Kalp ritminiz sağlığınızı ele veriyor

Fitness uzmanları sağlıklı bir kalbe sahip olmak için dakika/nabız sayısının kontrolüne dikkat çekiyor.

Sigara içmek, obezite ve “iyi” kolesterol olarak da bilinen HDL’in düşük seviyede olması en ölümcül hastalıklardan biri olan kalp hastalıklarının nedenlerinden sadece birkaçı. Bu nedenle bilmeliyiz ki, konu kalple ilgili olduğunda hayatımızdaki neredeyse bütün seçimler kalbimizin çalışma kalitesini etkileyecektir.

Amerikan Kalp Derneği'ne göre, dinlenir durumunda olan bir yetişkinin kalp atış hızının dakikada 60 ile 80 arasında olması gerekir. Bu kalp atış hızı yaşla beraber hızlanır, ancak fiziksel olarak zinde olan insanlarda veya atletlerde bu oran dakikada yaklaşık 50-60'a kadar düşer. Yağ yakımı ve kondisyon gibi hedeflere ulaşmak isteyenler; tam verim almak için nabız sayılarını hedeflenen bir aralıkta tutmalıdır.

Life Fitness  Akademi uzmanları daha sağlıklı bir kalbe sahip olabilmek için şunları öneriyor:
Bilgi Toplayın: İyi bir uykudan sonra, sabahki kalp atış hızınızı ölçün.Amerikan Kalp Derneği'ne göre teorik maksimum kalp atışını ölçmenin en kolay yolu 220'den yaşınızı çıkartmak. Bu maksimum değerin %60-80'i egzersiz sırasında olması gereken ideal kalp atış hızıdır. Egzersiz sonrasında yapılması gereken akıllıca bir şey ise kalp atış hızının egzersiz bittikten sonra ne kadar sürede normale döndüğünü ölçmek. Sağlıklı bir kalbin atış hızı bir dakika dinlenmeden sonra en az 30 atış düşmelidir.

Egzersiz: Kalp atışı hızlanıp, bireyin ideal kalp atış hızı oranında kaldığı sürece koşmak, yürümek veya bisiklet çevirmek gibi egzersizlerin herhangi bir kombinasyonu kalp için yararlıdır. Önemli olan ise devamlı olarak kalp atış hızını kontrol edip, kalbin çok hızlı ya da çok yavaş çalışmadığından emin olmak. Life Fitness kardiyo  cihazlarında bulunan Dünyanın tek digital kalp ölçüm sistemi 'Life Pulse' gerçeğe en yakın kalp ölçüm sonuçları sağlayarak egzersiz verimliliğinizi garanti altına alır. Diğer kardiyo aletlerinde de dokunmatik kalp atış hızı sensörleri mevcuttur ve Life Pulse kalitesinde olmasa da nabız kontrolünüzde size yardımcı olacaktır. Egzersizlerinizde Kalp ritminizi mutlaka bu ölçüm sistemleriyle kontrol altında tutun. Hedefinizden fazla çalışıp kalbinizi yormanızı ya da verimsiz egzersizle zaman kaybınızı nabız ölçüm sistemi engelleyecektir.

Rahatlayın: Araştırmalara göre stres; kalbe zarar veren yüksek tansiyon, aşırı yeme, egzersizden kaçınma ve diğer sağlıksız yaşama koşullarına yol açıyor. Yeterli uyumak, düzenli olarak spor yapmak ve başka sağlıklı hobiler edinmekle beyninizi ve vücudunuzu rahatlatabilir ve stres seviyenizi kontrol altına alabilirsiniz.

Doğru Beslenin: Vücudumuzun ihtiyacı olandan daha fazla kolesterol içeren lezzetli, ancak yağlı yiyeceklerle çevriliyiz. Amerikan Kalp Derneği, toplam yağ (özellikle trans yağlar), kolesterol ve sodyum alımını kısıtlayan ve önemli miktarda meyve, sebze, lifli ve tam tahıllı gıdaların alımını vurgulayan kalp için sağlıklı diyet öneriyor.

Parlak bir cilt için yapılması gerekenler

Doğal ışıltının kaynağını gıdalarda, sporda ve vitaminlerde arayın…

Sağlıklı, canlı ve parlak bir cilt hepimizin hayalidir öyle değil mi? Dergi karıştırırken, internette oyalanırken, televizyon seyrederken karşımıza çıkan ünlülerde ilk fark ettiğimiz genelde sağlık fışkıran güzel yüzleri, pasparlak, belirgin elmacık kemikleri ve aydınlık taşıyan bakışları oluyor. Güzel görünen bir cilde kavuşmak aslında hayal değil… Bunun için yaşam tarzınızda yapacağınız birkaç değişiklik ve doğru ürünleri kullanmak yeterli!

Tabii içten gelen bir ışıltı için en başta cildin sağlıklı olması gerekiyor. Çünkü sağlıklı cilt kendini hemen belli ediyor. Unutmayın ki insanın mutlu olması ve kendine güvenmesi de güzel görünmesinin altında yatan etkenlerden. Öyleyse haydi, gülümseyin, mutluluğunuz yüzünüze yansısın…

Doğru beslenme
Dengeli beslenmek ve bir takım gıdalardan uzak durmak cildiniz için büyük önem taşıyor. Yağlı yemekler, gazlı içecekler yasak! Tamam, arada kendinize müsaade edebilir, aşırıya kaçmadan size çok çekici gelen o patates kızartmalarından atıştırabilirsiniz. Ama aklınızın bir köşesinde bebek gibi bir cilde kavuşma hayalleriniz olsun… Peki, o zaman hangi gıdalara yönelmeliyiz? Sebze ve meyveler listenin üst sıralarında. Özellikle böğürtlenin içindeki antioksidanların cildi yaşlılığa karşı koruduğu iddia ediliyor. Havuç malum, içinde bol miktarda A vitamini var ve cilde çok iyi geliyor. Somon balığı da zengin bir Omega 3 kaynağı… Hücreleri sağlıklı ve formda tutuyor. İçeceklere değinecek olursak bitki çayları ama özellikle de yeşil çay cilt kanserine yol açan serbest radikallerin ortadan kaldırılmasında büyük rol oynuyor. Ayrıca cilt hücrelerinin sağlığı açısından da faydalı bir içecek.

Su, su ve yine su!
Su içmenin önemi hakkında yorum yapmaya gerek var mı? Günde en az sekiz bardak su içmek hem sindirim sisteminiz için çok faydalı hem de cildin nem kazanması, kurumaması için şart. Yeteri kadar su içip içmediğinize çok basit bir gözlemle karar verebilirsiniz. İdrarınız rengine bakın. Eğer koyu renkse yeteri kadar içmiyorsunuz demektir.

Vitamin takviyesi 
Eğer düzenli besleniyorsanız normal şartlarda vitamin takviyesine ihtiyacınız yoktur. Kışın bazen kendimizi güçsüz hissederiz veya hastalık sonrası toparlanmak için biraz takviye almayı tercih edebiliriz. Cilt problemleri söz konusu olduğunda da dermatologlar vücudun vitamine ihtiyacı olduğunu saptayabiliyorlar. Mesela A vitamini eksikliği (havuçta olduğunu söylemiştik) yüzünüzde siyah ve beyaz noktaların çıkmasına yol açabiliyor. Işıltı eksikliği de demir gibi (tüm kadınların problemi değil midir, demir eksikliği?) bir takım vitaminlerin eksikliğine işaret eder. B vitaminlerinin de cilde olan pozitif etkilerinden bahsedilir hep. Unutmayın, vitamin almadan önce mutlaka doktorunuza danışmanız gerekir.

Cilt bakımı ve spor
Yeni spor yapmış insanların ne kadar sağlıklı göründüklerini hiç fark ettiniz mi? Fiziksel aktivite vücudu çalıştırıyor, kalp atışlarının hızlanmasıyla yüzümüz de renk alıyor. Ancak, spor hayatımızın önemli bir parçasıysa cilt bakımı rutinimizi de ona göre düzenlemeliyiz. Yüzümüzü günde iki kez bol suyla yıkamalı, gözenekleri kapayan ter damlacıklarından kurtulmalıyız mutlaka. Arada bir duş almak da cildinizin parlamasını sağlar. Yeter ki cildi nemli tutun ve duş sonrası hemen nemlendirin. Ilık suyla yıkamaya ve cilt tipinize uygun bir temizleyici ürün kullanmaya gayret gösterin. Ayrıca, yüzünüzü yıkarken cildinizin temizlik ürününden tamamen arındığından, hiçbir kalıntı kalmadığından emin olun.

Hayatınızda uygulayacağınız bu değişikliklere hemen alışacak, kendinizi daha sağlıklı ve zinde hissedeceksiniz. Sonuçları sizi mutlu edecek çünkü hem ışıl ışıl gülümseyecek, hem de güzelliğinizle büyüleyeceksiniz!

Sağlıklı bir cilt için beslenme tüyoları

Sağlıklı cilt, güçlü saçlar gibi birçok özelliğe sahip olmanın yolu sağlıklı beslenmeden geçiyor.

Beslenme uzmanı Nil Şahin Gürhan, “Sağlıklı saçlar, güzel tırnaklar, canlı bir cilt, enerjik bakışlar ancak yeterli beslenmeyle mümkün olur” diyor ve ekliyor: “Beslenme şekliniz cildinizin, saçınızın, tırnaklarınızın güzelliğini belirler.” Gürhan, bunları söylemekle kalmıyor sağlıklı bir cilt, parlak gözler için müthiş beslenme tüyoları da veriyor. Tabii bunları düzenli uygulamanız şartıyla...

*Her sabah kahvaltıda bir adet yumurta tüketin.

*1-2 tatlı kaşığı tahinpekmez karışımı etkili ve parlak bakışlar için ilk adım.

*Her gün bir adet taze havuç yiyin.

*Yemeklerde, çayda, salatada gün içinde bir adet limonun suyunu kullanın.

*Öğlen akşam öğünlerinin en az birinde salata olsun. Ve salatalarınıza mutlaka zeytinyağı ilave edin.

*Her gün bir fincan Türk kahvesi günü dinç ve enerjik geçirmeniz için keyifli bir yardımcıdır.

*Öğleden sonra; öğlen ile akşam yemeği arasında bir su bardağı süt veya yoğurt tüketmek, günün en yoğun ve yorgunluğun en çok hissedildiği bu zaman diliminin rotasını değiştirir.

*Haftada 2-3 gün balık güzelliğinizi desteklediği ölçüde dimağınızı da güçlendirir. Akıllı ve güzel olmayı kim istemez!

Hayallerinizin gelinliğini seçmeye başlayın

İşte size hayallerinizi süsleyeceğini düşündüğümüz bir kaç gelinlik modeli...

Hazırsanız; evlilik koşturmasının en keyifli ve heyecan dolu seçimine geldi sıra;

Gelinlik Seçimi…
Daha evlilik teklifini dahi almadan, hatta küçük yaşlardan itibaren gelinlik hayalleri içerisinde olduğunuzu biliyorum. Biz kadınlar böyleyiz. Bazen bir filmde, bazen katılmış olduğumuz bir düğünde, bazen de gazetede gözümüze çarpan bir gelinliğe  “işte bunu istiyorum” cümlesini defalarca kurmuşuzdur. Bu büyük gün için kusursuz olmak her kadının hayali!  İşte şimdi ise hayalleri gerçekleştirme zamanı…

Hayatınızın en özel gününde size eşlik edecek, sizi gecenin prensesi haline getirecek olan gelinliğinizi seçmek göründüğü kadar da kolay değildir.  Tabii ki bu özel gecede rüya gibi bir gelinliğin içinde tüm bakışları üzerinize toplamak isteyeceksiniz.  Öyle olacağınıza hiç şüphe yok! Yalnız gelinlik alışverişinizin kâbusa dönmemesi için bazı hususları sizlerle paylaşmak istiyorum; sonradan pişman olmamak için aşağıdaki tüyoları dikkate almanızı öneririm… Gelinlik alışverişi sizi yoran, strese sokan bir koşturma değil, sizi hayallerinize yaklaştıran, mutluluk veren bir süreç olmalıdır.

Gelinlik modellerinin çeşitliliği ve fiyatlarının değişkenliğini görünce aklınız karışabilir. Peki, bu kadar çok alternatif içinden hangi gelinliği seçecek ve nelere dikkat edeceksiniz?

Her şeyden önce gelinlik için belirlemiş olduğunuz bütçeyi oluşturmalı ve ona sadık kalmalısınız.

Gelinlik araştırmanıza ilk etapta yalnız çıkın! Yani tarzınızı ve hayalinizi keşfedene kadar modaevlerini tek başınıza gezin;  deneyin çıkarın, gene deneyin gene çıkarın…

Ta ki hayalinizdeki tarzı ve modeli hissedene kadar… Gelin adayları genelde kalabalık bir grupla gezmeye başlıyor; her kafadan bir ses çıkması kendi fikrinizi etkiliyor. Sonuçta o gelinliği siz giyeceksiniz, tamamı ile sizin ruhunuzu ve sizin hayallerinizi yansıtmalı!  Siz hayalinizdeki modeli keşfetmeye başlayınca anneniz veya fikrine güvendiğiniz diğer yakınlarınızdan fikir alabilirsiniz. Son kararı hep birlikte vermenin keyfine varın!

Cesur olun! Her gelinliğin askıda farklı, üstünüzde farklı olabileceğini unutmayın. Deneyin… Belki de “hayatta bana yakışmaz!” dediğiniz model sizi hayallerinize kavuşturacak.

Vücudunuzu tanımalı ve vücut kusurlarını kapatan, boyunuza ve kilonuza gidecek bir modeli seçmelisiniz. Böylece daha alımlı ve muhteşem görüneceksiniz.

Gelinliğinizi seçerken kendiniz olmalısınız; tarzınıza uyan, içinde rahat ve mutlu olacağınız bir modele yönelin.

Gelinliğinize karar vermeden önce düğününüzün tarzı ve yeri az–çok belli olmalıdır. Düğünün tarzı gelinlik seçiminizi etkiler. Kır düğününe giyilecek gelinlikle, otelde yapılacak kutlamaya seçilen gelinlik kumaşından süslemesine kadar farklı olacaktır.

Gelinlikte modaya inanır mısınız bilemem ama seçeceğiniz gelinlik modeli sezonun modasını değil sizin tarzınızı ve kişiliğinizi yansıtmalıdır. Normal hayatınızda çok sade giyinen biriyseniz, gelinlik seçiminde ağır ve işlemeli bir model seçmeniz, sizde emanet görüntüsü oluşturur.

Gelinlikte doğru kumaş seçimi de önemlidir. Yaz düğünlerinde rahat hareket edebileceğiniz şifon, ipek, organze, tafta gibi hafif kumaşları, kışın ise mikado, saten düşes, saten, krep gibi daha dolgun ve tok duran kumaşları tercih edebilirsiniz.

Modeller konusunda aklınız karışıyorsa ve ne istediğinize karar veremiyorsanız bu durumdan kurtulmanın en iyi yolu; farklı tarzda gelinlik mağazalarına gidip değişik modeller denemek olacaktır. Birinde  mutlaka “ işte bu” diyeceksiniz.

Gelinlik mağazalarının birçoğu randevu sistemi ile çalışır; gitmeden önce randevu almayı unutmayın ki modacınız tüm enerjisini ve dikkatini size verebilsin…

Gelinliğinizi düğünden 2 gün önce almanız, olası düzeltmeler için size zaman kazandırır.

Gelinlik modelinizi belirlerken damat adayı ile yan yana olduğunuzdaki fiziki görünüm ve uyumu da dikkate almalısınız.

Gelinliğinizi diktirme haricinde hazır da alabilirsiniz. Belki de birbirinden güzel ve çekici hazır gelinlikler arasından hayalinizdeki gelinliği kolayca bulacaksınız. Hazır gelinlikler sonuçta daha pratik, üstelik üzerinize tam oturmayan kısmını modelde oynama yaparak size uygun hale getirmek kolaylıkla mümkün! Ama tabi ki size özel farklı bir tasarım istiyorsanız Houte Couture tasarımlara da bakmanızı tavsiye ediyorum.

Modacınız provalara giderken gelin iç çamaşırınız ve ayakkabılarınızın yanınızda olmasını isteyecektir. Ayakkabı ve çamaşır modeline karar verme zamanı…

Peki ya aksesuar seçimi? Gelinliğinizi ne tarz aksesuarlarla tamamlamak istiyorsunuz?  Romantik tüylerle süslenmiş bir taç mı, yoksa swaroski taşların ışıltısı mı? Gelinliğinize uygunsa eldiven takarak vintage tarzda yakalayabilirsiniz. Seçim sizin. Bu detaylara karar verirken modacınıza kulak vermeyi unutmayın…

Hazırlayan: Meltem Öksüm

9 olağandışı fobi ve anlamları!

Fobiler genellikle ortak değildir. Hepimizin bildiği Birkaç ortak fobi vardır bunlar arasında; böcek, köpek, balon ve palyaçodan korkanları biliriz. Fakat insanların herşeye karşı korkuları olabilir. İşte az bilinen fobiler...

Limnofobi
Düşünün, sessiz sakin bir yerde göl kenarında oturmuş, rahatlıyorsunuz... Ne kadar huzur verici değil mi? Yalnız göl fobiniz yoksa! Evet, bazı insanların göl fobileri var.

Chirofobi
Tüm fobilerle başa çıkılması gerçekten çok güçtür. Bunlar hayatı oldukça zorlaştırır. Bu fobiye sahip olan insanlar, vücutlarındaki herhangi bir bölümden korkarlar.

Rhytifobi
Bu dünyada en az bilinen fobilerden biridir ve genellikle bu fobi kadınlarda vardır. Evet, bu fobiye sahip olanların korkusu ise, kırışıklıklar...

Barofobi
Bu gerçekten çok nadir ve enteresan olan fobilerden biridir. Bu fobinin korku temeli ise yer çekimidir. Enteresan değil mi? Hem yerçekimi olmayan bir ortamda kalamayız ama yer çekiminden de korkarız...

Logizomechanofobi
Dünya değişiyor, buna bağlı olarak insanoğlu yeni fobiler ediniyor. Bu fobilerden en komiği ise, herşeyin neredeyse teknolojiyle yürüdüğü dünyada bilgisayarlardan korkmak olsa gerek. Bazı insanlar bilgisayarlı ortamlarda geriliyor ve korkularına hakim olamıyorlar.

Theofobi
Hepimiz Ateizm'i az çok biliriz, fakat bu Allah korkumuz olduğundan değildir. Bu fobiye sahip insanların korkusu, Allah.

Peladofobi
Erkeklerin, en çok korktukları şeylerden birini tahmin eder misiniz? Diye sorsam kesinlikle yanıtlarınızı duyar gibiyim; kellik. Evet bu korku genellikle erkeklerde görülüyor ve korkunun diplerinde ise kel kalmak yatıyor.

Chaetofobi
Peladofobinin aksine bu korkuya sahip olanlar enteresan bir şekilde saç ve kıllardan korkuyorlar.

Kleptofobi
Bu fobinin geldiği kökü tahmin edebiliyorsunuzdur. Edemiyor musunuz? Kleptomani desek? Bu fobiye sahip insanların ortak korkuları, hırsızlar. Bir hırsızın kurbanı olmaktan delicesine korkuyorlar.

Hazırlayan: Müge Keçeci

Hayalinizdeki Dudaklara Kavuşun

Rujun en sevilen makyaj malzemesi olmasına şaşırmamak gerek! Çünkü ruju sihirli bir değnek gibi kullanarak dudaklardaki kusurları kapatabilirsiniz.

Dudaklarınızın çok daha dolgun ve ışıltılı görünmesini mi istiyorsunuz? Kozmetiklerinizi hazırlayın ve hayalinizdeki dudaklara kavuşun.

Doğru baz: Fondöteninizi her zaman dudaklarınıza da uygulayın. Nötr renkli bazın üzerinde rujunuzun rengi öne çıkacaktır. Özelikle açık renk rujlarda bu daha önemlidir. Diğer bir getirisi de, kırışıklıkların ortadan kaybolması!

Dudak çevresi: Rujunuzla aynı renk veya bir ton açık dudak kalemiyle dudaklarınızın dış kenarlarını çizin. Böylece rujunuz için bariyer oluşturmuş olacaksınız.

Ruju özenle sürün: Ruju küçük ve sert bir dudak fırçasıyla sürün. Bu şekilde hem daha dikkatli sürmüş olur, hem de rengi daha kolay işleyebilirsiniz. Ayrıca rujunuz daha kalıcı olacaktır. Rujunuzu sürerken kalemle çizdiğiniz dış çevrenin üzerinden taşırmamaya özen gösterin.

Hafifçe sabitleyin: Fazla gelen boyayı alarak kalıcılık sağlayın. İnce bir kağıt mendili dudaklarınıza bastırın, kısa bir süre bekletin ve çekin.

Parlatıcı: Dudaklarınızın tatlı bir ışıltıya sahip olmasını istiyorsanız, kenarlarını çizip içini boyadığınız dudaklarınızın üzerine bir parça parlatıcı sürün.

Tekrar üstünden geçin: Kağıt mendili dudaklarınıza bastırdıktan sonra üzerinden tekrar rujla geçebilirsiniz. Bu işlem rengi güçlü kılacaktır.

Kusurlarınızı Kapatın

Dudaklar çok inceyse: Ruju taşırmış etkisi yaratmadan daha dolgun görünen dudaklar için bazı hileler var: Dudak kalemi ile yumuşak bir hat çizin ve dudaklarınızın köşe kıvrımlarını da boyayın. Sonra ruj fırçası ya da parmağınızla dudağınızın ortasına doğru rengi dağıtın veya daha açık renkte bir rujla üzerinden geçin.

Dudaklar asimetrikse: Üst dudağınız ince ve alt dudağınız dolgunsa, sadece üst dudağınızın kenarlarını çizin. Kalemi dışarı taşırmayın, bu çoğu zaman yapay bir görünüm verir. Alt dudağınızı çerçevelemeyin. Sonra da her zamanki gibi rujunuzu sürün.

Ağzınız büyükse: Ağzınızı biraz daha büyük ya da küçük mü göstermek istiyorsunuz? Bu mümkün, ama abartmayın. Hileye başvururken size yardımcı olacak malzemeler: Dudak kenarına kapatıcı krem ve doğal hatların üzerinden yeni bir çerçeve çizeceğiniz dudak kalemi. Dudaklarınızın daha az dolgun görünmesini istiyorsanız mümkün olduğunca mat, dikkat çekmeyen renkler kullanın. Kalemle dudak çizgilerinizi düzeltip içini boyayın veya dudak pudrası kullanın.

Ruj kalıntıları: Makyajınız bittiğinde rujunuzun diş üzerinde kalıntı bırakmasını istemiyorsanız kağıt mendilinizi parmağınıza dolayın ve ağzınıza sokup dudaklarınızı kapatın. Bu işlem fazla boyayı alacaktır.

Rujunuz pastel tonlarındaysa: Dudak kaleminizin rengi mutlaka açık olmalı. Aksi halde ruj yerine dudaklarınızın çerçevesi ön plana çıkacaktır.

Makyajla aranız yoksa: Hiç olmazsa rujunuzu eksik etmemeye çalışın. Böylece yüzünüze tatlı bir ışıltı gelir.

Erkekleri etkileyen 15 ayrıntı

Sevgilinizin hoşlandığı şeyleri kendi hobiniz haline getirerek erkeğinizin yaşamında daha fazla alana sahip olabilirsiniz. İşte erkek arkadaşınızı ya da kocanızı etkilemek için kulağınıza küpe olması gereken 15 ayrıntı…

Erkek arkadaşınızın ya da kocanızın sizinle birlikte daha fazla vakit geçirmesini istiyorsanız veya ilişkiniz rutine girdikten sonra da sizden sıkılmamasını istiyorsanız

1. Onunla aynı dili konuşabilmeniz için en önemli şey, futbolla ilgilenmeniz. Bunun için yapılacak çok işin var, doğru antrenmana!

- Sabahları gazeteyi tersten okumalısınız. Birden garip geldi, değil mi? Haklısın, ama erkekleri ilgilendiren spor sayfaları son bölümde yer aldığı için. Onlara ayak uydurmanız lazım.

- Onun tuttuğu takım hakkında bilgiye sahip olmalısınız, hatta asla kötü bir şey söylememelisiniz!

- Takımlara yapılan yeni transferleri takip etmeyi unutmayın.

- Hangi futbolcu hangi takımda oynuyor, bilmemek olmaz!

2. Biz kadınlar, nedense erkekler hoşlandıkları kadınlardan bahsederken hemen kulp takarız. Artık bundan vazgeçmelisiniz. Onun size bahsettiği kadından hoşlanmasan bile olumsuz konuşmamalısınız, yoksa çok bozulur!

3. Play Station için çıkan bütün oyunlarını takip etmelisiniz.

4. Tıraş olmamış birine laf etmeyin. Siz her gün tıraş olmak ne demek biliyor musunuz? (Ah, bir de onlar bizim ağda yaparken yaşadıklarımızı bilseler…)

5. Onunla beraber alışverişe çıkmayı aklınızdan bile geçirmeyin. Birlikte sadece Nike, Puma, Adidas gibi spor malzemeleri satan mağazalara gidebilirsiniz. Zaten diğerlerine gitmek istemez.

6. Saçma sapan espriler yaptığında ona gülmelisiniz. Hatta siz de ona katılın!

7. Her gün gömlek ve çorap değiştirmenin ne kadar “gereksiz” olduğunu yoksa bilmiyor musunuz? Hemen öğrenseniz iyi olacak.

8. Bir şey anlattığında anlamadıklarınızı ona sormayın. Sonradan nasılsa anlarsınız.

9. Sizin yanınızdayken arkadaşlarıyla ilgileniyorsa kıskançlık yapmayın. Zamanla sizin varlığınızı kabul edecektir.

10. Onun tarzını yakalayın.

11. Cep telefonlarının markalarını, modellerini bilmenizde fayda var. Böyle önemli bir genel kültür konusunu (!) bilmediğin zaman ortamda bakakalmak islemezsiniz, değil mi?

12. Onun arkadaşlarını asla eleştirmeyin, çünkü bunu kaldıramaz! Arkadaşları yüzünden onunla kavga etmeye değmez…

13. Yanınızdayken kalori hesabı yapmamalısınız. Aldığınız kiloları boş bir zamanınızda nasılsa verirsiniz.

14. 24 saat romantizm olmaz… En azından sinemada aksiyonu tercih etmelisiniz!

15. Onun yanındayken evlilikten bahsetmeyin. Erkekler evlilik hususunda biraz hassastırlar!

Bir hafta spor yapmasam demeyin!

Tembelliğe son! Kilonuzda istikrarı sağlamak için, egzersizlerinizi istikrarlı bir şekilde yapmalısınız!

Yaptığınız egzersizler tutarlı değil. Bir hafta yapmanız gereken günlerde egzersizinizi yapıyorsunuz geri kalan iki hafta spor salonunun önünden bil geçmiyorsunuz. Daha sonra uzun bir aradan sonra spor salonunda alıyorsunuz soluğu. Bu durum biyolojik sisteminizin korumaya çalıştığı kiloyu, daha fazla almasına neden olabilir. İngiltere'de bulunan Hertfordshire Üniversitesinde görevli Sağlık Psikoloğu Ben Fletcher, düzensiz egzersizin, vücudun doğal dengesine zarar verdiğini, böylece kiloda artışa yol açtığını ve kilo vermeyi zorlaştırdığını söylüyor. Bu nedenle sporunuzu, devamlı yapmanız gerekir.

Los Angeles'ta bulunan Kaliforniya Üniversitesi Egzersiz ve Metabolik Hastalıklar Araştırma Labarotuvar'ında görevli uzman Drusilla Rosales, “Düzenli egzersiz yapılmadığında ve bir anda yoğun aktivite yapılmaya başlandığında kalp ve ciğer her zamankinden fazla çalışır. Böylece egzersize adapte olamazlar. Bu tarz egzersizlerin sadece fiziksel etkisi yoktur, aynı zamanda duygusal ve psikolojik olarakta etkiler. Çünkü insanlar hedeflerine ulaşamazlar, daha mutsuz hissederler ve ümitsiziğe kapılırlar. Bu da  yeni bir egzersiz programına başlamak istendiğinde motivasyonunuzu negatif etkiler ” diyor.

Hedeflerinizde kararlı olun! 
Bir sporcu için hedefler koymak iyidir. Çünkü ağır egzersizler sonunda bir amaç olduğu için sporcuların gözünde büyümez. Amaç kilo vermek olduğunda, süreklilik sağlanmaz. Bunun başlıca nedenlerinden biri genellikle “Kilo veremiyorum” ya da “İstediğim kilodayım” düşünceleri olur. Fakat kötü haber; bu düşüncelere sahip olanlar verdikleri kiloları sonradan tekrar alırlar.

Kiloyla ilgili bir hedefiniz olması, sizi istediğiniz kiloya inmenize yardımcı olur. Fakat verdiğiniz kiloları tekrar almak istemiyorsanız, (ki kimsenin istediğini düşünmüyorum), bunun için hedefinizin daha geniş kapsamlı olması gerekir. Bunu en iyi Brown Tıp Okulu bünyesi altında bulunan Kilo Kontrolü ve Diyabet Merkezinde görevli Yardımcı Doçent Dr. J. Graham Thomas açıklıyor “ Egzersizinizi istikrarla yapan ve bunu hayat tarzınızın bir parçası haline getirenler, amacı sadece kilo vermek olanlara göre daha başarılı sonuçlar elde ediyor”.

Bunun için kaç kilo vereceğinizden öte, hayatınıza kaç beden devam etmek istediğinizi düşünün. Spor yaptığınızda kaç kalori yakacağınızdan çok, kas oranınızın ne kadar artacağını düşünmeye çalışın.

Vücudunuzu şaşırtın! 
İnsanların eğilimleri genellikle ilgilerini çeken popüler sporlardan yana olur. Belki de maymun iştahlılığın en çok işe yaradığı yer spor salonlarıdır. Spor istikrarınızı kaybetmeyin fakat farklı sporlarla vücudunuzu şaşırtın. Carrie Underwood ve bir çok ünlünün egzersiz koçluğunu yapan, Tony Greco bu konuda “Sürekli aynı egzersizi yapmak hem sıkıcı olur, hem de vücudunuz egzersize alışır. Sporda farklı branşlara yönelmeniz daha etkili sonuçlar almanıza neden olur. Kaslarınızı sürekli farklı hareketlerle kullanın ve daha fazla kalori yakın. Böylece metabolizmanızda hızlanacaktır. Bu noktada sporları birbiriyle uyumlu şekilde kombinlemelisiniz. Mesela koşuyor ya da bisiklete biniyorsunuz, bu hareketlerden sonra kaslarınızı gevşetmek için yoga yapmalısınız. Amacımız vücudumuzun ve kaslarımızın dengesini bozmadan sağlıklı bir şekilde kilo vermek” diyor.

Sabrın sonu selamet! 
Kendimizi motive eder, güzel günleri düşünürüz ve çabuk sonuç alacağımızı düşünüp olağan gücümüzle ağır bir maratona hazırlanırmışçasına spora asılırız. Fakat bu Hiçbir sonuç getirmeyeceği gibi aynı zamanda sizi hem fiziksel, hem de ruhsal olarak yorar.

Bu konuda Kuzey Karolina Atletik Performans Merkezi'nde görevli fizik tedavi uzmanı Brian Schiff “Spora iki- dört hafta arasında iki veya üç günlük egzersizlerle başlayın. Daha sonra bu sisteme vücudunuzun alıştığını hissettiğinizde günleri artırın. Fakat her ne kadar vücudunuz dayanırsa dayansın kesinlikle her gün spor yapmayın. Haftanın bir günü vücudunuzun dinlenmesi, kendini toparlaması, güç kazanması ve yenilenmesini sağlayın. Böylece daha iyi sonuçlar alırsınız” diyor. Spor Psikoloğu Casey Cooper ise “Kilo vermeyi hedefleyip, spora başladığımızda zihinsel enerjimizi çoğu zaman görmezden geliriz. Fakat önemli olan vücudunuzun tamamiyle bir uyum ve rahatlık içinde olması gerekir”.

Artık estetik operasyonlar daha konforlu

Güzel bir yüzü taşıyan, güzel bir vücut; Yunan heykellerinin karşısında büyülenmemizi sağlayan en büyük etkenlerden biridir. 

Günümüzde bu güzelliğe kavuşmak ya da var olanı korumak isteyenlerin imdadına estetik operasyonlar yetişiyor. Liposuction, meme büyütme, burun (rinoplasti), karın estetiği ve saç ekimi en çok tercih edilen estetik uygulamalarının başında geliyor.

LIPOSUCTION
Klasik Liposuction, başlı başına bir devrim iken, geliştirilen teknolojiler sayesinde bu teknik daha da mükemmel hale geldi. Liposuction’da etkin sonuç için en önemli şartlardan biri kullanılan kanüller. Eskiden Liposuctionda 3-4 mm’likkanüller kullanılırken artık daha da ince mikrokanüller sayesinde operasyon hem daha konforlu hem de daha etkin hale geldi.

MEME BÜYÜTME ESTETİĞİ
Meme büyütme estetiği kadınların en çok tercih ettikleri estetik operasyonların başında geliyor. Gerek daha doğal görünüm yakalanması, gerekse protezlerin daha sağlıklı hale gelmesiyle bu operasyonu tercih edenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor.

BURUN ESTETİĞİ
Günümüzde, geçmişe oranla ideal ve doğal görünümlü bir burun yapısına ulaşmak daha kolay. Ameliyat öncesi yapılan simülasyon çalışmasıyla nasıl bir sonuç ortaya çıkacağı konusunda fikir sahibi olmak mümkün. Burun estetiği, yüz gençleştirme operasyonu ile birlikte uygulanabiliyor. Bazen bazı solunum problemleri ve burun içi yapılarına ilişkin sorunlar da burun estetiği (rinoplasti) ile düzeltilebiliyor.

KARIN GERME
Gebelik veya aşırı kilo alıp vermeler sonrası büyük ölçüde genişleyebilen karın cildi, asla tam toparlanıp doğum öncesi haline dönemez ve az ya da çok bir deri fazlalığı deri katı her hamilelikte geride kalır. Aynı şekilde, uzun süre çok kilolu olan vücutlarda deri yüzeyi o kiloya göre genişler ve fazla kilolar verildiğinde deri sarkması olarak geride kalır. Az miktarda deri sarkması olanlarda hareketli egzersizler karındaki bu sarkmayı toparlayabilir ancak bunun dışında ne kadar spor yapılırsa yapılsın fazla deri yerinde kalır ve yeniden düz bir karına sahip olmanın yolu bir karın germeden geçer. Karın germede karın bölgesinde yerleşmiş yağlı deri katları altlarındaki yağlarla beraber alınmaktadır.

SAÇ EKİMİ
Saç ekimi, erkek tipi dökülme sonucu oluşan saçsız alanda, saç çıkarabilecek etili bir tedavi yöntemdir. Saç ekiminde başlıca iki yöntem kullanılmaktadır. FUT yönteminde, ense bölgesinden cerrahi kesi ile alınan saçlı doku greftlere ayrılarak saçsız alana nakledilmektedir. FUE yöntemi ise saç kökleri dökülmemeye kodlanmış olan ense bölgesinde FUE motoru ile tek tek alınarak saçsız alana nakledilmektedir. Saç ekimi, lokal anestezi altında uygulanmakta ve ekilecek kök sayısına göre yaklaşık 5-7 saat sürümektedir. FUE yönteminde cerrahi bir kesi olmadığı için iyileşme hızlı olmakta ve saç ekimi sonrası süreç daha konforlu geçmektedir.

Erkeklik soyu kurtuldu

Erkeği erkek yapan Y kromozomunun sağlam çıktı

Amerikalı araştırmacılar açısından tehlike geçti; Erkeğin soyu tükenmeyecek. Genetik yapı üzerinde yapılan deneylere göre erkeklik cinsiyetini belirleyen Y kromozomu sanıldığından da dayanıklı çıktı. İnsanın atası sayılan yaratıkların milyonlarca yıl boyunca Y kromozomu üzerinde yoğun erozyona uğradıkları kanıtlanmıştı. Son araştırmalar 25 milyon yıldır kromozom yapısında kayda değer değişiklik olmadığını gösterdi.

X kromozomunun aksine, sadece erkekte bulunan Y kromozomu evrim sürecinde dejenerasyona uğrayıp genetik kodlarının önemli bölümünü kaybetmişti. Kadınlık kromozomunda bin 200 gen bulunurken, Y kromozomunda, aralarında sperm üretimini yönlendireninin de bulunduğu 200 kadar gen kalmış.

Bu gözlemlerin ışığında üretilen teoriye göre, Y kromozomunun önümüzdeki on milyon yılda kalan genlerinden de olup tamamen kaybolması gerekiyordu. Mutat beklentilerin aksine araştırmacılar, milyonlarca yıl sonra da cinsiyet ayrımının kalacağını ve erkeklerin taşıdığı Y kromozomunun özelliklerinin yerini cinsiyetleri ayıran başka belirgin farkların alacağını tahmin ediyorlar.

Kaybolan Y kromozomu teorisi, Massachusetts Istitute of Technology öğretim üyelerinden Profesör Jennifer Hughes ve arkadaşları tarafından çürütüldü. Bu ekibin yaptığı çalışma, Y kromozomunun yakın geçmişte sadece evrimsel genç genlerinden kayba uğradığını ortaya çıkardı. Genetik yapının büyük bölümündeki gen kaybı ise 25 milyon yıl önce hemen hemen durma noktasına geldi. “Nature” dergisinde yayımlanan araştırmaya göre Y kromozomundaki bazı genlerin fonksiyonunu tamamen kaybettiği ve belirleyici olmaktan çıktığı da kanıtlanmış bulunuyor.

ŞEMPANZE VE RESUS MAYMUNUYLA KROMOZOM KIYASLAMASI
Araştırmacılar insandaki Y kromozomunu inceledikleri araştırmalarında erkeklerdeki kromozomu şempanze ve resus maymununun aynı kromozomuyla kıyasladı. Amaçları, Y kromozomunun sonunu ilan eden teorideki gibi her üç canlının da aynı gen erozyonuna uğrayıp uğramadığını ortaya çıkarmaktı. Hughes ve çalışma arkadaşları bu teoriyi destekleyen bir bulguya rastlamadı ve ‘kök gen kaybının önce hızla ilerleyip zamanla yavaşlayarak neredeyse durma noktasına geldiğini' belgeledi.

Y kromozomundaki gen yapısının, evrimin insanı resus maymunundan ayırmasından önce ‘istikrara kavuştuğu' ve Y kromozomundaki genlerin sadece yüzde 3'ünün resustan insana geçiş sırasında kaybolduğu, kaybolanların yerine de insanda farklı özelliklere sahip yeni genlerin oluştuğu da, Amerikalı araştırmacılar tarafından ortaya çıkarıldı.

SEKSTE ÇEŞİTLİLİK EVRİMİ HIZLANDIRIYOR
Resusun da dahil olduğu uzun kuyruklularla insan arasındaki evrim farkı 25 milyon yılı buluyor. İnsanla şempanze arasındaki evrim farkı ise 6 milyon yıl. Y kromozomu açısından insanla şempanze arasındaki farklğlk, insanla resus maymunu arasındaki farklılıktan çok daha fazla. Araştırmalarda, resus maymununda saptanan beş kök geninin evrim sürrecinde şempanzede kaybolduğu insanda ise olduğu gibi muhafaza edildiği de ortaya çıkarılmış.

Şempanze çiftleşmede çok sık partner değiştirdiği için sperm rekabetinin arttığı ve çok eşliliğin bu neslin evrimini hızlandırdığı da Hughes'in teoremleri arasında. Bu tahmin, Y kromozomundaki bazı genlerin sperm üretiminde belirleyici olmasına dayandırılıyor.

DW Türkçe

Modernleşme, feminist yaklaşım ve kadının kimliği

Seksenli yılların sonlarına doğru yaşanılan sosyal döngü, modern olmanın batılılaşma gibi bize sunulması, kültürel iletişimin  kültürel değişimi sonucu kadının toplumumuzdaki rolü üzerinde  derin tahribatlara yol açtı. Kadının özgür olma dayatmacılığı, modern olmanın temeli olarak verildi.

Feminizm de kadının duygusal ihtiyaçlarını göz ardı ederek yeni aşılanmaya çalışan bu düzene zemin hazırlamış oldu. Çalışan kadının toplumdaki statüsünün arttığı vurgulanarak kadın evden uzaklaştırıldı. Doğal olarak hem eşiyle hem de çocuklarıyla iletişimi koptu ya da zayıfladı. Burada unutulan bir nokta vardı kadına çalışma statüsü ile ekonomik özgürlük verilirken, bu yeni rolle artan sorumlulukları perde arkası edildi. Aslında kadın eski rollerini tamamen terk edemedi. Eve döndüğü zaman ev hanımı olma ve sorumluluklarını devam ettirme çabası toplumda yorulan  ve stresli mutsuz kadın ve anne sayısını arttırdı.  Geleneksel ve genetiğimize işlene kadın beklentisi bitmedi. Eşler arasında ki  ev düzeninde yardımlaşma beklentilerin artması çatışmalarını haliyle tetikledi.Kadın ve erkek arasında başlayan  kimlik savaşı  ile en çok zararı elbette aileler  aldı ve yaygınlaşan boşanmalar ile de faturaları çocuklar ödedi.

Feminizm kadını,  fıtratındaki duygusallığından sıyırırken kendisini  aslında mutlu eden ihtiyaçlarının da karşılanmasına yine kadının tercihinden dolayı engel olmuştur. Nedir mi bu duygusal ihtiyaçlar? Her kadın  doğasında sevilmek, korunmak ister ve yine bu ihtiyacının karşılanması için kendisini seven,  aitlik duygusunu hissedeceği, kendisini koruyabilen bir erkeğe gereksinim duyar.

Oysa batılılaşmanın bize hediyesi feminizm, kadının erkek gibi olması gerektiği dayatılırken kadının hem duygusal hem cinsel kimliği zarar gördü. Kadının özgürleşmesi hedeflenirken; ideal kadın profili yüksek hedefleri olan, başarılı, hırslı, entelektüel iş kadını olarak çizildi. Bunlar çizilirken yine kadının ruh dünyası duyguları görmezden gelindi örselendi ama kimseye güçlü olma imajı zedelenmesin diye hissettirilmedi. Kadın hayatındaki hızla değişen sosyolojik gelişimine psikolojik değişimi ile ayak uyduramadığı için mutsuzluğu kaçınılmaz oldu.

(Belirtmek isterim ki,  kadınlar zinhar çalışmasın diye algılanmasın paylaştıklarım. Elbette ki ihtiyaçlar  çerçevesinde gerekliyse omuz omuza verilmeli ve herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Fakat bu görev dağılımında cinsel kimlikler göz ardı edilememesi gerektiği gibi aile içinde düzenin devamlılığı için  eşler arasında  dayanışma ve yardımlaşmalar da olmalıdır!)

Evinden koparıldığı için de anne olma rolü de elinden alınmış oldu. Kadın kariyer için ya anne olmayı tercih etmedi ya da kariyerine engel gördü çocuğunu! Aile içindeki bireylerin çatışmaları mutsuz ve birbirinden bağımsız fertlerin sayısını arttırırken mutluluğu arama hedefleri evden dışarıya taştı.
Dilek YAKA

 Sonuç olarak yaradılışları  gereği kadının kadın, erkeğin erkek gibi yaşaması gerekliliği rollerin değiştirilmeye çalışması insanı elbette zaman içinde huzursuzluğa ve mutsuzluğa itmiştir.

Feminizmin insanları evlikten uzaklaştırarak birlikte yaşama tarzının şirin gösterilmesi ve evliliğin özgürlüğe engel olma gibi yansımalarını başka bir yazımla sizlerle paylaşmak istiyorum dostlarım.

Gülümsemenizin aydınlattığı yolunuz açık olsun…

* Dilek YAKA


© Copyright, Yaşam TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.
Yazarımıza mail atmak için tıklayınız.,


Pırlanta yüzüklerin hikayesi

Çok eski dönemlerinden beri bir takı olarak kullanılır yüzükler. 

Bir süs eşyası olarak da hemen hemen bütün kültürlerde kendisine yer bulur. Bunun yanında yüzüğe sadece bir süs eşyası olarak bakmak yanlış olur. Çünkü tektaş yüzükler bazen kişilerin medeni durumlarını topluma göstermeye bazen de makam ve mevkilerini simgelemeye yararlar. Hepimizin bildiği gibi bizim kültürümüzde evliler, nişanlılar ve bekârlar için yüzüğün hangi parmakta olduğu ayrı bir önem taşır. Ayrıca eski devirlerde krallar ve kraliçeler de ülkenin en üst tabakasında olduklarını göstermek için parmaklarına yüzük takarlardı. İşte bu kadar farklı anlam taşıyan yüzüklerin en değerlisi de pırlanta yüzüklerdir. Çünkü pırlanta dünyanın en eski, en sağlam ve en nadir taşlarının başında gelir.

Ortalama bir pırlantanın 100 milyon ile 1 milyar yaşında olduğunu göz önünde bulundurursak bu maddi değeri çok daha kolay anlarız. Yani parmağınıza takacağınız pırlanta yüzüklerden herhangi biri, dünyamızın en eski zamanlarında oluşmuştur ve tüm insanlık tarihine tanıklık etmiştir. Pırlanta yüzükler, daha insanlık tarihinin başlarından itibaren gücün, sonsuzluğun ve aşkın simgesi olmuşlardır. Eski devirlerde krallar, ordularının başında savaşa katılacakları zaman, en güçlü olduklarını düşmana göstermek için pırlanta takarlardı. Bu aynı zamanda pırlantanın en sert taş olmasına da bir göndermeydi. Yani kral, “ben bu pırlantadan daha sert ve güçlüyüm, rakibimden korkmuyorum” mesajını hem kendi ordusuna hem de düşman orduya iletirdi. Ayrıca kraliçeler de güçlerinin simgesi olarak pırlanta yüzükler takarlardı. Çünkü onlar ülkenin en güçlü ve en erişilmez kadınlarıydılar. Herkes onlara ve parmaklarındaki pırlanta yüzüklere imrenerek bakardı. Krallar yüzüklerini, kendinden sonra kral olacak erkek çocuklarına bırakırken bir bakıma güçlerinin sonsuz olduğunu da vurgulardı. Aynı durum kraliçeler için de geçerliydi. Onlar da kızlarına hediye ederlerdi pırlanta yüzüklerini. Yani prenseslere... Bu yüzden pırlanta yüzükler için “prenses yüzüğü” de denir çoğu kültürde. Pırlanta yüzüklerin diğer anlamı da aşk ve aşkın sonsuzluğudur.

Evlilik tekliflerinde, nişan törenlerinde ve düğünlerde damadın geline pırlanta yüzükler takması neredeyse bütün dünyaya yayılmış, önemli bir gelenektir. Pırlantanın çok eski ve sağlam olması, aşkın da sonsuz olduğu anlamını taşır. Yani pırlanta yüzük hediye eden kişi, aşkının sonsuz ve sarsılmaz olduğunu göstermektedir. Kısacası bir güç göstergesi ve sonsuz aşk sembolü olan pırlanta yüzükler, hediye edilebilecek en anlamlı takılardır.

Çocuğun sizinle birlikte uyumasının 5 faydası!

Televizyondaki dizilerde her ne kadar bunun aksi söylense de, bilimsel buluşlar çocukların aileleriyle birlikte yatmalarının faydalarına dikkat çekiyor.

Bağımsızlığı destekler!
Ailesiyle yatan çocuklar için ailelerine bağlı olurlar açıklamaları yapılsa da, araştırmalar bunun tam tersini söylüyor. Aileleri ile birlikte yatan çocuklar, bağımsızlıklarını daha erken kazanıyorlar. Aileleriyle birlikte olduklarından daha az objeye bağlılık yaşıyor ve böylece ayrılık endişesini yaşamıyorlar. “Çocuklar kendi başlarına yatırıldığı zaman yanlarına kendilerini güvende hissettirecek bir obje alırlar ya da parmaklarını emerler” diyor doktor Jay Gordon.

Kendine güveni oluşturur!
Ailelerinin yataklarında büyüyen çocuklar, daha az davranış problemi yaşar. Bu çocukların hayatla ilgili tatminlerinin daha fazla olduğu saptanmış. Bunun yanı sıra, bu çocuklar stresten daha az etkilendikleri ortaya çıkmış.

Fiziksel ve psikolojik sağlığı geliştirir!
Çocuk doktoru William Sears: “Geçtiğimiz 30 yıl boyunca aileleri ile birlikte uyuyan çocukları araştırdık. Araştırmalarımızın sonuçlarına göre bu çocuklar kendilerini psikolojik olarak daha iyi geliştiriyorlar." diye belirtiyor.

Anneler uykusuz kalmıyor!
Bebeklerine ayrı oda yapan anneler, bebek uyandıktan sonra kendi odaları ve bebek odaları arasında mekik dokuyor. Halbuki bebeklerini yanlarında yatıran anneler bu yorgunluğu hiç hissetmiyor.

Aile için yakınlığı destekler!
Tüm ailenin aynı yatakta yattığı evlerde, aile içi ilişkiler daha iyi gelişir.

Alınan Her Kilo ile Kısırlaşıyoruz

Türkiye’de erkeklerin yüzde 21’ini kadınların ise yüzde 42’sini tehdit eden obezite kısırlık nedenleri arasında yer alıyor. 

EuroFertil Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hakan Özörnek, çocuk sahibi olamayan çiftlerde incelenen noktalardan birinin kilo problemi olduğunu söyleyerek, “Obezite adet düzensizliğinin yanı sıra yumurtlama problemine sebep oluyor. Dolayısıyla doğal yolla gebelik oluşmasını engelliyor” dedi. Fazla sayıdaki yağ hücresinin ostrojen dengesini bozduğunu, yüksek miktardaki ostrojenin ise yumurtlamayı engellediğini ifade eden Dr. Özörnek, şu bilgileri verdi:

“Yüksek vücut kütle indeksi lokal endokrin ve metabolik bozukluk yaparak küçük yani olgunlaşma problemi olan yumurta gelişimesine sebep olur. Artan kilo ile gelişen hiperandrojenizm (vücutta testosteron gibi erkeklik hormonlarının artması) ve yumurtlama bozukluğu doğal gebelik şansını düşürür. Gebe kalmak için en ideal vücut kütle endeksi 21 - 29 dur. Yapılan çalışmalarla obez kadınların yüzde 5 oranında kilo kaybetmesiyle adet düzensizliği vakaların yüzde 60’ında bu problemin ortadan kalktığı ve adetlerin tekrar düzene girdiği belirlenmiştir.”

Şişman Erkekler de Tehlikede!

Dr. Özörnek şişmanlığın sadece kadınları değil, erkekleri de etkilediğine dikkat çekti. Yapılan çalışmaların şişman erkeklerin sperm kalitelerinin düştüğünü belirten Dr. Özörnek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yapılan çalışmalarda şişman erkeklerde sperm kalitesinde düşüklükler olduğu tespit edilmiştir. Normalde erkeklerde yağ dokusundan ostrojen hormonu az miktarda salgılanmaktadır. Obez erkeklerde yağ dokusunda testesteronun östrojene dönüşmesi artar ve dolayısıyla testesteron azalır ve buna bağlı olarak da sperm kalitesi düşer.  Fazla kilosu olan erkeklerde hormon düzensizlikleri ideal kiloya sahip olanlara göre daha yüksektir.
Tüp bebek yaptıracak hastalarda ise obezite yumurtalık cevabını azaltır, yüksek doz ilaca gereksinim olur, tedavi süresini uzatır, gelişen yumurta sayısı azdır ve tedavinin yarıda kalma ihtimalini arttırır. Obez insanların bebeklerinde genetik anormallik ihtimali arttığı için, düşük olasılığı artar. Tüm bunların yanında gebelik komplikasyonlarını arttırır, kısaca sağlıklı canlı doğum oranını azaltır.”

Gebelik planlayan bir bayanın meyve, sebze, karbonhidrat ve etin dengede olduğu bir diyet uygulamasını öneren Dr. Hakan Özörnek, bunun yanı sıra günlük kalori alımının normal vücut kilosunu koruyacak şekilde ayarlanması gerektiğini ifade etti.

Eğlenceli hareketlerle kilo vermenin 16 yolu!


İşte 16 maddede eğlenceli şekilde, evde kalori yakın!

Evde veya ofiste yapacağınız basit ve eğlenceli hareketlerle kilo vermek hayal değil. Sizin için 16 ipucu hazırladık...

Dudak kremini abartın! 
765 kere dudak kremi sürün.

Korku filmlerini sevin! 
Korku filmi izleyin, korkmak kilo yakmanıza yardımcı olur.

Dizi izlerken ne yapıyorsunuz?
Dizi izlerken sürekli hareket edin, hoplayın zıplayın böylece oturarak izleyenlere göre 350 kalori fazla yakmış olursunuz.

Kumandaya elvada...
Kanal değiştirmek için, kumanda yerine televizyonun üzerindeki tuşları tercih edin. Bizim önerimiz bu işlemi 40 kere yapmanız.

Giyinme süresini uzatın! 
Ertesi gün giyecekleriniz için 48 dakikanızı ayırın desek. Yani 16 çift kıyafet deneyin ve hepsine 3 dakika ayırın.

Yatakta oyalanın! 
Yatakta uzun süreler geçirmeye ne dersiniz. Seksin kalori yakımına yardımcı olduğunu biliyorsunuz. Bu nedenle ön sevişmeye 35, sekse ise 45 dakikanızı ayırın.

Apartman basamaklarına yönelin... 
45 basamak merdiven çıkın ve sonra inin. Bunu günde 2 kere yapmanız yeterli.

Basamak alıştırmasını zorlaştırın! 
İsterseniz basamak çıkma işini biraz daha zorlaştırın ve bu işi 10 cm. topuklularla 36 basamak yapın.

Acı biber mucizesi...
Acı yemekleri unutmayın. Uzmanlar acının kilo yakımında yardımcı olduğunu ve günlük 50 kalori yakmanızı sağladığını söylüyor.

Masanızda Japon mutfağından temalar bulundurun!  
Yemeğinizi çatal yerine, çubuklarla yemeği deneyin. Yavaş yemek yediğiniz takdirde 25 kalori daha az almış olursunuz.

İşe rahat kıyafetlerinizle gidin! 
Haftanın dört günü iş yerinizde rahat kıyafetler giymeye çalışın. Yapılan araştırmalara göre; kot ile işe girenler 491 adım daha fazla ve 25 kalori fazladan yakıyor.

Yeşil çayı unutmayın! 
Yeşil çay tüketiminizi artırın! Günde 3 fincan yeeşil çay 106 kalori kaybetmenizi sağlar. Uzmanlara göre yeşil çay, vücudun harcadığı enerjiyi artırıyor. Sıcak çaylardan hoşlanmıyorsanız, 12 bardak buzlu çay içebilirsiniz. Bu da yeşil çayla aynı etkiye sahip.

Video oyunlarına ne dersiniz? 
Çocuklaşmaya ne dersiniz? 20 dakika Nintendo Wii ile tenis oynayın. Ter atmanıza ve tenis oynuyormuşsunuz gibi vücudunuzdaki kasların çalışmasını sağlar.

İp atlayın! 
Aman alttaki komşular rahatsız olmasın! 780 defa zıplayın ya da kuru kuru zıplamak can sıkar derseniz alın elinize bir ip olabildiğince hızlı şekilde 10 dakika boyunca ip atlayın.

Emzirin! 
Anneler müjde! Yeni doğum yaptıysanız bu öneride sizin için özel. Bebeğinizi yarım saat emzirin. Bu işlemde kalori yakımında çok etkili.

Evinize özen gösterin! 
Biraz hamarat olmaya ne dersiniz? 30 dakika boyunca, yerlerinizi paspasla silebilirsiniz, 20 dakika boyunca evinizdeki mobilyaların yerleri ile oynayabilir ya da 15 dakika evinizi süpürebilirsiniz.

Bebeğinize yemek yedirmenin 12 yolu

Çocuklara yemek yedirme her annenin şikayetçi olduğu bir konu. Çocuklardaki iştahsızlık sorunuyla baş etme yollarını, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik anlattı.

Küçük çocuğu olan birkaç anne bir araya geldiğinde konu her seferinde dönüyor dolaşıyor çocuklara yemek yedirmenin güçlüğüne geliyor. “Saatlerce yemek vermesem umurunda olmuyor”, “Elimde tabak peşinde koşturmaktan yoruldum” yakınmaları nerede ise her anneden duyulan cümleler. Özellikle 8-9 aydan başlayıp okul çağına kadar sürebilen bu sorun doğru besin seçimi kadar çocuğa yaklaşımla da çok ilgili. Konuyla ilgili  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik çocuklarda iştahsızlık sorunu ile baş etmenin yollarını şöyle anlattı, işte yemek yedirmenin 12 yolu...

Sabırlı olmanız lazım
1. Üst kat komşunun tariflerini denemeyin: Her çocuğun damak zevki farklı olduğu gibi fazla şekerli bulamaçlar çocuğunuzun ağız tadının da sadece buna alışık olmasına sebep olabilir.

2. İlk denemelerde sabırlı olun: Çocuklar her yeni besine ortalama 8-10 denemeden sonra alışıyor. Bu nedenle ilk denemede bir kâse dolusu havuç püresini bitirmesini beklemeyin.

3. Enerjinizi doğru besinlerde kullanın: Ispanak yedirmek için çocuğunuzla kılıç kalkan oyunu oynamak yerine, enerji ve sabrınızı; süt ve süt ürünleri, et, yumurta, balık ve tahıl gibi gelişimi için daha önemli besinlere saklayın.

4. Yedinci aydan itibaren pütürlü gıdalar yedirin: Yiyecekleri çatalla ezip, yumuşatarak yedirmeye çalışın. İlk denemelerde pütürlü yiyemeyen çocuğunuza karşı soğukkanlılığınızı koruyun.

5. Sofraya birlikte oturun: 9 aylıktan sonra çocuğunuzu tok bile olsa mutlaka sizinle birlikte sofraya oturtun.

6. 1 yaşından sonra kontrollü emzirin: Anne sütüne çok alışkın ve düşkün bebekler, bir yaşından sonra anne memesini bir nevi tiryaki gibi emiyor. Anneyi her gördüğü yerde, her canı istediğinde emmeye çalışıyor. Anne memesi emip bir şekilde doyduğu için de ekstra gıda yemek istemeyebiliyor.

7. Çocuğunuza örnek olun: Çocuğunuzun sizin yemek yeme alışkanlıklarınızı aynen taklit edeceğini unutmayın. Sebze yemeğini sevmeyen bir babanın, makarnadan maydanozları ayıklayan bir kardeşin bulunduğu bir ailede küçük bebeğin önüne koyulan her şeyi yiyip bitirmesi beklenmemeli.

8. Yemek öncesinde abur cubur yedirmeyin: Yemek öncesi verilen abur cubur atıştırmalıkların, ara öğünlerin yemek saatinde kâbusa neden olacağını unutmayın.

Ceza ve ödüle gerek yok
9. ”Yemek sofrada yenir” mesajını verin: İki lokma yedikten sonra ayağa kalkan çocuğunuzun peşinden, elinizde tabak çatalla koşuşturmayın. Onu birkaç kez uyardıktan sonra hızla sofrayı kaldırıp, yediği besinle yetinmesini sağlayın ve bir sonraki yemek saatine kadar da herhangi bir gıda almasına engel olun.

10. Israr etmeyin, ancak alternatif de yaratmayın: Çocuğunuza ‘Teklif var ısrar yok, ancak alternatif de yok’ deyin. İşin sırrı gaddar anne kavramında yatıyor. Kereviz yemeğini yemeyi reddeden çocuğa karşı doğru yaklaşım makarna pişirmek değil, bir hafta süreyle her öğünde kereviz yemeği sunmaktan geçiyor.

11. Oyun oynayarak yedirin: Çocuğunuz 1 yaşında ise belli oranda oyunla, kandırmaca ile yemek seanslarını daha çekici hale getirebilirsiniz. Ancak bunu, videoya kaydedilmiş reklam serilerinin önüne oturtularak, her reklam döngüsünde ağzını robot gibi açan bir çocuk noktasına kadar götürmeyin.

12. Ceza ya da ödül vermeyin: Yemek seanslarıyla ilişkilendirilmiş ceza ve ödül yöntemleri başlangıçta işe yarıyor gibi görünebilir, ancak “Yaşamak için yemeliyiz” algısının kurulmasına olumlu katkısı olmaz.

Bepanthol Pişik Önleyici

Anneliğe hazırlanırken öğrenilmesi gereken en önemli konu bence risk yönetimidir. Yani, sorunu ortaya çıkmadan tahmin edip ona göre önlemlerini alma becerisini geliştirebilmek… Bebekler için olası riskleri önleyebilmenin basit formülleri vardır, bunlardan biri de, hem anne için hem bebek için büyük sıkıntılar yaratan pişik sorunudur.

Bebeğin her bez değişiminde “pişik önleyici” özellikte merhem kullanmak biz anneleri bu sorunla boğuşma zahmetinden kurtaracak çok basit bir yöntemdir. Her bez değişiminde mutlaka pişik önleyici ürün kullanılmalıdır. Pediatrik Dermatoloji Uzmanı David Atherton’ un başkanlığını yaptığı uzman panelinde, ideal bir pişik ürünü için 7 İdeal özellik tanımlanmış. Bepanthol Pişik Merhemi pişik ürünü için uzmanlarca belirtilen bu ideal özelliklerin tamamını karşılamakta. Koruyucu madde içermez, parfüm içermez, antiseptik içermez, nem kapasitesini iyi durumda tutar, etkililiği ve güvenilirliği bebekler üzerinde yapılan çalışmalar ile kanıtlanmıştır, potansiyel zehirli maddeler içermez, katkı maddesi içermez.

Bepanthol Pişik Merhemi nemlendirici özelliği ile pişiğin bakımını yapar ve sonrasında cilde nefes aldıran koruyucu özelliği ile pişiği önler. İçeriği bebeğinizin pişik bakımı ve pişik oluşumunun önlenmesi için özel olarak oluşturulmuştur. Bepanthol Pişik Merhemi Provitamin B5 ve lanolin içerir. Cildi nemli, pürüzsüz ve yumuşak tutarak doğal bir bakım süreci oluşturur. Şeffaf yapısı sayesinde bebeğinizin ince ve hassas cildinin nefes almasını sağlayarak en hassas cildi bile çiş ve kaka gibi tahriş edici maddelerden ve sürtünmeden korur.

Bepanthol Pişik Merhemi, eczanelerde satılmaktadır.


Kullandığınızda göreceksiniz ki, yapışkan olmayan yapısıyla ciltten kolayca temizlenmektedir. Pişik ürünlerinde alışılagelmiş yapışkan ve zor temizlenen kıvamdan oldukça uzaktır ve ciltten kolayca silinerek temizlenebilir. Böylece anneler için büyük kolaylık sağlar.
Sizin ya da bebeğinizin cildiyle ilgili her türlü bilgiyi www.bepanthol.com.tr adresinden alabilirsiniz.

İçerik: http://birannedogdu.blogspot.com

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Saçları kırıp geçiren saçkıran

Saç dökülmesinin çok daha farklı bir türü de bulunmaktadır. Buna halk arasında saç kıran denmektedir. Asıl adı ise Alopesi Areata’dır.

Saç dökülmesi dendiğinde akla öncelikle ailevi özelliği olan ve genelde erkeklerde sıklıkla görülen ve genç yetişkin erkeğin sorunu olan kalıtsal saç dökülmesi gelmektedir. Bu tarz dökülmeler kadınlarda da özellikle yumurtalık kisti olduğunda adet bozuklukları ya da vücutta tüylenmeyle birlikte görülmektedir. Her iki cinste de özellikle ciddi streslerden sonra ani başlangıçlı saç dökülmelerine sıklıkla rastlanır. Bu tür saç dökülmelerinde ağızdan alınarak kullanılan ve içinde yeşilçay ekstresi, soya isoflavonlarından daidzein, strese karşı vücudu koruyan ginseng ve antioksidan olan üzüm çekirdek ekstresi içeren tabletler uzun yıllardır ülkemizde kullanılmaktadır. Ancak saç dökülmesinin çok daha farklı bir türü de bulunmaktadır. Buna halk arasında saç kıran denmektedir. Asıl adı ise Alopesi Areata’dır.

Saç köküne saldırı

Alopesi Areata ( saç kıran ) saç köklerine karşı vücudun aniden saldırıya geçmesi ile ortaya çıkan ve ani başlangıçlı, kimi zaman tedaviye yanıt veren kimi zaman ise etkili bir şekilde tedavi edilemeyen bir saç hastalığıdır. Geleneksel olarak kullanılan sentetik kimyasal ilaçlar bu hastalığın tedavisinde çok başarılı olmamakta ve çoğu zaman ciddi yan etkiler oluşturabilmektedir.

İngilizler araştırdı, Revigen yaptı, Türkler kanıtladı!

Yaklaşık 10 yıl önce ünlü İngiliz Dermatologlardan Dr. Isabelle Hay ve çalışma arkadaşları saç kıran tedavisinde çok farklı bir yol kullanmışlardır. Bu araştırmacılar aromaterapötik olan sedir yağını, biberiye yağını, kekik yağını ve lavanta yağını özel miktarlarda karıştırıp saç kıran görülen bölgeye uyguladıklarında çok etkili olduğunu bulmuşlar ve en prestijli dermatoloji tıp dergilerinden biri olan Arch Dermatol’de yayınlamışlardır. Benzer bir araştırma da ülkemizde Gülhane Askeri Tıp Akademisi Dermatoloji ana bilim dalında Revigen Areata isimli aromaterapi kompleksi ile yapılmış ve Berlin’deki Uluslararası dermatoloji kongresinde sonuçlar açıklanmıştır.

Bu araştırma sonucunda aromaterapötik botanik yağlardan oluşan Revigen Areata’nın Alopesi Areatalı olgularda çok başarılı olduğu kanıtlanmıştır. Tüm bu sonuçlar artık saç kıran hastalığında hiçbir yan etki oluşturmadan tedavi edilebilecek formüllerin elimizde olduğunu göstermektedir

Kadını şüphelendiren 20 'kusurlu' hareket

Karınıza ya da sevgilinize çiçek almadan bir kez daha düşünün. Amerika’da yapılan araştırmaya göre kadın nedensiz yere çiçek getiren erkeğin kendisini aldattığını düşünüyor.

ABD’de yapılan araştırmaya göre çiçek alan kadın artık sevinmek yerine üzülüyor. Dünyaca ünlü mısır gevreği üreticisi Kellogg’s’un araştırmasına göre çiçek alan kadın erkeğin kendisini aldattığından şüpheleniyor. 2 bin kadın üzerinde yapılan araştırmada kadınlar, yatağa kahvaltı getiren, birden kendisine kibar davranmaya ve sürekli sevgisini dile getirmeye başlayan eşi ya da sevgilisi için “Acaba beni aldatıyor mu?” diye düşünüyor. Erkekler de ihanetlerini gizlemek için partnerine daha kibar davrandıklarını kabul ediyor.

İşte şüphe uyandıran 20 hareket
1- Mücevher almak
2- Yatak odasında yeni oyunlar
3- Daha duygusal davranmak
4- Çiçek almak
5- Çikolata almak
6- Daha kibar davranmak
7- Seksi iç çamaşırı almak
8- Hafta sonu tatil ayarlamak
9- Daha fazla hediye almak
10- Sorunlarına yardım etmek
11- Sık sık sevdiğini söylemek
12- Yatağa kahvaltı getirmek
13- Sürekli iltifat etmek
14- Daha fazla mesajlaşmak
15- Yemek pişirmek
16- Sık sık aramak
17- Daha çok dinlemek
18- Banyoyu hazırlamak
19- Uzaktan kumandayı vermek
20- Daha çok sarılmak

Rahat bir doğum için yapılabilecek egzersizler

Doğum öncesinde ve sırasında öğrendiğiniz solunum tekniklerini hatırlayın ve daha rahat bir doğum için onları kullanın.

Kegel egzersizleri için aşağıda sıraladığımız hareketleri deneyebilirsiniz:

İdrar yaparken idrarınızı bir anda yarıda kesin ve tutun. Bu sırada kullandığınız adale grubu, vajina ön duvarını ve idrar yollarını destekleyen gruptur. Ardından idrarınızı bırakarak bu işlemi birkaç kez daha tekrarlayın.

İki parmağınızı vajina girişine bir miktar içeri girecek şekilde yerleştirin. Bu vaziyetteyken vajinanızla parmağınızı sıkmayı deneyin.

Parmağınızı sıkıca kavrayıp bırakın. Bu işlem girim kaslarını çalıştırarak güçlendirir. Aynı zamanda klitorisin kanlanmasını artırır.

Parmağınız girimdeyken önce parmağınızı vajinanızı kullanarak dışarı itmeye çalışın, ardından sadece vajinal kaslarınızla içeri çekin.

Bu adalelerin yerini ve nasıl kullanılacaklarını öğrendikten sonra aynı işlemi yere çömelmiş vaziyette sanki vajinanın girişinde bir kalem tutmuş gibi düşünerek dizlerinizin üzerinde tekrar deneyin

Sırt üstü yatar vaziyetteyken alt karın ve kalça kaslarınızı kullanarak vajinanızın girişinde ve düz durur vaziyette olduğunu farz ettiğiniz bir kalemi, yukarı doğru kaldırırmış gibi düşünerek bu hareketi tekrar edin.

İki parmağınız vajinanın girişinde ve onları sıkıca kavramış vaziyetteyken alt karın kaslarınızı kullanarak parmağınızı klitorise yönlendirmeye çalışın.

Her maddede yazan hareketi on defa yaparak bir set oluşturun. Üç set bir seans meydana getirir.

Egzersizleri sabah ve akşam saatlerinde iki grupta yapın.

Egzersizleri uygulamadan önce doktorunuza danışın.

Burun estetiğinde başarı nasıl elde edilir?

Burun estetiğinde başarı, yüzünüze uygun bir burun görünümüyle elde edilir

Burun estetiği (rinoplasti), en sık uygulanan estetik girişimlerdendir. Burun, görünümümüzü şekillendiren en önemli ve karakteristik unsurlardan biridir. Burunda yapılacak en ufak değişiklik bile çehremizi değiştirmeye yeter. Bu nedenle, kişi burun operasyonu detaylı düşünerek karar vermeli ve yüzüne yakışacak burun konusunda gerçekçi olmalıdır.

Rinoplasti, yüz gençleştirme operasyonu ile birlikte uygulanabilir. Bazen bazı solunum problemleri ve burun içi yapılarına ilişkin sorunlar da rinoplasti ile düzeltilebilir. Günümüzde, geçmişe oranla ideal ve doğal görünümlü bir burun yapısına ulaşmak daha kolaydır. Ameliyat öncesi yapılan simülasyon çalışmasıyla nasıl bir sonuç ortaya çıkacağı konusunda fikir sahibi olmak mümkündür.

Burun estetiği, geliştirilen tekniklerle beraber acı ve ağrı veren bir ameliyat olmaktan çıkmıştır. Ameliyat 1 ila 3 saat sürer. Operasyon sonrası gerekli görüldüğünde hasta 1 gün misafir edilir. Burun estetiğinden sonra göz etrafında ve yanaklarda hafif şişlik ve morluklar oluşabilir; ilk iki gün burunda hafif bir sızlama görülebilir.

İyileşme dönemi, erken ve geç olmak üzere 2 döneme ayrılabilir. Erken dönem iyileşme süresi 2 haftadır. Eğer tampon kullanılmışsa ameliyattan 24 saat sonra tamponlar alınır.

Bu sürecin sonunda burundaki alçı çıkarılıp yerine burun bandı takılır. 1. haftanın sonunda kişi yeni görünümüne kavuşur. Ancak burnun tam olarak istenilen görünüme ulaşması 6 ile 1 yıl sürebilir.

Kişi, kendisi de uygun görürse ameliyattan sonraki ilk hafta işe dönebilir. Ameliyat sonrası 8 hafta boyunca gözlük kullanımından ve ağır sporlardan kaçınmak gerekir.

Türk erkeklerinde cinsel sorun yaşı 40'ın altına düştü

Her 100 Türk erkeğinin neredeyse 70’inde cinsel fonksiyon bozukluğu var. Bu sorun günümüzde 40 yaş altı genç erkeklerde de görülüyor. Cinsel sorunları olan erkeklerin çoğu, doktora gitmeye çekiniyor

‘Cinsel fonksiyon bozukluğu’; cinsel aktiviteyle ilişkili tüm evrelerle, bu evrelerde ortaya çıkan aksaklıklar anlamına geliyor. ABD’de yapılan geniş kapsamlı bir çalışma, 40-70 yaş arası erkeklerde yüzde 52.1 oranında farklı derecelerde ereksiyon sorunu olduğunu gözler önüne seriyor. Türk Androloji Derneği tarafından yapılan bir çalışmada da aynı yaş grubu erkeklerde yüzde 69.2 oranında cinsel fonksiyon bozukluğu saptandığı belirtiliyor.

Strese Dikkat!
Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Murad Başar, cinsel fonksiyon bozukluklarının; cinsel isteksizlik, uyarılma sorunları, ereksiyon kaybı, boşalma süresinde kısalma ve orgazm sorunları olarak sıralandığını söylüyor. En sık görülen bozuklukların; ereksiyon kaybı, erken boşalma ve cinsel istek kaybı olduğu belirtiliyor. Ereksiyon sorununa neden olan faktörlerin başında damarsal nedenler (damar sertliği, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, sigara) ve diyabet geliyor. Bunun yanı sıra, günümüzde artan sıklıkla uygulanan onkolojik cerrahiler de (özellikle prostat cerrahisi sonrası) her ne kadar laparoskopik ve robotik yöntemlerle sinir koruyucu yaklaşımlar yapılsa da, bir grup hastada ereksiyon sorununa neden olabiliyor.

İş stresi, yaşam koşullarındaki değişiklikler, aile içi ilişkiler, ailesel faktörler gibi bireyin yaşam kalitesini etkileyen unsurlar da cinsel işlev bozukluğu yaratabiliyor. Yoğun iş yükü altında yaşayanlarda ve stresli iş yapan kişilerde, cinsel yaşam bundan olumsuz etkileniyor. Çevresel faktörler cinsel fonksiyon bozukluğu nedenleri içinde genç yaş grubunda yüzde 70-90 oranında rol oynarken, 50 yaş ve üzerinde yüzde 20-40 arasında görülüyor. Çeşitli toplumsal çalışmalar, cinsel fonksiyon bozukluklarının 20-30 yaş arasında yüzde 40-45, 40 yaşlarında yüzde 26-35, 50 yaşlarında yüzde 40-52, 50 yaş üzerinde yüzde 49-72 oranında görüldüğünü ortaya koyuyor.

Obezlerin Riski Yüksek
Obez bireylerde yağ doku oranı arttığı ve testosteronun östrojene dönüşümü hızlandığı için, kısmi olarak 2 hormon arasında bir dengesizlik ve buna bağlı olarak cinsel isteksizlik ortaya çıkıyor. Bu kişilerde ereksiyonu olumsuz etkileyecek kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve uyku apnesi gibi cinsel fonksiyon bozukluklarına yol açan pek çok risk faktörü de bulunuyor. Son yıllarda yapılan çalışmalarda; vücut görüntüsündeki değişikliklerin cinsellik kaygılarını ve cinsel yaşamı olumsuz yönde etkilediğine dair veriler bulunuyor. Prof. Dr. Başar, “Bu durum özellikle kadınlarda daha belirgin hale geliyor. Şişmanlık, diyabet, kalp-damar hastalıkları, tansiyon, kolesterol yüksekliği ve metabolik sendrom olarak adlandırılan tablo, cinsel fonksiyon bozukluğunun göstergesi olabilir” diye konuşuyor.

Cinsel Sorunu Olan Erkek Utangaç
Tansiyon ilaçları cinsel fonksiyon bozukluğuna neden olur mu?
Tansiyon ilaçlarının bir kısmı cinsel fonksiyon bozukluğuna neden olabilir. Böyle bir sorun ortaya çıkarsa; hastanın bunu doktoruyla paylaşması ve ilaç ayarlaması yapılması gerekir.

Sperm kalitesinin bozulması cinsel fonksiyon bozukluğuna neden olur mu?
Sperm kalitesinin bozulması cinsel işlev bozukluğuna neden olmaz. Ancak sperm kalitesini etkileyen hormonal bir bozukluk, beraberinde cinsel işlev bozukluğunu da getirebilir.

Türk erkeği cinsel yönden sorunlu olmayı nasıl algılıyor ve bu durumda nasıl davranıyor?
Utanıyor ve çekiniyorlar. Üroloji polikliniklerine cinsel sorunlar nedeniyle başvuran hasta oranının
yüzde 10’dan az olduğu biliniyor.

Cinsel sorunlarla en çok karşılaşılan yaş hangisidir?
Cinsel sorunlar genelde 50 yaş üzerinde daha sık görülüyor. Ancak Türkiye’de 40 yaş altı grupta da cinsel sorunların 50 yaş üzerindeki erkeklere yakın oranda olduğu belirtiliyor.

Bebeğinizin tırnaklarını keserken

Bebeklerin tırnakları genellikle ince ve yumuşaktır. Bu yüzden tırnaklarını keserken çok dikkatli olmalısınız.

Bebek bakımında en önemli şeylerden biri tırnak kesimidir bu yüzden haftalık olarak bebeğinizin el tırnaklarını aylık olarakta ayak tırnaklarını kesmeniz gerekir. Yeni doğan bebeğinizin tırnaklarını kesmenin için 4 adım rehberimizi okuyun.

Öncelikle bilmeniz gereken bebeğinizin tırnaklarını kesmenin en iyi zamanı banyo sonrası ve bebeğiniz uykuda olduğu zamandır. Dikkatli bir şekilde bebeğinizin tırnaklarını kestiğinizde, bebeğinizin tırnak bakımı 30-35 dakikanızı alır.

Bebeğinizi rahat bir yere yerleştirin
Bebeğinizin banyosundan sonra tırnaklarını kesmek istiyorsanız en doğru zamanı seçmişsiniz demektir. Bebeğinizi rahat bir yere yerleştirin, birinden yardım alıp bebeği tutmasını isteyebilirsiniz. Bebeğinizin dikkatini bir oyuncağa yönlendirirseniz tırnak kesimini daha kolay ve doğru yapabilirsiniz.

Bebeğinizin parmaklarını sıkıca tutun
Eğer bebeğiniz uyanıkken tırnaklarını kesmek istiyorsanız, yaralanmalardan ve kazalardan korumak için parmaklarını sıkıca tutun çünkü bebeğiniz sık sık elini kapatmak isteyecektir.

Bebeğinizin tırnaklarını pürüzsüzleştirin
Bu işlem bebeğinizin kendi tırnaklarıyla yüzünü ve vücudunu yaralamaması için son derece önemlidir. Bebeğinizin tırnağını kestikten sonra mutlaka bebek törpüsüyle tırnaklarını pürüzsüzleştirin.

Bebeğinizin ayak tırnaklarını kesmek
Bebeğinizin ayak tırnaklarını kesmek el tırnakları kadar zor olmayacaktır. Dikkatli bir şekilde kestikten sonra bebek törpüsüyle pürüzsüzleştirmeyi unutmayın.

Sıkça Sorulan Sorular
Doktorlar bebeklerin tırnaklarını sıkça kesilmesi gerektiğini neden tavsiye eder?
Bebeklerin yeterli kas kontrolü olmadığından, tırnakları uzun olduğunda oyun oynarken kendi vücudunu yaralayabilir.

Bebeğin tırnaklarını güvenli bir şekilde kesmek için gerekli olan şeyler nelerdir?
Ucu yuvarlak ve çok keskin olmayan bebek tırnak makası, bebek tırnak törpüsü bebeğinizin tırnak kesimi için yeterli olacaktır.

Tırnak kesme sırasında yanlışlıkla bebeğin parmaklarına zarar verirsem ne yapmalıyım?
Bebeğinizin tırnak kesme işlemi sırasında parmak veya yumuşak derisine küçük zarar verme olasılığınız vardır. Böyle bir kaza meydana gelirse, derhal, steril bez veya gazlı bezden bir parça alıp ve yaraya uygulayın. Pamuk bebeğinizin cildine yapışabilir bu yüzden pamuk kullanmayın. Bazı anti-biyotik krem veya kanama durduran çözümler uygulayın.

İpuçları
Bebeğinizin tırnaklarını keserken asla yetişkin tırnak makası kullanmayın.

Bebeğinizin tırnaklarını güvenli bir şekilde kesmenin en iyi yolu onun neşeli olduğu zamanlarda bunu yapmanızdır. Eğer bebeğiniz iyi bir ruh halinde tutabilirseniz, sorunsuz bir şekilde tırnaklarını kesebilirsiniz.

Bebeğinizi huzursuz gördüğünüzde tırnaklarını kesmekten kaçının, ona zarar verebilirsiniz ya da canı acımış olabilir.

Ekmeksiz hayatın tadı yok!

Diyet yaparken ya da günlük beslenmede kalori kısıtlamasında bulunmak amacıyla, gerek kadınlar gerekse erkekler önce ekmek tüketmeyi kesiyor.

Diyet yaparken ya da günlük beslenmede kalori kısıtlamasında bulunmak amacıyla, gerek kadınlar gerekse erkekler önce ekmek tüketmeyi kesiyor. Ancak ekmeğin vücuda 2 büyük faydası var: Birincisi kan şekerini dengeliyor, ikincisi ise sinir sistemi için çok gerekli olan vitaminlerin alımına katkıda bulunuyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, günlük beslenmesinden ekmeği çıkarmak isteyenlere bir kez daha düşünmelerini önererek, ekmek hakkında merak edilen soruları yanıtlıyor:

Diyet yaparken hiç ekmek tüketmemek doğru mu?
Diyet yaparken veya sağlıklı bir beslenme düzeninde hiç ekmek yememek doğru bir beslenme alışkanlığı değil. Diyet yaparak kilo vermeyi hedefleyen kişi sağlıklı, dengeli ve düzenli bir beslenme planı uygulamalı. Sağlıklı ve düzenli beslenmenin en önemli kurallarından biri de her besin grubundan belirli miktarlarda tüketilmesi. Zayıflamayı planlayan kişinin, beslenmesinden karbonhidrat grubunu (çikolata, pasta, şeker, sütlü tatlılar) tamamen çıkardığı için vücudun, özellikle de beynin ihtiyacı olan enerji gereksinimini ekmek grubuyla alarak sağlaması gerekiyor. Bu şekilde kan şekerinin dengeli bir şekilde değişimi sağlanıyor ve şiddetli açlık duygusu yaşanmıyor. Ayrıca sinir sistemi için gerekli olan vitaminler ekmeklerle alınmış oluyor.

Ekmek ne zaman faydalı, ne zaman zararlı?
Ekmek, miktarı kişiye uygun olacak şekilde ve kaliteli cinsi tercih edildiğinde faydalı oluyor. Ekmeğin cinsi tam buğday, çavdar veya kepekli olmalı. Fakat gün içinde düzensiz ve kalitesiz gıda örüntüsü ile beslenen kişi için ekmek tüketimi bir de fazla miktarlarda olduğunda zararlı hale geliyor.

Sağlıklı bir insan günde kaç dilim ekmek yemeli?
Ekmek tüketiminin miktarı kişinin kilosuna, cinsiyetine veya çalışma temposuna göre değişkenlik gösterebiliyor. Sağlıklı bir insanın her öğünde ortalama ikişer dilim ekmek tüketmesi fazla olmayacaktır. Gün içinde bir kişi en az 6-8 dilim tüketebilir.

Beyaz ekmek günlük beslenmeden tamamen mi çıkarılmalı?
Ekmek cinsi olarak sağlıklı ve düzenli bir beslenme de tam buğday ekmeği, çavdar ekmeği veya kepekli ekmek tüketimi çok daha ön planda olmalı. Özellikle kronik hastalığı (diyabet, tansiyon, kalp) olan kişilerin posaya fazla ihtiyaçları olduğu için beyaz ekmek yerine diğerlerini tercih etmeleri daha sağlıklı olacaktır. Yine kronik olarak kabızlık problemi olan kişilerin de posa ihtiyacı fazla olduğu için tam buğday veya çavdar ekmeğini tercih etmeleri bağırsak hareketleri açısından daha fazla yarar sağlayacaktır. Sadece aşırı kansızlık şikayeti olan kişilerin, demir emilimini olumsuz yönde etkileyeceği için kepekli ekmeği sürekli tüketmemeleri, dönüşümlü olarak beyaz ekmek de yemeleri daha doğru olacaktır.

Kişi günlük beslenmesinde hiç ekmek yemezse zayıflar mı? Bu sağlıklı bir zayıflama olur mu?
Zayıflamada esas olan, günlük alınan enerjinin harcanan enerjiden az olması. Aldığımız enerji az olduğunda vücut ihtiyacı olan enerjiyi vücuttaki yağları yakarak sağlıyor ve sonuçta da zayıflama gerçekleşiyor. Günlük beslenmemizde ekmeği hiç yemediğimizde alınan enerji bir miktar azaldığı için belli bir kilo kaybı sağlayacaktır, fakat bu kilo kaybı sağlıklı bir kilo kaybı olmayacaktır.

Ekmeği tamamen yasakladığınız kişiler var mı?
Zayıflamak adına ekmeği tamamen yasakladığımız kişiler kesinlikle yok. Fakat bazı sindirim sisteminde gelişen hastalıklar var ki onlardan biri de çölyak. Çölyakta unun yapısında bulunan gluten o kişinin sindirim sistemini olumsuz etkilediği için hiç tüketmemesi gerekiyor. Tabi bunun alternatifi olan glutensiz unla yapılmış veya mısır ekmekleri tercih edebilir.

Hipoglisemide, diyabette ekmek yememek doğru mu?
Hipoglisemide veya diyabette ekmeği tamamen tüketmemek doğru bir uygulama değil. Bu hastalıklarda kana hızlı karışan kan şekeri ritmini hızlı bozan basit karbonhidratları ( şeker, çikolata, pasta ) beslenmeden uzaklaştırmak gerekiyor. Tam tersi bu hastalıklarda kişi enerji ihtiyacını kompleks karbonhidratlardan sağlamalıdır ki onlardan biri de ekmektir. Fakat ekmeğin beyaz olanını değil kan şekerini daha yavaş yükselten tam buğday veya çavdar tarzı ekmekleri tercih etmeleri gerekiyor.

Bazı uzmanlar günde 3 öğün yemenin yeterli olduğunu, ekmek yerine kuruyemiş tüketmenin daha yararlı olduğunu savunuyor. Kuruyemiş masum mu?
Sadece 3 öğün ile beslenme, sağlıklı olan kişiler için geçerli bir durum. Fakat diyabeti veya hipoglisemisi gibi kan şekeri düzensizliği olan ve düzenli beslenmeleri gereken kişiler için çok uygun bir beslenme biçimi değil. Kişi sağlıklı bir bireyse beslenmesine fındık ceviz ve badem gibi besin değeri yüksek gıdalarla destek olabilir, fakat onların da miktarlarını ayarlamaları önemli. Çünkü miktar olarak fazla tüketildiklerinde gereğinden fazla yağ alımına neden olabiliyorlar.

Günde kaç ceviz, kaç fındık, kaç badem yemeliyiz?
Beslenme planı düzenlerken günde ortalama 2 adet ceviz, 10 adet fındık ve 10 adet badem tüketmelerini öneriyoruz.
 
Ekmeğin yerine ne yiyebiliriz? 
Ekmek bir tahıl grubu yiyecektir. Diğer tahıllarla değişiklik yapılarak tüketilebilir. Örneğin bir dilim ekmek yerine öğününüzde 2-3 yemek kaşığına karşılık gelecek pilav özellikle daha sağlıklı olan bulgur pilavı tüketebilirsiniz. Ekmek veya pilav yemek istemezseniz, bir kase çorba içebilirsiniz.

Aşırı Zayıflık Erken Menopoza Sebep Oluyor!

Aşırı zayıf olan her 3 kadından 1'i risk altında! Sıfır beden olma tutkusu erken menopoz riskini artırıyor.

Son yıllarda özellikle genç kızlar olmak üzere kadınların sıfır beden, bir başka deyişle aşırı zayıflama tutkuları ciddi sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Örneğin vücuttaki kritik yağ sınırı olan yüzde 12’nin altına düşüldüğünde üreme fonksiyonları durabiliyor. Bunun sonucunda sıfır bedene sahip olan kadınların yüzde 30’unda erken menopoz gibi ciddi bir tablo ortaya çıkabiliyor!

Ülkemizde kadınlar ortalama olarak 48 yaşında menopoza giriyor.  Ancak menopoz çeşitli nedenlerden dolayı 40 yaşından önce de görülebiliyor ve buna ‘erken menopoz’ deniyor. Bu konuda ülkemizde sağlıklı bir istatistiksel veri olmasa da, modern yaşamın olumsuz getirisi olan çevre kirliliğinin artması, sigara kullanımı, aşırı stres ve diğer faktörler nedeniyle erken menopozun görülme sıklığının arttığı belirtiliyor. Günümüzde erken menopoza yol açabilen bir başka önemli neden de, son yıllarda özellikle genç kızlar olmak üzere kadınların sıfır bedene ulaşma çabaları. Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, sadece obezite değil, aynı zamanda çok zayıf olmanın da üreme sağlığını olumsuz yönde etkilediğine dikkat çekerek, “Çünkü vücuttaki yağ oranı kritik yağ sınırı olan yüzde 12’nin altına düştüğünde üreme fonksiyonları da durabiliyor. Bunun sonucunda da kadının genç yaşta olmasına rağmen hamile kalmasını önleyen ve yaşam kalitesini ciddi boyutlarda etkileyebilen “hipolatamik amenore”, bir başka deyişle adetin beyinsel olarak durdurulması tablosu ortaya çıkabiliyor. Bu olguların üçte birinde de erken menopoz ortaya çıkabiliyor” diyor.

Üreme Sistemi Büyük Bir Enerjiye İhtiyaç Duyuyor

Kadın üreme sistemi dışarıdan gelen etkilere son derece açık oluyor ve belirgin bir şekilde etkileniyor. Üreme büyük bir enerjiye ihtiyaç duyuyor. Enerjinin az olduğu zamanlar ile açlık dönemlerinde üreme fonksiyonları duruyor. İnsan üremesinin beslenme ile ilişkisi 3 olayın analizinden anlaşılıyor:
1- Dünyada açlık çekilen zamanlardaki veriler.
2- Kaşeksi denilen hastalığı olan çok zayıf kadınlardan elde edilen veriler.
3- Aşırı spor nedeni ile hızla yağ kaybeden sporculardan elde edilen veriler.
Yapılan analizlere göre; besinlerle alınan enerji ilk olarak kalp-damar sistemi ve beyinsel aktiviteler gibi yaşam fonksiyonları için kullanılıyor.  Bunu ikinci olarak hareket ve büyüme gibi kısıtlanabilir fonksiyonlar takip ediyor. Son olarak da yeterli enerji olursa üreme fonksiyonları için kullanılıyor.

Hatalı Diyetler Üremeyi Durduruyor

Aşırı zayıf olan kadınlarda hem enerji yokluğu hem de hatalı diyetler nedeniyle gerekli yaşamsal maddelerin alınmaması sonucu bozulan hücre aktiviteleri üreme fonksiyonlarını durduruyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, aşırı zayıflık durumu ne kadar uzun olursa, kalıcı etkilerinin de o kadar çok olacağını belirterek, “Örneğin daha sonra tekrar normal diyete dönülüp ideal kiloya erişilse bile bu kadınların yaklaşık yüzde 30’unda adet görememe durumu kalıcı hale geliyor” diyor.

İlk Belirti Adet Döngüsünün Hızlanması

Normalde adet döngüsü ortalama 28 günde bir oluyor. Adet döngüsünün 22 günden daha sık olmasının genellikle yumurtalık rezervinin azaldığına işaret ettiğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, “Durum her zaman böyle olmasa da, FSH hormon yüksekliği tespit edilirse hastanın durumuna uygun üreme ve doğurganlığın korunması seçeneklerinin anlatılması gerekiyor” diyor. Adet döngüsünün hızlanmasından başka, tablo daha da ilerlediğinde; vajinal kuruluk, ağrılı cinsel ilişki, cinsel isteksizlik, sıcak basmaları, uyku ve konsantrasyon bozuklukları, depresyon, iş veya okulda başarı düşüşü görülebiliyor. Son aşamada da adet kanamaları seyrekleşmeye başlıyor. Menopoz tam oturduğunda ise adetler tamamen kesiliyor. İlerleyen yıllarda kemik erimesi, kalp hastalıklarında artış, vücut şeklinde ve oranlarında değişim, örneğin erkek tipi göbeklenme görülüyor.

Şikayetler Oluşmadan Tedbir Almak Şart!

Belirtiler ortaya çıktığında çoğu kez durum oldukça ciddi boyutlara ulaşmış oluyor. Bu nedenle her kadının erken menopoz açısından risk faktörlerine sahip olup olmadığını analiz etmesinin son derece önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, “Eğer belirgin bir erken menopoz riski varsa belirtiler henüz ortaya çıkmadan doktora başvurulmalı ve doğurganlığı koruma seçenekleri hakkında fikir edinilmeli” diyor.

Diğer Risk Faktörleri

• Ailede erken menopoz öyküsü,
• Turner sendromu veya Swyer sendromu gibi kromozal hastalıklar,
• Galaktozemi ve talassemi majör gibi bazı enzim eksiklikleri,
• Kemoterapi ya da radyoterapi,
• Sık geçirilen yumurtalık ameliyatları,
• Kabakulak ve zona gibi enfeksiyonlar,
• Tiroit, romatizmal artrit, diyabet, vitiligo gibi bazı otoimmün hastalıklar,
• Epilepsi,
• Sigara,
• Stres,
• Aşırı zayıflık veya obezite,
• Bazı meslekler
• Bayan kuaföründe çalışanlar
• Kimyasal kozmetik satıcıları
• Solvent ile çalışan ressamlar / boyacılar
• Propanediol, metilolakrilamid, monometil eter, ftalatlar ile çalışanlar

Menopoza Karşı Önlem Alın

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, menopoz yaşını geciktirebilmeniz için yaşam alışkanlıklarınızda dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle sıralıyor:

• Sıfır beden ya da obez olmayın. Vücut Kitle indeksinizi hesaplayın: Ağırlık (kilo)/boy2 metre. Vücut Kitle indeksinizin 18-30 arasında olmasına dikkat edin.
• Stresinizi azaltacak önlemler alın.
• Sigara içmeyin ve pasif içicilikten uzak durun.
• Zararlı olduğu bilinen propanediol, metilolakrilamid, monometil eter gibi kimyasal maddelerden kaçının.
• Spora hayatınızda yer verin. Mümkünse her gün, değilse haftanın en az 3 günü bu egzersizlerden birini mutlaka uygulayın: 50 dakika tempolu yürüyüş, 30 dakika yüzme, 30 dakika bisiklet veya 45 dakika jimnastik.
• Oksijen radikali emme kapasitesi yüksek antioksidan besinleri tüketin: Balık, ceviz, taze fındık, kabak çekirdeği, brokoli, lahana, karnabahar, domates, biber, havuç, mürdüm eriği, nar, üzüm, çilek karpuz, işlenmemiş tahıl ve ürünleri bu besinler arasında yer alıyor. Aynı zamanda yeşil çay ve taze greyfurt suyu da oksijen radikali emme kapasitesi yüksek olan içeceklerden.
• Antioksidan ilaçlar alın: Örneğin Koenzim-Q 10, L-arginin veya Royal jelly takviyesi yapabilirsiniz.
• Kalsiyumdan zengin beslenin: Günde 200 ml süt, yoğurt veya dondurma yiyin.
• Güneşlenerek D vitamini aktivasyonuna yardımcı olun.