lityum ve bazı depresyon ilaçları yan etki olarak bu belirtileri verir.

Gençlerde görülen titremelerin en sık görülen sebepleri ise stresli ruh hali, kafein ve Alkol tüketimidir.

Titreme fark edildiğinde neler yapılmalı?

Titreme fark edildiğinde doktora gidilmeden önce şikâyetlerin ne zaman ve ne şekilde geldiğine dikkat edilmesi sebebin ortaya çıkarılmasına yardımcı olacaktır.

Kendi başınıza evde yapabilecekleriniz aşağıda kısaca sıralanmıştır.

- Strese sebep olan etmenlerin ortadan kaldırılması bazen titremenin azalmasına yardımcı olmaktadır.

- Kola ağır bir saat ya da bilezik takılması veya elde bir cisim taşınması titremeleri azaltabilmekte ve daha iyi kontrol sağlamaktadır.

- Kazalardan kaçınmak için bir şey içerken bardağı ya da fincanı yarım doldurmak veya kamış kullanmak güvenli bir yoldur.

- Yeterli uyku ve istirahat önemlidir, çünkü yorgunluk titremeleri arttırır.

- Kendi başına titremeye yol açabildiği için kahve, çay ya da kolalı içecekler gibi kafeinden zengin gıdalardan uzak durmakta fayda vardır.

Kendi halinde düzenli bir ritim içerisinde süren titremeler birden şiddetlenir, ek olarak yanına başka belirtiler eklenir ya da günlük hayatla bağdaşmaz hale gelirse tekrar hekime başvurmakta tereddüt etmeyiniz.

İlk yıl bebeğe inek sütü vermeyin

Anne sütü verilmesi gereken ilk bir yılda bebeğe normal süt vermenin demir eksikliğine yol açtığını belirten uzmanlar, inek sütündeki proteinin anne sütüne göre daha yüksek olduğu için şişmanlığa neden olduğu uyarısında bulunuyor.

Bebekler için en iyi besinin anne sütü olduğu tartışılmayacak bir gerçek. Tüm bebeklerin gerektiği kadar anne sütü içmesi, hem ailelerin hem de çocuk sağlığı ve beslenmesiyle uğraşan uzmanların en büyük hayali.

Anne sütü konusundaki çalışmalarıyla dikkat çeken ve ‘Hayat Boyu Sürecek Sağlığın Temelleri’ konulu seminere konuşmacı olarak katılmak için Türkiye’ye gelen, Iowa Üniversitesi Çocuk Hastanesi Pediatri Profesörü Dr. Ekhard E. Ziegler, ne kadar çabalasa da her annenin bebeğine anne sütü vermesinin mümkün olmadığını söylüyor.

“Annelerin yüzde 15’i bebeklerine anne sütü veremiyor” diyen Prof. Dr. Ziegler, günümüz mamalarının bebek beslenmesindeki en iyi 2. seçenek olarak görülmesi gerektiğini dile getiriyor.

Demir eksikliğine yol açar

Bebeklere, hayatlarının ilk yılında inek ya da keçi sütü içirilmesini kesinlikle önermeyen Prof. Dr. Ziegler, bunun nedenlerini şöyle açıklıyor:

“1. neden inek sütünde anne sütünün 3-4 katı yüksekliğinde protein bulunmasıdır. Yüksek protein tüketimi ileri yaşlarda şişmanlığa neden olarak böbrekleri yorar.

2. neden inek sütünün sodyum, kalsiyum ve potasyum gibi çok yüksek oranlı bazı mineraller içermesidir. Bu mineraller inek sütüyle alındığında, vücuttan atılabilmeleri yüksek miktarda su alımını gerektirir. Bunların atılması çok yüksek miktarda su kaybına (dehidratasyon) neden olur ve vücudun su stoğu azalır.

3. neden ise demir eksikliğidir. Buna, inek sütünde demirin yok denecek kadar az olması yol açar. Çok sayıda çalışma, 2 yaşına kadar inek sütü içen çocuklarda ciddi demir eksikliği olduğunu göstermektedir. Beynin gelişimi üzerindeki olumsuz etkisinden dolayı, bu konunun özellikle dikkate alınması gerekmektedir.”

B vitamini açısından eksik!

Prof. Dr. Ziegler, ABD’deki inek sütlerinin B vitaminiyle güçlendirildiğini, Türkiye’de ise böyle olmadığı için ciddi bir B vitamini eksikliğiyle karşılaşmanın kaçınılmaz olduğunu dile getiriyor. Ziegler, “1982’den önce Amerika’da ciddi oranda inek sütü tüketiliyor, bebeklere 3. aylarından itibaren inek sütü veriliyordu. 1982’de Amerikan Pediatri Akademisi’nin ‘1 yaşın altındaki çocuklarda kullanılmamalıdır’ şeklindeki yayını üzerine, Amerika’da 1 yaş altında inek sütü tüketimi çok azaldı. Tüketim çok düşük oranlı olarak 10, 11 ve 12. aylardan itibaren başlar oldu” diyor.

Türkiye’nin süt banyosu yok

PROF. Dr. Ziegler, izin süreleri dolduğu için çalışma hayatına geri dönen annelerin süt miktarlarının azaldığını görmenin, sık karşılaştıkları bir sorun olduğunu söylüyor. Bazı annelerin bebeklerine yetecek sütü yokken, bazı annelerin çok miktarda sütü olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ziegler, ihtiyacın üzerinde sütü bulunan annelerin sütlerinin boşa gitmemesi için süt bankalarına bağış yapılmasının önemine değiniyor.

Türkiye’de süt bankası bulunmamasının bir eksiklik olduğunu belirten Ziegler, sütü olmayan annelerin anne sütünü katı gıdayla değiştirmemelerini, bebeğin ciddi miktarda anne sütüne ihtiyacı olması durumunda bunun bir mamayla tamamlanmasını öneriyor.

0- 1 yaş arası beslenmenin püf noktaları

Prof. Dr. Ekhard E. Ziegler, “İdeal bebek beslenmesi nasıl olmalı?” sorusunu, şu sözlerle yanıtlıyor:

“Bebekler, hayatlarının ilk 4 ayı muhakkak anne sütü tüketmeli. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu sürenin 6 ay olması gerektiğini söylese de, anneler bebeklerine en az 4 ay sadece anne sütü vermeye çalışmalı. Anne sütü dışında bebeğin ilk olarak tahıl bazlı ek besinlerle tanıştırılması gerekiyor. Bunun ardından ise sebze ve meyve tüketimi öneriliyor. Bebek beslenmesinde son sırayı ise bebeğin yiyebileceği şekilde ezilmiş ya da parçalanmış etin alması gerekli.”

Hem AIDSli hem de Hamile

Küçük oğluma hamileyken jinekoloğum HIV tarama testi isteyip istemediğimi sordu. Bir an duraksadım. 

Büyük oğluma hamileyken sağlık sigortaları böyle bir hizmet sunuyordu da benim haberim mi yoktu acaba. Doktor yardımcısı Bayan Ercan AIDS testi yaptırmak istermisiniz, diye tekrar soruyor. ‚Tabii tabi isterim.’ dedim büyük bir hevesle.

Aman hiçbir testten eksik kalmayayım. Bebeğim sapasağlam doğsun. Kan aldılar. Test sonucunu bir sonraki rutin kontrollerimde öğreneceğim. Ayyy Devrim bu, hiç sabredebilir mi? Sakin sakin o iki haftanın geçmesini bekleyebilir mi? Herşeyin en kötüsünü hesaplar hep felaket senaryoları yazarım. Nerden bulaşmışsa artık annemin genleri mi yoksa babamın genleri mi? bilemiyorum.

İki haftayı zar zor geçiriyorum. Rutin kontrolümden sonra heyacanla doktoruma soruyorum:’AIDS testinin sonucu nasıl çıktı?’diye. Doktorum:’AAA sizin AİDS siniz mi var?’ diyor şakayla karışık. Sararıyorum aman tanrım nasıl yani diye geçiriyorum içimden. Endişelendiğimi gören doktorum, panik yapmayın lütfen sadece takıldım size, sonuç negatif, diyor.

Birkaç yıl önce Alman Sağlık Bakanlığı’nın bir projesi çerçevesinde ‚Cinsel sağlık ve AİDS’ başlıklı bir internet sitesini ve de broşürleri türkçeleştirdim. Özellikle HİV virüsü taşıyan hamile kadınlar ve onların durumu beni derinden etkilemişti. Ben de anneydim ve ilk bebeğime hamileyken böyle bir testten geçmemiştim. AİDS olabilirdim. AİDS olduğumu bilmeden oğlumu dünyaya getirip onun da aids olmasına neden olabilirdim. Her şey insanlar için. Olabilecek şeyler bunlar. Ben şanslıydım olmadık. Ama olanlar var.

HIV virüsü taşıyan bir anne adayı eğer hiçbir şekilde önlem almazsa, işte o zaman risk çok büyük. Çocuğun virüslü bir şekilde dünyaya gelme olasılığı %14 ile %20 arasında.

Fakat vaktinde testi yapılmış tespit edilmiş anne adaylarının gereken önlemleri almaları kaydı ile bebeklerini sağlıklı bir şekilde dünyaya getirme şansları hayli yüksek. Virüs taşıyıcısı anne adayı özel klinikte takibini yaptırır, doktorunun verdiği ilaçları kullanır, sezaryan ile bebeğini dünyaya getirir ve bebeğini emzirmezse, bebeğin aids olma olasılığı %2 lere düşüyor.

Ben AİDSli kadınların da hamile kaldıkları  ve bebeği dünyaya getirmek istedikleri takdirde, bebeklerin sıkı kontröl dahilinde dünyaya gelmelerinden yanayım. AİDS virüsü taşıyan ve çocuk sahibi bir anne ile olan diyaloğu aktarıyorum size. Kimsenin bu duruma gelmemesi dileklerimle.

KONUK YAZAR
Devrim Ercan-Bozay


HİV virüsü taşıyan ANNE:

„Çevremde eğer bir kez daha hamile kalırsan ne olur?“ sorusuyla karşılaştım. „Bir çocuk daha istermisin“ sorusuna yanıtım, „Evet çok isterim“ oluyor.HIV ve annelik kesinlikle birbiriyle çelişen durumlar değil. Ben tam tersini düşünüyorum. Bu konudaki düşüncem de çok keskin. Çocuklarımla geçirdiğim zamanın başka bir tadı var. Birbirimize daha fazla zaman ayırıyoruz. Bu zamanı da daha derin ve farklı yaşıyoruz. Çocuk sahibi olmak bambaşka bir duygu. İnsana yaşama sevinci veriyor.Çocuklardan alınan hayat enerjisini, gücü ve sevgiyi hiçbirşeyle karşılaştırmak mümkün değil. Bunu size başka kimse veremez.

© Copyright, Sağlık TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.

Yazarımıza mail atmak için tıklayınız.

Zihninizi güçlendirmenin 6 yolu!

Zihin gücünüzü artırmak için birçok yol var.

Oyuna ne dersiniz? 
Tabiki video oyunlarından bahsetmiyoruz. Sudoku, bulmaca ve puzzle gibi zeka oyunlarını deneyin.

Uykunuza dikkat! 
Eğer zihninizi güçlendirmek istiyorsanız, iyi bir uyku çekmelisiniz. Yeterli miktarda uyku sizin önceliğiniz olsun. Gün içerisinde kısa dinlenmelerde daha etkili çalışmanızı sağlar.

Zekanız için yemek yiyin! 
Bedeniniz gibi beyninizde düzgün çalışabilmek için doğru besinlere ihtiyaç duyar. Abur cuburlardan oluşan bir beslenme düzeni konsantrasyonunuzu bozar ve tembelleşmenize neden olur.

Yeni şeyler öğrenmeye açık olun! 
Öğrenme işi okuldan mezun olduktan sonra biter diye bir şey yoktur. Zihninizi yeni bilgilerle yormadığınız zaman beyniniz bundan olumsuz yönde etkilenir. Yaşınız ne olursa olsun, yeni bilgiler öğrenmeye açık olun. Mesela yeeni bir dil öğrenin, merak ettiklerinizi araştırın ve bol kitap okuyun.

Yazı yazmak mı? 
Öyle bir zamanda yazşıyoruz ki, neredeyse yazmayı unutacağız. Yazdıklarımız, düşüncelerimizi organize etmemize neden olur. Eğer bir problemi çözmekte sorun yaşıyorsanız, hemen elinize kağıt ve kaleminizi alın. Yaşadıklarınızı bir kağıda not aldığınızda, olayı daha geniş bir perspektiften görebilirsiniz. Böylece aklınıza yeni çözümler ve fikirler gelebilir.

Kararında merak iyidir! 
Sürekli sorular sorun, karşınızdaki insanlara değil, kendinize. Böylece cevaplar ararken beyin egzerisizi yapmış olacaksınız. Meraklı kaldığınız sürece, zihniniz daha güçlenecek. Yeni sorular sorarak kendinizi sürekli geliştirmiş olacaksınız.

Yediklerinize dikkat!
Zihin güçlendirmek için yaptığınız fiziksel veya mental aktivitelerin dışında yedikleriniz de çok önemlidir. Bilindiği üzere beyin glükoz ve oksijenle çalışır. Meyvelerde bulunan şeker ise kolaylıkla glükoza dönüşebilir. Bu nedenle bol bol meyve yemeye özen gösterin. Bunun yanında, bal, siyah üzüm, ceviz, fındık, fıstık, fesleğen, limon, balık, karabiberin, zencefil, havuç, ananas, avokado, limon ve soğan tüketmeye özen gösterin.

3 Haftada Göbeğinizden Kurtulun!

Hareketsiz yaşam ve yanlış beslenme, fazla kilolarınızın özellikle bel ve göbek bölgesinde toplanmasına neden olur. Bunları uygularsanız, sadece 3 haftada göbek-bel bölgenizi inceltebilirsiniz.

Mekik Hareketi

İşe sabah ve akşam ellişer kez mekik çekerek başlayabilirsiniz. Bu hareket özellikle karın bölgesindeki kasları kuvvetlendirir, yağ dokusunu harekete geçirir ve yağların yanmasına yardımcı olur.

Sopalı Hareket

Enseye koyulan bir sopa yardımıyla sağa ve sola dönerek yapılan bu hareket karnınızın yan tarafındaki kasların şekillenmesine ve göbeğinizin erimesine yardımcı olur.

Yan Mekik

Yan kaslar ve bel kasları için belki de en yararlı hareket bu. Önce sağa doğru yatın. Sağ elinizi sağ kulağınızın üstüne değercesine yaklaştırın. Sol elinizi belinizin sol tarafına sol dirseğiniz gelecek şekilde yerleştirin. Sol elinizle belinizin sağındaki kasları hafifçe tutun. Hızla sağ kolunuzu ve sağ ayağınızı birbirine doğru yaklaştırın. 60 kez tekrarlayın.

Popo Hareketi

Önce sol diziniz üstüne yatıp ayaklarınızı dik koyup rahat bir şekilde ayağınızı kayırabildiğiniz kadar yukarı kaldırıp aşağı indirin. Bu sırada dizinizi fazla bükmeyin. Daha sonra aynı hareketi yine sağ diziniz üstünde dayanarak yapın. Bu hareketi de en azından 30-40'ar kez yapmaya gayret edin. Popo ve çevresindeki yağ dokusunu azaltır.

Yanlara Esneme

Bu harekette önce hazır oldaki gibi dimdik duracaksınız. Sonra hızla sağa ve sola doğru esneyebildiğiniz kadar, dikliğinizi bozmadan esneyeceksiniz. En azından üç dört dakika hızlı bir şekilde yapmaya gayret edin. Baş dönmesi, çok yüksek tansiyonu olanlar için de uygun bir hareket olmayabilir.

İstifa Ettiren Bir Hastalık!...

Hastalığın tıbbi adı, “Dismorfofobi”... Sıklıkla aynaya bakma ve kendilerinde kusur arama belirtileri gösteren bu hastaların beşte birinde intihar eğilimleri de görülebiliyor. 

Hastalar içinde, görünmemek için toplum içine girmekten çekinenler, hatta işinden istifa edenler bile var. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Hakan Atalay, hastalık hakkında şu bilgileri verdi…

“Amerika nüfusunun yüzde birinde rastlanan ‘Beden Dismorfik Bozukluğu” ya da diğer adıyla ‘Dismorfofobi’, tedavi edilmesi gereken psikiyatrik bir hastalıktır. Genellikle diş hekimleri ile estetik cerrahlara çok sık giden bu kişilerin en çok kusur buldukları yerler saç, deri ve burun olarak saptanmıştır. Dismorfofobinin saptanması kolay değildir. Dismorfofobi, genellikle gizli kalan bir rahatsızlıktır. Bu kişilerin sıklıkla aşırı aynaya bakma veya farz edilen kusuru saklama girişimleri vardır. Kırışıklıklar, yara izleri, damar lekeleri, ten rengindeki solukluk veya kızarıklık, ödem, akne veya diğer lezyonlar, yüzde asimetri veya orantısızlık, saçın inceliği veya yüzdeki aşırı kıllanma gibi, yüz ve baştaki hayali veya abartılmış kusurları olduğunu düşünürler. Dismorfofobili hastaların hemen hemen tümü sosyal ve mesleki ortamlardan kaçınır. Hatta abartılmış kusurları nedeniyle alaya alınma endişeleri yüzünden evden çıkamaz hale gelir…

Sürekli Gizlenme İhtiyacı!

Bu hastaların beşte birinde intihar eğilimleri görülmektedir. Çoğu zaman bekar veya boşanmış kişilerdir, toplumsal becerileri eksiktir, ilişkilerinden memnun değildirler. Birçoğunun kendilik imgesi kötüdür ve beden imgesinde bir değişikliğin kendilerine verdikleri değeri artıracağına ve hayatlarını belirgin bir şekilde düzelteceğine inanırlar.

Kendilerini başkalarıyla kıyaslarlar ve gerek aileden, arkadaşlardan, gerekse hekimlerden görünüşlerine dair sürekli güvenceye ihtiyaç duyarlar. Bu hastalar genellikle obsesif, utangaç ve çekingen karakterdir. Bedenleri ile ilgili eleştirilere fazla duyarlıdırlar. Eğer bozukluk ergenlikte başlarsa, daha az arkadaş ve sevgili edinirler. Yaşıtlarından uzaklaşırlar. Bazı kişiler kusurlarını ayrıntılı inceleyebilmek için büyüteç kullanır ve aşırı kendine bakım davranışı sergileyebilirler. Ciddi olgularda bireyler görünmemek için evlerini sadece gece terk edebilir veya tamamen eve kapanabilirler. İşlerinden istifa edebilir, okuldan ayrılabilir veya gizlenme girişimi nedeniyle kapasitelerinin altında çalışabilirler.

Nasıl Tedavi Edilir?

Beden dismorfik bozukluğu olan kişiler, çelişkileri çözmek için psikiyatri dışı tıbbi branşlara başvurmaktadırlar…

Dermatologlar ve plastik cerrahlar bu hastaların sık temas kurduğu hekimler arasındadırlar. Bu kişiler öncelikle estetik cerrah, diş hekimi gibi uzmanlardan sık sık istekte bulunurlar. Ancak bu geçici bir rahatlama sağlar. Beklentileri yüksek olduğu için sonuçtan mutsuz olurlar. Beden dismorfik hastalığı için ilaç, psikoterapötik tedavi ve davranışçı tedavi yöntemleri kullanılmaktadır.”

Omurganızı Sağlamlaştırın!

Duruş bozukluklarına karşı önlemlerinizi  alın! Sağlam bir omurgaya sahip olmak için oturma, yatma ve eğilme biçimine dikkat etmek gerekiyor. 

Hareketsiz yaşam sürenlerin ve iş hayatında belirli bir duruş biçiminde çalışmak zorunda olanların kalıcı duruş bozukluklarıyla karşı karşıya kalacaklarını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Uzm. Dr. Burak Esendal; kaslar, iskelet sistemi, beyin ve sinirler arasındaki uyumsuzluğun önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurguluyor.

Duruş bozukluklarını, kayropraktik ile omurganın düzeltilmesi ve eklemlerin doğru çalışmasını sağlayarak önlemenin mümkün olduğunu söyleyen Dr. Burak Esendal, “Kayropraktik sorunun temel sebebiyle ilgilenir ve ileride oluşabilecek farklı sorunları da engeller. Bu nedenle, düzenli diş hekimi kontrolleri gibi omurganın da kayropraktik uzmanı tarafından kontrol edilmesinde yarar var” diyor.

Omurganızı Korumak İçin Öneriler

• İş gereği vücudunu yanlış kullanan, özellikle uzun süre masa başında bilgisayarla çalışan kişilerde duruş bozukluğu yaygın olarak görülür. Doğru duruş ekranın göz hizasında olmasıyla sağlanabilir.
• Bacak bacak üstüne atarak oturmak, bel ve kalçaya zarar vereceği için buna dikkat edilmeli.
• Yüzüstü uyumak boyun, sırt ve bel kaslarını olumsuz etkiler, şikayetleri artırır. Yan yatanların ise başıyla vücudunun aynı eksende olmasına dikkat etmesi gerekir. Beden için en rahat dinlenme şekli sırt üstü uyumaktır.
• Sırttan bükülerek değil, kalça ve dizleri kullanarak eğilmek ve bir eşyayı sırtı düz tutup bacaklardan alınan kuvvetle kaldırmak omurgayı korur.

Kayropraktik Nedir, Nasıl Uygulanır?

Kayropraktik, Dünya Sağlık Örgütü tarafından kabul edilen, ameliyat gerektirmeyen ve enfeksiyondan kaynaklanmayan bel, sırt ve boyun ağrılarında kullanılan bir tedavi yöntemidir. Avrupa ve Amerika başta olmak üzere toplam 89 ülkede uygulanan kayropraktik, insan organizmasının kendi sağlığını koruyabileceği tezinden yola çıkıyor.

Kayropraktik tedavisiyle, belirtilerin giderilmesi yerine vücut sağlığının doğal yollardan korunması ve direncin geliştirilmesi amaçlanıyor. Kayropraktik uzmanları, Amerika’da üniversite eğitiminden sonra aldıkları dört yıllık eğitimle; ağırlıklı olarak radyoloji, nöroanatomi ve manipülatif tedaviyi öğreniyor.

Evlilik mi insanları değiştirir?

Bütün ilişkiler güzel duygularla  başlıyor. Hissedilenler o kadar büyüleyici, o kadar yoğun oluyor ki, sanki bulutlar sarıyor çiftlerin etrafını. Ancak zaman ilerledikçe gerçekler ortaya çıkmaya başlıyor. 

Önce, hafif yaşanan anlaşmazlıklara, kişilik karmaşalarına, bir gün geçecek umuduyla göz yumuluyor. Ancak beklenilenler olmuyor ve bir süre sonra o aşık olduğumuz insanın ya da başka bir deyişle yere göğe sığdıramadığımız ilişkinin maskesi düşüyor.

Eşiniz kıskançlık krizleri mi yaşıyor?
Araştırmalara göre, kadınlar en çok eşlerinin aşırı kıskançlıklarından şikayet ediyor.  Bazen bu kıskançlık krizleri öyle bir boyuta varıyor ki, ilişkinin de, kişilerin de huzurunu ve düzenini bozabiliyor. Böyle durumlarda sakin olmaya çalışın. Eşinize inat olsun diye, onu daha fazla kıskandırma yoluna gitmeyin. Ona verdiğiniz değeri gösterin ve hissettirin. Ayrıca size güvenmesi gerektiğini vurgulayın. Tabii sürekli sorgulama tarzında gelen sorularını da yanıtlamayacağınızı belirtin. Eğer bütün bu yaklaşımlarınız çözüm getirmiyorsa ve eşinizin güvensizliği devam ediyorsa, beraber bir uzmana gitmeyi önerin.

Yalan konuşmaya mı başladı?
Yalan konuşmak bazen bir kaçamak, bazense bir alışkanlık, hatta hastalık boyutuna varabiliyor. Eğer eşinizin size yalan konuştuğunu düşünüyorsanız, bunu öncelikle sorgulama yoluna gitmeden sessizce izleyin. Ve kendinize çeşitli sorular sorun. Örneğin; acaba eşiniz sizi üzmemek, tepkinizi çekmemek için mi yalan konuşuyor? Eğer sonuçta eşinizin gerçekten yalan konuştuğunu düşünüyorsanız ve sevmediğiniz davranışlara devam ediyorsa, önce kendinizi kandırmadan önyargısız hareket etmeye çalışın. Çünkü bir insanın dürüst davranışlarda karar kılması, ancak kendi isteğiyle mümkün olur. Eşinize, bu konuda önceki deneyimlerinizi ve çevrenizde yaşananları anlatın. Ve ona sınırlarını hatırlatarak, ilişkinizin devamı için şartlar koyun.

Aldatıldığınızdan mı şüpheleniyorsunuz?
Kadınların eşleriyle ilgili diğer büyük sıkıntılarından biri de, erkeğin eşini aldatıyor olması. Evliliklerde böyle olaylara çok rastlandığı için, kadınlar kolaylıkla bu duyguya kapılabiliyor. Eşinizin sizi aldatıp aldatmadığını anlamak için, onun rutin davranışlarını inceleyin. Örneğin; haftalarca sizinle seks yapmaması, istekli olmanız karşısında çeşitli bahanelerle sizi reddetmesi, mutlaka sizi rahatsız eder. Bütün veriler sizi aldattığını gösteriyorsa, kesinlikle telaşa kapılmayın. Uygun bir zamanı seçin ve eşinizle oturup güzel bir dille konuşun. Kesinlikle suçlama yoluna gitmeyin. Eğer gerekli duyuyorsanız, bir uzmandan destek isteyin. Bütün bunlar da sonuç getirmiyorsa, kendiniz için neler yapabileceğinizi düşünün.

Şiddete mi başvuruyor?
Bir ya da birkaç kez olması hiç fark etmez, eşinizin size herhangi bir şekilde vurması, suç sayılır. Çünkü hiçbir insanın kimseye vurmaya hakkı yoktur. Eğer eşiniz size sık sık vuruyor ve kendinizi bu tip kaba tavırlardan dolayı tehlike altında hissediyorsanız,  ondan biraz uzak kalmayı deneyebilirsiniz. Küçük çocuklarınız varsa, onları da yanınıza almanız uygun olur. Eğer eşiniz sizi sürekli dövüyor veya vurma tepkisinin ardı kesilmiyorsa, bunu polise bildirebilirsiniz. Çünkü böyle bir olayın kayıtlara geçmesi, ilerde yapacağınız boşanma gibi yasal başvurularda işinize yarayabilir. Fakat olaylar bu boyuta varmadan önce, bir uzmana danışmanız doğru olur.

Yatakta sadece kendini mi düşünüyor? 
Eşiniz, sevişirken sizin nelerden zevk aldığınıza dikkat etmiyor mu? Yatakta sadece kendini mi düşünüyor? Eğer öyleyse, ona, ilgiye ve şefkate ihtiyaç duyduğunuzu ifade edin. Ayrıca ona sevişirken nelerden zevk aldığınızı, size nasıl davranmasını istediğinizi vurgulayın. Küçük aşk oyunlarıyla ilişkinizin daha rekli ve zevkli olacağını belirtin.

Vaseline Losyonları ve Kremleri Yenilendi! Denediniz mi?

Vaseline’i cilt bakımı için doğal ve kaliteli ürünler üreten bir marka olarak hepimiz tanıyoruz. Yılların uzmanlığıyla, cildimizin nelere ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyor. Şimdi ise geliştirdiği yepyeni formülünde, hem doğal özleri artırmış, hem de cildin bütün tabakalarını eşit nemlendiren patentli Stratys 3+ teknolojisi geliştirmiş. Her gün kullanıyorum ve içeriğindeki artırılmış saf özlerin cildimi daha iyi nemlendirdiğini hissediyorum.

Vaseline’in yeni formülünü deneyebileceğiniz 3 çeşidi var. Ben Cocoa Butter’ın kokusuna bayılıyorum. Ayrıca kakao yağı cildin ışıltılı ve pürüzsüz görünmesini sağlıyor. Aloe Fresh losyonu, kurumuş ve çatlamış ciltleri nemlendirirken hafiflemiş bir hisse kavuşturuyor. Essential Moisture ise A, B ve E vitaminleri açısından zengin yulaf özleriyle cildi derinlemesine besliyor.

Ben yapışkanlık hissi bırakmayan Vaseline ürünlerini her gün kullanmaya çalışıyorum. Neden mi? Çünkü cildimizin; rüzgâr, sıcak - soğuk hava, suyla temas gibi etkenler yüzünden gün boyu kaybettiği nemi geri kazanması gerekiyor. Cildin üst tabakasındaki tüm katmanların günlük bakıma, nemlendirilmeye ve beslenmeye ihtiyaçları var. Cildin yüzeyi sağlıklı görünse de, alttaki katmanlar kurumuş veya çatlamış olabilir. Vaseline’in yeni Stratys 3+ formülü, hem “4 kat daha fazla nem tutma”, hem de “24 saat” özelliğine sahip. Yani cildin gün boyunca sağlıklı ve bakımlı görünmesini sağlıyor. Başka bir deyişle; cildin günlük bakımını yapıyor, hem de derin katmanlara kadar.

En sevdiğiniz Vaseline ürününü, bir de yenilenen Stratys 3+ formülüyle deneyin. Bakalım siz de farkı cildinizde hissedebilecek misiniz? Unutmayın, cildimiz her gün kuruyor ve nem kaybediyor. Kurumuş bir ciltle, bakımlı ve güzel görünmek neredeyse imkansız. Yumuşacık bir cilde sahip olmak için, ona iyi bakmamız gerekiyor. Cildinizi her gün nemlendirmeyi atlamayın. Yumuşacık, pürüzsüz ve ışıltılı bir cildi kim istemez?

Detaylı bilgi için tıklayın.


  Bir bumads advertorial içeriğidir.

Kaliteli Bir Cinsel Hayat İçin...

Bir kaç küçük ama önemli püf noktasına dikkat ederek kaliteli bir cinsel yaşama kavuşabilirsiniz. 

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Androloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr.Halim Hattat sağlıklı ve kaliteli bir cinsel yaşam için dikkat edilmesi gereken bir kaç önemli püf noktası olduğunu söylüyor. ntvmsnbc'de yayınlanan yazıya göre, Prof. Dr. Hattat'ın cinselliği daha sağlıklı ve kaliteli yaşamınızı sağlayacak pratik önerileri şöyle:

Kendinizi zorlayan hedefler belirlemeyin: Pek çok kişi cinselliğin uzun sürmesini iyi performans olarak düşünür. Oysa iyi bir performans sadece süreyle belirlenmez. Önemli olan partnerinizle birlikte sizin de mutluluk ve tatmin yaratan bir cinsellik yaşamanızdır. Bu nedenle kendinize fiziksel ve psikolojik olarak yıpratıcı hedefler koymayın. Ancak eğer erken boşalma sorununuz olduğunu düşünüyorsanız hekiminize danışın.

Tek seferlik başarısızlıkta hemen panik olmayın: Cinsel performansınız fiziksel sorunlar kadar uyku seviyeniz, stres düzeyiniz, duygusal durumunuz, ortam, partneriniz gibi pek çok faktörden etkilenir. Tek sefer başarısızlığı nihai sonuç zannetmeyin. Sorununuz devam ediyor ve cinsel yaşam kalitenizi azaltıyorsa doktorunuza danışın.

Cinsel sorunlar çözülmez değildir: Her türlü cinsel sorununuzun bir tedavisi olduğunu sakın unutmayın. Önemli olan zamanında doktorunuza başvurmanızdır.

Seksi Akışına Bırakın: Cinselliği her zaman zaman, mekan ve koşulların uygun olduğu anda yaşayamazsınız. Çok yorgun olsanız da, kendinizi bakımsız hissetseniz de bazen kendinizi kendiliğinden gelişen karşılıklı istekler oluştuğunda bunun keyfini çıkarın.

Sağlık sorunlarınızı geciktirmeyin: Şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, yüksek kolesterol, kanser, hormonsal dengesizlikler ve depresyon gibi sağlık sorunları erkeklerde sertleşme problemi, kadınlarda orgazm ve uyarılma sorunları başta olmak üzere çeşitli cinsel sorunlara yol açabiliyor. Bu açıdan, genç yaşlardan itibaren, düzenli sağlık kontrolleri yaptırmanız sağlıklı bir cinselliğin anahtarı olacaktır.

Bel çevrenizi ölçün: Karın içi yağlar ve kilo fazlalığı hem hormonal dengesizlik yaratır, hem de tansiyon, şeker hastalığı, kalp-damar problemleri gibi sağlık sorunlarını sıklaştırarak cinsel performansı azaltır. Son yıllarda yapılan çalışmalar özellikle bel çevresi kalınlığının seks hormonlarının seviyelerini önemli ölçüde azaltarak, cinsel istek ve performansı olumsuz etkilediğini ortaya koydu. Bu nedenle bu yıl bel çevrenizi kadınsanız 80 cm, erkekseniz 94 cm altında tutmaya gayret edin. Vücut kitle endeksinizi (boy/ kilo ²) de 25’in altına indirin.

Yatak odanıza stresi sokmayın: Yüksek stres düzeyi, gerginlik, endişe hali, öfke sertleşme sorunu, erken boşalma, cinsel isteksizlik gibi pek çok cinsel soruna zemin hazırlıyor. Cinsellikte hayatınızın streslerini bir kenara bırakmayı deneyin. Gerekirse bir stres yönetim uzmanından, yoga ve meditasyon gibi gevşeme tekniklerinden yardım alın.

Önce ilişkinize odaklanın: Kaliteli bir cinsel yaşam için öncelikle sevgi, saygı ve anlayışa dayalı, kaliteli bir beraberlik gerekir. Bu yıl önce ilişkinize, sevgiye, aşka odaklanın. Eşinize, sevgilinize, partnerinize duygu ve düşüncelerinizi açıklıkla ifade edin. Cinsellik esnasında sevdiğiniz ve tercih ettiğiniz davranışları partnerinize doğru bir şekilde aktarın. Eşinizin de ihtiyaç ve tercihlerini öğrenin. Ona sürprizler hazırlayın.

Ondan kaçmayın, konuşun: Cinsel bir sorununuz olduğunda bunu partnerinizle paylaşmaktan kesinlikle kaçınmayın. Cinsel sorunların çiftleri birbirinden uzaklaştırdığı biliniyor. Cinsel problemler bazen ilişki sorunlarının ana nedeni bazen de sonucu oluyor. Sebep ne olursa olsun onunla konuşun, paylaşın, anlatın. Cinsel sorununuzun sizi soğutmasına izin vermeyin. Gerektiğinde profesyonel yardım alın.

Dış görünüşe sadece gereği kadar önem verin: Yılların vücudunuza getirdiği değişimler ve ideal imaj takıntısı özgüveninizi zedeleyip sizi cinsellikten uzaklaştırabilir. Ancak zihinsel ve ruhsal çekimin en az fiziksel çekim kadar önemli olduğunu unutmayın. Dış görünüşünüze özen gösterin ancak aşırılıktan kaçının.

Sebep ilaçlarınız olabilir: Bazı tansiyon ilaçları, depresyon ve endişe ilaçları, uyku hali yaratan sedatifler ve bazı hormon ilaçları cinselliğinizi etkileyebilir. Yeni başladığınız bir ilaç sonrası cinsel performans ve istek sorunları yaşıyorsanız vakit kaybetmeden doktorunuzla görüşüp, ilacınızın böyle bir etkisi olup olmadığını öğrenin. Doktorunuz gerektiğinde ilaç değişikliğine gidecektir. Özellikle antidepresan ilaçlar alıyorsanız cinsel sorunlarınızı etkilediğini düşünerek ilaçlarınızı bırakmayın. Bu ilaçları kullanırken de cinsel performansınız arttıracak yöntemler vardır. Doktorunuza danışın.

Sigara bırakın, alkolü sınırlayın: Alkol ve sigara damar yapısına zarar verip cinsel organlara giden kan akımını azaltır. Bu sene kaliteli bir cinsellik yaşamak istiyorsanız sigarayı mutlaka bırakın. Kadınsanız günde 1, erkekseniz günde 2 kadehten fazla alkol almayın.

Sağlıklı yaşam hormonlarınızı düzenler: Sağlıklı yaşam alışkanlıkları sizi sadece cinsel sorunlara yol açan yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kalp hastalıkları ve damar sertliğinden korumaz, hormonlarınızı da düzenleyerek cinsel performansınızı arttırır. Her gün 30-35 dakikalık hafif-orta tempolu yürüyüşler yapın. Bu yürüyüşleri eşinizle beraber yapıp ilişkinize keyif de katabilirsiniz. Tükettiğiniz besinlerdeki kolesterol, trans ve doymuş yağ miktarını azaltın. Omega-3, meyve, sebze tüketiminizi arttırın. Akdeniz mutfağına ağırlık verin. Daha az kalori tüketmeye gayret edin.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklara dikkat: Cinsel yolla bulaşan hastalıkları aklınızdan hiç çıkarmayın. Cinsel ilişkilerde korunmaya özen gösterin. Buna rağmen sorununuz olduğunda vakit kaybetmeden tedavi olun.

Ruh Halinize Göre Beslenin...

Beslenme uzmanları, beslenme ile ruh hali arasında yakın ilişki bulunduğunu belirtirken bazı yemeklerin psikolojiyi kötü, bazılarının ise iyi yönde etkilediğini açıkladı. 

Bezginlik halinde olanların sebzeye ağırlık vermesi gerekir. Sebzelerin çiğ olmasına ve yavaş yenmesi gerektiğine de dikkat edilmesi öneriliyor.

Yorgunluktan kurtulmak için bezelye ve havuç öneren uzmanlar; taze sıkılmış meyve sularıyla birlikte evde yapılan meyveli yoğurtların da yararı olduğunu söylüyor.

Çekingenlik için kuru baklagiller ve fosfor açısından zengin besinler tavsiye ediliyor.

Agresiflere örnerilen yiyecekler ise yağlı tohumlar; özellikle fındık, ceviz ve fıstık.

Keyifinizin yerine gelmesini istiyorsanız uzmanlara kulak vererek pizza, börek gibi hamur işi yiyeceklere yönelmeniz gerekiyor.

Endişe anında vücutta aşırı sıvı kaybı olacağından hafif çorba, komposto, meyve suyu içilmesi tavsiye ediliyor.

Hayal kırıklığına karşı enginar ile kerevizin etkili olduğu bilinirken, diğer sebzelerin de hayal kırıklığını hafifletici etkisi olduğu söyleniyor.

Yalnızlığından sıyrılmak isteyenlere domates, biber, patlıcan ve patates öneriliyor.

Aşırı öfke duygusunu hafifletmek için; ekmek, makarna, sebze, meyve yenmesi tavsiye edilirken, kırmızı et ve kafeinli içeceklerin aşırı öfkeyi arttırdığına dikkat çekiliyor.

Depresyona ilaç olarak aşırıya kaçmamak şartıyla çikolata, şekerli ve sütlü tatlılar kullanılıyor. Bu durumlarda vücuda mutlaka şekerli besin takviyesi yapılması gerekiyor. .

Özgüveni arttırmak için C vitaminli yiyeceklere yönelmek özellikle yeşil biber, maydanoz, haşlanmış patates ve kuşburnu öneriliyor.

Çocuğunuz Olmuyorsa Tiroit Hastası Olabilirsiniz!

Erkeklere göre kadınlarda daha fazla görülen tiroit bezinin düzgün çalışmaması, vücut savunma sistemini bozuyor, kadın üreme sistemine saldırıyor, gebe kalmayı engellediği gibi, gebe kalındığında düşüğe bile sebep olabiliyor.

Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Doktorlarından Op. Dr. Serhat Partalcı; çocuk isteyen çiftlerin düzenli ilişkiye girmelerine rağmen çocuk sahibi olamıyorsa mutlaka tiroit bezlerinin iyi çalışıp çalışmadığını kontrol ettirmesi gerektiğini belirtiyor. Kadınlarda beyin ve tiroit ile yumurtalık arasında, erkekler de ise beyin ve tiroit ile testis arasında bir ilişki olduğu yönünde bilimsel kanıtlar olduğunu söylüyor.

Tiroit hastalıklarının kadınlarda adet düzenini ve yumurtlamayı bozduğunu ve gebe kalmayı önleyebildiğine değiniyor.  Tiroit hormonlarının vücudun hemen her hücresinin işlevi için gerekli olduğunu, ister diğer hormonların yapımı olsun, ister hücre büyümesi ve çoğalması olsun metabolizmanın normal çalışması açısından vazgeçilmez hormon olduğunun altını çiziyor.  Besinlerden alınan iyodu kandan çekerek gerekli hormonları üreten tiroit bezlerinin normalin dışında hızlı veya yavaş çalışmasının sorun yarattığına, hastalık belirtilerinin tetkiklerden önce anlaşılabildiğine dikkat çekiyor.

Belirtileri Nelerdir?

Hipertiroidi denilen, tiroit bezlerinin hızlı çalışması; iştah artışına rağmen kilo kaybı, sinirlilik, çabuk yorulma, terleme, sıcağa tahammülsüzlük, çarpıntı, ishal veya sık dışkılama, kas güçsüzlüğü, ellerde titreme, bakışlarda şaşkınlık veya korku ifadesi, göz kapağının yukarıya doğru gerilmesi ve göz kapağında şişme, göz kürelerinin öne doğru fırlaması gibi belirtiler görülebilir.

Hipotiroidi de ise, tiroit bezlerinin yavaş çalışması halidir; halsizlik, çabuk yorulma, hareketlerde yavaşlama, kalp atışlarının yavaşlaması, uyku eğiliminin artması, soğuğa dayanıksızlık, ses kalınlaşması, yavaş ve kısık sesle konuşma, ciltte kalınlaşma, kuruluk ve saç dökülmesi, kaşların kenarlardan dökülmesi, kabızlık, terleme azlığı, yüz ve göz kapaklarında şişkinlik şeklinde belirtiler görülebilir.

Karadeniz Bölgesindekiler Dikkat!

Op. Dr. Serhat Partalcı; iyot eksikliğinden kaynaklanan bu rahatsızlığın besinlerle doğrudan bağlantılı olduğunu ve iyottan yoksun bölgelerde yetiştirilen sebze ve meyvelerde, hayvanların etinde iyot miktarının az olduğuna değiniyor. Özellikle Türkiye’nin Karadeniz Bölgesinde iyot miktarının düşük olduğuna ve burada kimyasal olarak iyodu yok eden karalahananın, bol tüketilmesinin tiroit hastalıklarının çoğalması açısından önemli bir etkisinin olduğuna dikkat çekiyor.

Dünyada troit bezleri problemini suya, ekmeğe ve süte iyot katarak çözen tek ülkenin ABD olduğunu belirten Op. Dr. Serhat Partalcı, Türkiye’de de bu uygulamanın başlatılmasının önemli olduğuna değiniyor. İyot bakımından yüksek deniz ürünlerinin tüketilmesini, iyotlu tuz kullanılmasını, özellikle Karadeniz bölgesinde iyotlu tuzun pişen yemeğe ilave edilmesini, yukarıdaki belirtilere sahip kişilerin mutlaka uzmana başvurmasını öneriyor.

Tuvalet eğitimine nasıl başlanır?

Çocuğa nasıl bir tuvalet eğitimi vermeli? Çocuk tuvalet eğitimi esnasında başarılı ve başarısız olduğunda ona karşı ebeveynin tutumu nasıl olmalı? 

Ebeveynin hangi hatalı davranışları çocuğun tuvalet eğitimini tamamlamasını geciktirir? İşte tüm bu soruların yanıtları için uzmana başvurduk.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hatice Karaböcüoğlu, sabır gerektiren tuvalet eğitimine başlarken anne babaların nelere dikkat etmesi, hangi hatalardan kaçınması gerektiğini anlatıyor.

İlk ihtiyacınız olan şey, çocuğunuza kendi başına oturup kalkabileceği, ayaklarının yere rahatça değebileceği bir tuvalet sandalyesi almak ve onun sadece kendisine ait olduğunu çocuğunuza hissettirmektir. Tuvalet sandalyesi zeminde olmalı, asla başka bir sandalyenin üzerine bağlanmamalı. Aynı şekilde kolayca tırmanabileceği merdivenli klozet adaptörleri de kullanılabilir.

İlk günler alışması için elbiseleriyle oturmasına izin verebilirsiniz, hatta isterse kalkıp gitmesine ses çıkarmayın. Eğer çocuğunuz oturmayı reddediyorsa veya şiddetle karşı geliyorsa ısrar etmeyin, belki çocuğunuz henüz hazır olmayabilir. Başka bir zaman veya başka bir gün tekrar deneyin veya 2-3 hafta erteleyin.

Çocuğunuz tuvalet sandalyesine oturmaya alıştıktan sonraki adım, bu sandalyenin ne işe yaradığını anlamasını sağlamaktır. Bunun için çocuğunuzun bezine kaka yapmaya başladığını anladığınız zaman bezini açıp dışkıların oturağa dökülmesini sağlayın ve çocuğunuzu hemen oturağa oturtun.

Çocuğunuz 1-2 hafta içinde o oturağın gerçekte ne işe yaradığını öğrenecektir. Çocuğunuz biraz daha büyüyüp daha rahat ilişki kurulabilir hale geldiğinde, oturağın yakınlarında kısa süreli bezsiz oynamasına izin verin. Oturağını uygun kullandığı sürece siz olayı çok abartmadan öpücük, alkış veya güzel sözlerle ödüllendirin. Başarısız olduğu durumlardaysa asla cezalandırmayın.

Mesane kontrolü daha geç olur
Mesane kontrolü daima dışkı kontrolünden sonra gelişir ve daha uzun süre alır. İdrar kontrolünden önce çocuğunuzun mesanesi belli süre idrar tutabilecek kadar gelişmeli. Çocuğunuz öğlen uykusundan kuru kalkmalı. Çişinin geldiğini anlamalı. Çocuk bunu size idrarını yaptıktan sonra söyleyerek belli eder. Çocuğunuz bu olgunluğa eriştiği zaman onu oturağa yaptığı her başarı için yine fazla abartıya kaçmadan ödüllendirin. Altını ıslattığı her zamansa bir dahaki seferde daha başarılı ve dikkatli olması gerektiği konusunda teşvik edin.

Gece kontrolü daha geç gelişebilir. Uygun olan, yatmadan hemen önce ve uyanır uyanmaz hemen tuvalete götürerek gece eğitimini de birlikte vermektir. Gece bez bağlamak yerine havlulu külotlar kullanmak onun kafasını daha az karıştırır ve kendine güvenini sağlar.

Mutlaka birkaç kez kazalar yaşanır, ancak ona bunun bir kaza olduğunun anlatılması, kuru kalktığı her gece için ödüllendirilmesi eğitimin başarısını sağlar.

Dikkat!
Tuvalet eğitiminde önemli olan pozitif tutum, doğal olmak ve kesinlikle korku unsurunu kullanmama. Gündüz tuvalet terbiyesi tamamlandıktan bir yıl sonra gece sorunları sürüyorsa doktorunuza danışın.

Tuvalet eğitiminde yapmamanız gerekenler
2 yaş çocukların her şeye karşı çıktıkları, aksilendikleri bir gelişim dönemi, kitaplarda berbat 2 yaş (terrible 2) dönemi olarak geçer. Bu dönemde çocuğun isteğinden bağımsız tuvalet eğitim vermeye çalışmak, doğru olmaz. Mutlaka istekli olması gerekir.

Başarısızlık ve zorlanmak onu çok üzer. Bu nedenle oturağa oturmuyorsa zorlamayın, korkutmayın, cezalandırmayın. Sürtüşmeye asla girmeyin, bu eğitimin sizin için önemli olduğunu hissettirmemeye çalışın.

Çocuğunuz size tuvalet gereksinimini söylemeden oturağa oturtmak için uğraşmayın. İnisiyatifin onda olduğunu hissettirin. 
Eğitim süresince kazalar olacaktır, doğal karşılayın, azarlamayın. Kızgınlık, sabırsızlık sizi başa döndürecektir. Çocukta onarılması güç psikolojik sorunlara neden olabilecek ısrarcı ve otoriter, suçlayıcı eğitimi asla uygulamaya kalkmamalısınız. Bilmelisiniz ki aslında çocuk gelişmeye hazır olmadan siz ne yaparsanız yapın hiçbir konuda zorla eğitim veremezsiniz.

Cesareti yoksa, yürümeye hazır değilse, 1 yaşına geldi artık yürümeli deyip elinden tutarak zorla ortada desteksiz bırakarak yürümeyi öğretemeyeceğiniz gibi bezsiz bırakarak, 10 dakikada bir tuvalete götürerek de tuvalet eğitimi veremezsiniz. Kendi istediği zaman hazır olduğunu hissettiği zamandır ve siz sadece ona nereye ve nasıl yapılacağı eğitimini verebilirsiniz.

Özellikle dışkılama zorla verilen eğitimlerde kabusa dönüşür, günlerce tutulan dışkı katılaşıp makatta çatlaklara, kanamalara yol açabilir.

Kariyer sorunlarınızla mücadele tüyoları

İş görüşmeniz kötü geçti veya işten çıkarıldınız. Belki de size söz verilen bir mevkii işe sizden sonra başlayan birine verildi. Öfkelenmeden önce biraz nefes almaya çalışın.

Keşfedin

Öfkenizi içinize atmayın veya sinirinizi unutmak için kendinizi işe vermeye çalışmayın. Sinirle sonradan pişman olacağınız biç bir şey söylemeyin. Kendinizi ofisten dışarı atın, mümkünse sakinleşmek için birkaç kilometre yürüyün ve derin derin nefes alın. 30 yaşındaki Esra terfi etmediğini ve hayalindeki pozisyona başka bir iş arkadaşının getirildiğini öğrendiğinde patronlarına hiçbir şey söylemedi. Ofisin deniz manzaralı terasında dakikalarca ağlamayı tercih etti. Fakat yeni bir iş bulup istifasını verdiğinde, daha önce söyleyemediklerini patronlarına söyleyip rahatladı.

Yüzleşin

Yolunuza devam edebilmek için içinizdeki öfkeyi -doğru zamanda- dışarı vurun. Bir yoga sınıfına gitmek yerine squash oynayın. Böylelikle bu tip bir acının vücudunuza enjekte ettiği enerjiyi serbest bırakmış olursunuz.

Rahatlayın

Kariyerinizdeki önemli zamanları hatırlayıp, onlara odaklanın. Eski işyerinizden bir arkadaşınızla yemeğe çıkıp birlikte çalıştığınız zamanlardaki başarılarınızı size hatırlatmasını isteyin. O günlerde neler hissettiğinize odaklanmanız, üzerinizde pozitif bir etki yaratacaktır.

Telafi edin

Her zaman atacağınız bir sonraki adımı düşünün. Eğer iş görüşmeniz kötü gittiyse doğru iletişim kurmakla ilgili bir kursa yazılın. Yılmadan kendinizi sürekli olarak geliştirmeye çalışın. Eğer sizin yerinize başka biri terfi ettiyse zaman yönetimi hakkında fikir edinmeye bakın. Böylece aslında sizi her açıdan kötü etkileyen bir olayın olumlu yansımalarını yaşadığınızı fark edebilirsiniz.

Bakış açısı kazanın

Kendi kendinize şu soruyu sorun; “Bana uygun olan işi mi yapıyorum? Kariyerimde hayal ettiğim bir yerde miyim? Doğru şirkette, doğru insanlarla mı çalışıyorum?” Bunun ardından iş aramıyor olsanız bile CV’nizi yeniden yazın. Bunu yapmak size bir çalışan olarak değerinizi gösterip, kendinize olan güveninizi ve inancınızı tazeler.

Estetik Psikolojiyi de Etkiliyor

Dış görünüşünden memnun olan kişi çoğu zaman kendisi ile barışık, iş hayatında ve sosyal ilişkilerinde daha başarılı, aşk ve evlilik hayatında daha kolay mutlu oluyor. 

Kişinin kendini aynada güzel ve alımlı görmesi özgüveninin artmasına ve insanlarla daha çabuk iletişim kurmasına olanak sağlar. Burnunun yüzüne hiç yakışmadığını, hamilelikten sonra karnının eskisi gibi dümdüz olmadığını ya da yüzünün elastikiyetini kaybedip sarktığını görüp dış görünüşünün kötü olduğunu düşünenler ise çevreleriyle olan ilişkilerinde tutuk ve uyumsuz davranabilirler. Bazı kişilerde bu kusur öyle bir takıntı haline gelir ki, bireyin iş ve sosyal hayatını tam bir kabusa çevirebilir...

Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, estetik sorunların zamanla kişide telafisi zor ruhsal sorunlara yol açtığını belirterek bazı estetik rahatsızlıkların kısa ve küçük operasyonlarla düzeltilerek, kişide ki özgüveni artırdığını kendine güvenen bireyler haline getirdiğini açıkladı...

Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu "Bireyin kendini gerçekten mutsuz hissettiği bir kusuru var ise özgüvenin yeniden kazanması açısından cerrahi operasyon yoluna gidilebilmektedir... Var olan kusur tıbbi açıdan bir sorun teşkil etmiyor ise estetik operasyonun gerekliliğine hastanın kendisi karar vermelidir. Bu hastanın beden sağlığından çok ruh sağlığı için yaptıracağı bir operasyondur" diye açıkladı.

Bedene Gereken Önem Verilmeli…

Kışlaoğlu, yüzyıllardan bu güne süregelen güzelliğin öncelikle kadınlar olmak üzere her bireyin vazgeçemeyeceği unsurlar arasında yer aldığını belirterek şunları söyledi; “Son dönemde estetik cerrahide ki gelişmeler ve estetik operasyonların uygulanma aşamalarındaki başarı birçok kişiyi estetik operasyonlara yönlendirdi. Operasyon başvurusu ile gelen birçok kişi görüntüsünde memnun olmadığı yanları açıklayarak cerrahi açıdan bizden yardım istiyor. Kişinin estetik işlem sonrası kliniğimizden ayrılırken gözlerindeki memnuniyeti görmek dolaylı da olsa hastamıza sunduğumuz psikolojik desteği de yanına alıyor” diye konuştu.

Sınırı İyi Çizilmeli…

Kadın güzelliğinin ve bakımının oldukça önemli olduğu modern hayatta, estetik operasyonlar birçok kişinin imdadına yetişiyor. Ancak uygulanacak estetik işlemlerin belirli bir sınır çerçevesinde ve uzman görüşü alınarak uygulanması gereklidir.

Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, aslında kişide olmayan; ama kişinin kendisinin vücudunun bir bölümünün anormal algılanması ya da çok küçük bir şeyin abartılarak düşünülmesine ‘ vücut dismorfofobik bozukluğu’ dendiğini kaydederek şu önemli açıklamalarda bulundu. “ Vücudunda hiçbir estetik sorun olmadığı halde kapımızı çalan yüzlerce hasta ile karşılaşıyoruz. Kişi hiç bir eksiği olmamasına karşın kendi bedenini yanlış algılaması sonucu, sürekli kusurlu gördüğü bölgeyi gizliyor yada bu bölgeyle ilgili kendini özgüvensiz ve eksik hissediyor. Örneğin göğüslerinin iriliğinden şikayet eden bir hasta vücut yapısına göre ölçülerinin nasıl olacağını bilemediği için kendini çok daha kötü ve orantısız görebiliyor. Bu aşamada biz doktorlara düşen görev hastaya, gerekli oran ve açıklamalarla bu durumu anlatmak ve doğru ne ise ona göre karar almak, eğer gerçekten kişide estetik operasyona ihtiyaç yoksa bunu açıklayarak psikolojik olarak onu rahatlatmaktır. Eğer Hasta iri göğüsün beline ve bedenine verdiği sağlık sorunları ile bize başvurmuş ise gerekli müdahale yapılarak hasta sağlığına kavuşturulur” dedi.

Sadece takıntı oluştuğu için yüzüne estetik yaptıranların işin yüzde 2-3`ünü içerdiğini belirten Kışlaoğlu “Bunlar kişinin yüzüyle ilgili olan, burun görüntüsü, kulak için yapılan, çene üzerinde çene ve ağız civarı kırışıklıkları gibi, yüz gerdirme ve yüzdeki bazı ameliyatlardır. Bazen nefes alma güçlüğü çeken kişilere yapılan burun ameliyatlarında dışı düzeltmeden içeride yapılan düzeltmeden sonuç alınmaz. Mecburen dış yapıyı da düzeltmek gerekir. Bu da kozmetik olarak düşünülmemeli” ifadesinde bulundu.

Aşk sağlık için çok iyi geliyor

Aşk kişiye göre değişen kavram; kimine göre süresi, kimine göre şekli önemlidir.

Bazılarına göre aşkın organı kalp, kimine göre ise beyin. "Aşk olmazsa meşk olsun" söyleyen de var, aşkın platoniğini seçen de.

Peki bu aşk denilen şey nedir? Bilim adamlarına göre beyin aktivitesi. Beyinde artan hormanlarla duygu değişimleri; dopamin, norepinefrin, feniletilamin gibi çeşitli beyin içindeki hormanların aktivasyonları. Memorial Suadiye Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü'nden Uz. Dr. İsmail Yağız, "aşkın sağlığa olumlu etkileri" hakkında bilgi verdi.

Aşk sadece bir duygu mudur? Gösterilebilir mi?

Aşık bireylerin beyin MR görüntüleri incelendiğinde özellikle dopamin içeren bölgelerin, yani beyin sağ bölgesinin yoğun bir biçimde aktivitesinin arttığı gözleniyor. Dopamin vücuda enerji veriyor, iştahı azaltıyor, ilgiyi artırıyor, uykusuzluk, sürekli karşı tarafa odaklanma, onu düşünmeyi sağlıyor. Aşkın 3 fazının ilk dönemi bu şekilde gösteriliyor. Aşkın 2. ve 3. döneminde ise biraz daha sakinlik, sevgi, iletişim, koku duyguları, alışkanlık ve güven hissi ön planda. Bu dönemlerde ise serotonin ve diğer mutluluk sağlayan endorfinler etkili.

Peki "aşk olmazsa meşk olsun" diyebiliyor muyuz?

Yapılan bilimsel çalışmalarda intihar girişiminde bulunan gençlerde kalp kırıklığı, terk edilme, aşkın kabul görmemesi gibi nedenler var. Aşk problemleri özellikle genç bireylerde toplum dışına itilme, yalnızlık ve depresyonu tetikleyerek yaşam isteğini azaltıyor. Kırık kalpli gençlerin hayatları incelendiğinde aile ilişkilerinde problemler, şefkat ve ilgi eksiklikleri gözleniyor. Hükümetler gençlerin üzerine daha fazla durulması, sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi, gençlik cesaretinin olumsuz bir sonuca yol açmaması için önlemler alınması üzerinde duruyorlar.

Aşık olmak kilo vermede büyük bir etken

Aşk hem psikolojik hem de fizyolojik etkileri ile sağlığa iyi geliyor. Fiziksel etkilerde iştahsızlık ve metabolizma hızının artması başı çekiyor.

Aşkın fiziksel etkileri:

1.Kan akımının düzenlenmesi
 Dopamin ve norepinefrin kan akımını artırır.

2.İştah azalması
Tokluk merkezinin uyarılmasıyla açlık hissi kaybolur

3.Kalp ritminin hızlanması
Noradrenalin kalp atım hızını artırır.

4.Yağ yakımı
Stres hormonları olarak bilinen noradrenalin yağ yıkımını sağlar.

5.Metabolizmanın hızlanması
Kilo kontoru ve zayıflık sağlar

6.Hafıza ve becerilerin artması
Artan kan beyin kan akımı hafıza ve becerilerin artmasını sağlar.

7.Ağrıyı daha az hissetme
Güçlü vücut içi morfin olan endorfinler hem ağrı algısını azaltır hem de mutluluk sağlar.

8.Bağışıklık sisteminin güçlenmesi
Endorfin ve serotonin yüksekliği bağışıklık sistemini güçlendirir.

9.Cilt sağlığının artması
Kan akımı değişiklikleri ve seks hormonlarının artması ciltte duruluk ve canlılık sağlar.

10.Östrojen ve testosteron artması
Üreme isteğini artırır.

Aşkın psikolojik etkileri arasında motivasyonu artırma yönü ön plana çıkıyor. Kişinin kendisine olan güveninin artması da hem sosyal hayatta hem de iş yaşamında başarıyı getirebiliyor.

Psikolojik etkiler:

1.Motivasyonun artması
Kendine güvenen ve enerjik bir bünye, konsantrasyon yoğunluğunu sağlar.

2.Anti depresan etkiler
Kullanılan antidepresanlar serotonin ve noradrenalin türevi maddeler içerir.

3.Özgüven ve başarı
Mesleksel başarılara imza atılır.

4.Dışa dönük, sosyal kişilik yapısı
Mutlu ve sosyal bir kişilik yapısı sağlar.

Aşk sağlıklı bir biçimde yaşandığında bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkileri sayesinde hastalıklardan koruyabiliyor. Kişinin tüm güzellikleri ile yaşadığı aşka dengeli ve sağlıklı bir yaşam şeklini de eklemesi gerekiyor.

Aldatmayan erkek var mı?

Aldatmayan erkekler var mı, varsa neden aldatmıyorlar ve diğer erkeklerden nasıl ayrılıyorlar? 

Davranış Bilimleri Enstitüsü Başkanı Psikolog Emre Konuk aldatmayla ilgili sorularımıza cevap vermeye devam ediyor. Psikolog Emre Konuk çok çarpıcı bir rakam veriyor: "Aldatmayan erkeklerin oranının tüm erkeklerin %2'si olduğu söylenir."

Aldatmayan erkek var mı?
Çocuk doğduğu zaman içgüdüleriyle doğar. Tanımı gereği içgüdü bir şeyi arzular ve elde etmeye çalışır. Elde ettiği zaman doyar. Anne-babanın en önemli görevlerinden biri çocuklara içgüdülerini kontrol etmeyi öğretmeleridir.

Bireylerin cinsel içgüdüleri kontrol etmesini de toplum ve özellikle ebeveynler bir şekilde öğretir. Toplumun ahlakını çocuğa anne-baba öğretir. Güdüleri ve istekleri denetlemeye öz denetim dersek, bazı insanlar öz denetimi iyi öğrenir, bazıları ise öğrenmez. Bazı erkekler cinsel dürtülerini denetlemeleri gerektiğini öğrenirler ve bundan şikayetçi olmazlar. Bu erkekler aldatmaz. Neticede karşı cinsle yasak ilişki kurmazsan ölmüyorsun.

Aldatmayan erkeklerin genel profili nasıldır? 
Davranışlarını kontrol etme becerileri iyi gelişmiş, düşünce yapıları ve değer sistemleri davranışlarıyla uyumlu oluyor. Mesela hayatı boyunca çocuklarına ahlaklı olmayı öğretmeye çalışan bir baba, bunu davranışlarıyla da gösterip karısını aldatmıyor.

Tüm erkekler arasında aldatmayan erkeklerin oranı nedir sizce? Böyle bir araştırma sonucu var mı elinizde?
Maalesef bir araştırma olarak bilmiyorum. Yüzde iki falan olduğu söylenir ama bence sanıların aksine aldatmayan erkek oranı yüzde ikiden daha yüksek.