Zayıflatan bitki özleriyle kilo alıp vermeye son

Hızlı ve sağlıklı kilo vermek ve verilen kiloları tekrar geri almamak için zayıflama özelliği bulunan dört mucizevi bitkinin özünden yararlanabilirsiniz. İşte sürekli kilo alıp verme sıkıntısıyla karşı karşıya kalan hanımlar için tavsiyeler…

Şifalı bitkilerle ilgilenenlere doğal ve garantili "lokman hekim" zayıflama tavsiyeleri 6 yıldır yüzlerce kadını kalıcı zayıflatıyor. Herkesin "yaza kadar nasıl bu kilolardan kurtulacağım" endişesi taşıdığı şu günlerde, bu yolla ilgili önemli bilgileri toparlamak, anımsatmak istiyoruz: Bu sezon doğala dönüş var çünkü diyetlerle verilen kiloların kaçınılmaz olarak ve artarak geri geldiği bilinen bir gerçek. Aynı zamanda sentetik yöntemlerin sonuçlarını da basından duyuyoruz. Kalori tuzağına düşenlerin gerçeği görüp, başvurduğu tabiat yöntemleri bir inceltiyor pir inceltiyor.

Çeşitli diyetleri deneyip başaramamış ve hala şişman olanlara en doğru ve doğal bilgileri verme çabasındayız. Bu doğru inceltme formülü, fazlalıklardan kurtulup, estetik bir vücuda sahip olmayı sağlıyor. Hızlı ve sağlıklı kilo vermeniz için, zayıflama özelliği bulunan formül dört bitkinin özünde ve öğütülmüş özel şifalı bitkilerde. Tabiattan elde edilen bu özlerin zayıflama üzerindeki etkisi yağları çabuk çözmesinden ve yağ hücrelerini küçültmesinden kaynaklanıyor.

Tekrar kilo alıp vermeye son

Öncelikle kendinizi kilo vermeye şartlandırmalısınız ve kendinizden ödün vermemelisiniz. Sadece zayıflamak da yetmiyor verilen kiloların bir daha alınmaması için dengeli bir şekilde beslenmeli, kendinize dikkat etmelisiniz. Kilo verip tekrar alıyorsanız, sürekli tekrarlayan bir kısırdöngüden bilinçli, sağlıklı bir bakışla kurtulabilirsiniz. Doğal ve hiçbir yan etkisi bulunmayan ve "Z 34″ olarak bilinen 4 bitki özü formülünün içeriğinde herhangi bir kimyasal yer almıyor. Öğütülmüş gerçek bitki tozlarıyla birlikte ve 4 narenciye özü sayesinde doğal olarak herhangi bir diyet uygulamanıza gerek kalmıyor.

Şişmanlık ve fazla kilo kader değildir

Şuna artık inanın: Kilo tedavi edilmez ise, gün geçtikçe kötüleşerek devam eden bir çeşit hastalıktır. Kadınlarda hormonal dengeyi bozarak âdet düzensizliği, tüylenme artışı hatta kısırlığa yol açmakta. Orta yaşlara gelip gençlik inceliklerini muhafaza edemeyenlerin de başvurduğu doğal form yöntemleri uzun zamandır doğallık bilincinin yerleşmesi üzerine kabul gördü. Her yaşa hitap etme özelliği ile biliniyor fakat kiyolu gençler arasında da trend oldu. Ergenlik yaşında olup obez olan çok sayıda ergen insanımız bu yolla, bunalıma girdiği kilolarını def etti.

Kilo verme işini bir hapa havale edip sağlığınızı tamamen bozmaktan vazgeçmelisiniz. Onların kalbe zararlı yan etkilerinin olduğu artık herkesçe biliniyor. Bütün bunlardan dolayı çeşitli diyetleri deneyip, başaramamış kadın ve erkekler, gebelikte kilo alanlar, "çok boğazlıyım" diye yakınanlar ve aşırı şişmanlayan ergenler bu yolu deniyor, başarıyor.

Göbek, bel ve basensiz bir vücut sağlıyor

Bu sezon kilo sorunu olanlara en muhteşem önerimiz; bazı narenciye meyvelerinden özel yollarla elde edilen özler ve öğütülmüş bazı şifalı bitkiler. Bu narenciye meyve özleri, yağları bir daha gelmemecesine çözerek bedenden atıyor ve herhangi bir yan etki olmadan forma kavuşturuyor. Zayıflama konusunda bir genelleme yaptık ve önemli noktaları tekrarlayarak toparladık. Çünkü doğal yollardan uzaklaşanların gördüğü zararları duyuyoruz. Bunu bir görev bilerek aktardık.

Türk insanının göbek, bel ve basen yağlanması kronik bir mesele. Şimdi "Onlardan çok çekiyoruz, ne yapsak kurtulamıyoruz" dediğinizi duyan gibiyim. Onları eritmek en zor olanı elbette.. Söz ettiğimiz doğal yollar onlara da aman vermiyor. Fakat bunu hızlandırmak elinizde.

Çözüm olarak; o bölgelerin yağsız ve fit haline dönmesi için bazı mucizevi şifalı bitki yağlarından destek almalısınız. Karın ve basende inatçı ve kalıcı olmaya ısrar eden bu fazlalıklar, doğal özleri kullandığınız sürece eriyor. Ancak şifalı bitki yağlarıyla her gün yapılacak kısa masaj erimesini kolaylaştırdığı gibi kalıcı olarak yok ediyor. Biraz gayret ve doğaya inanç ile bu sorundan sonsuza dek kurtulmak mümkün. Tavsiyemiz olan özel bitkisel fit mönü ile 4 haftadan sonraki günlerde müthiş incelmeyi sevinçle göreceksiniz. Tekrar tekrar kilo verip alma kısırdöngüsü içinden çıkacaksınız.

Sağlıkta Yeni Trend “Bardak Çektirme”

Ünlülerin yaptığı her hareket bir trend halini alıyor. Gün içerisinde tercih ettikleri kıyafetlerden tutunda yemek yeme alışkanlıklarına, spor tercihlerinden sağlıkları için yaptıkları uygulamalara kadar…


Bunlardan bir tanesi de Jennifer Aniston’un katıldığı bir galaya sırtında bardak izleri ile gelmesi ile “Sağlıkta yeni bir trend” halini aldı.

Doğu kültüründe yüzyıllardan bu yana bir tedavi yöntemi olarak kullanılan bardak çektirme ısıtılan bardakların sırta yapıştırılmasının ardından hızla çekilmesi ile uygulanan bir yöntemdir.

Bu yöntem doğu kültüründe kanın dolaşımın hızlanması ile özellikle soğuk algınlığına çok iyi geldiğine inanılmaktadır. Fakat Hollywood dünyasında şifasından çok sırt bölgesinde yarattığı görünümü ile güzellik trendi haline gelmeyi başardı.

Sezon boyunca gerek makyajı, gerek üzerilerinde ki kıyafetleri şık olan bayanların sırt bölgelerinde bardak izleri gördüğünüzde şaşkınlığınızı gizleyin ve bunun artık trend bir görünüm olduğunu unutmayın!

“Bardak Çektirme” trendine bir çoğumuzun uyum sağlamakta zorluk çekeceğini düşünüyorum.
Sizler bu trendi beklemeye alıp tercihinizi güzelliğiniz ve görüntünüz için farklı trendler aramaktan yana kullanmak istiyorsanız eğer; Parfüm, kozmetik, cilt bakımı, vücut bakımı, kişisel bakım, sağlık, fitness kategorileri ile oldukça geniş bir hizmet yelpazesi olan Evoria Indirim kodu’na göz atabilirsiniz. Sitede sağlığınıza, görüntünüze ve havanıza yepyeni trendler katabileceğiniz yüzlerce seçenek indirimlerle sizleri bekliyor.

Bakım ürünlerinin yanı sıra daha kapsamlı online alışveriş siteleri arayışındaysanız eğer Hepsiburada Hediye Çeki‘nde de A’ dan Z’ye günlük hayatta ihtiyaç duyabileceğiniz her türlü ürünü uygun ödeme kolaylıkları ve indirimli fiyatlarla bulabilirsiniz.

Sağlığınıza, güzelliğinize kısacası hayatınıza katacağınız yepyeni trendler sadece bir “tık” ötenizde. Üstelik indirimlerle..

Bu konuk makale indirimhediyeceki.com’a aittir.

Anne Sütü Alan Bebeklerde Meme Kanseri Riski Azalıyor!

Anne sütü, bebeği enfeksiyon hastalıkları, alerjik rahatsızlıklar, obezite ve diyabet gibi bir çok hastalıktan koruyor. Yapılan araştırmalar anne sütünün aynı zamanda kız bebekleri meme kanseri riskinden de koruduğunu ortaya koyuyor. 

Anne sütü bir bebek için vazgeçilmez bir besin kaynağı. Bebeğe sağladığı sayısız yarar var. Anne sütünün bebeklerin sağlığı üzerindeki etkisi üzerine yapılan araştırmalarsa her geçen gün yeni bir faydasını ortaya çıkartıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Ülkü Tıraş, yapılan son araştırmaların sonuçlarına bakıldığında anne sütünün, bebeği meme kanserinden lösemiye kadar birçok hastalıktan koruyucu etkisi bulunduğunu belirtiyor.

Anne Sütü Bebeği Hastalıklara Karşı Koruyor

Anne sütü alan bebeklerde alerjik hastalıklar, çocukluk çağı şeker hastalığı, ishal, orta kulak enfeksiyonları ve tüm diğer enfeksiyon hastalıkları daha az görülüyor. Hatta yapılan araştırmalar, anne sütünün bağışıklık sistemini güçlendiren özelliği nedeniyle kız bebeklerin ileride meme kanserine yakalanma risklerinin çok daha az olduğunu gösteriyor. Ayrıca anne sütü ile beslenen bebeklerde lösemi yüzde 9, Hodgin lenfoma yüzde 24, çocukluk çağı kanserlerinden biri olan nöroblastomun ise yüzde 41 oranında daha az görülüyor.
Emzirmenin sonunda gelen yağlı süt bebeği obeziteden koruyor

Anne sütü bebeğin ihtiyaçlarına özel olarak üretiliyor. Bu yüzden her annenin sütü kendi bebeğine özel. Hatta emzirmenin başlangıcındaki sütle son kısmı bile birbirinden farklı oluyor. Emzirmenin sonuna geldikçe anne sütünün yağ oranı da artıyor. Bu da bebeğin doymasını sağlıyor. Böylece bebeği obeziteden de koruyor.

İlk Süt, Bebeği Enfeksiyonlardan Korur

Anneden doğum yapar yapmaz gelen ve kolostrum denilen ilk süt bebekler için yaşamsal önem taşıyor. Bebeğin bu dünyadaki ilk besininin mutlaka anne sütü olması gerekiyor. İlk süt enfeksiyonlara karşı koruyucu madde içeriyor. Bu da enfeksiyonlara karşı direnci düşük olan yeni doğan için çok önemli. Bu nedenle bebeklere doğumdan sonra şekerli su gibi başka besinlerin kesinlikle verilmemesi gerekiyor.

Formül Mama Anne Sütünün Yerini Asla Tutmaz

Bebeği hastalıklardan korumak adına anne sütünün, ilk 6 ay tek başına, daha sonra ise ek gıdalarla birlikte 2 yıl boyunca bebeğe mutlaka verilmesi gerekiyor. Özellikle doğumdan sonraki bebeğin yeterli anne sütü alıp almadığı açısından bebeğin kilosu ölçülerek takip edilmeli. Belirli zaman dilimlerinde aldığı kilo, bebeğin yeterli anne sütü alıp almadığını gösteriyor. Pek çok anne bebeğinin yeterli kilo almadığını düşünerek, daha tombul olsun diye formül mama verme ihtiyacı duyuyor. Ancak sütleri varken, bebeklerine formül mamaların verilmesi doğru değil. Çünkü bu mamalar anneye ve bebeğe özel olarak üretilmiyor.

Dereotu, Maydanoz ve Nane Suyu Sütü Artırıyor

Anne sütünü artırmak için mümkün olduğu kadar sık aralıklarla bebeği emzirmek ve memeye masaj uygulamak gerekiyor. Bunun yanı sıra anneler mutlaka beslenmelerine özen göstermeli ve bol su tüketmeliler. Dereotu, maydanoz ve naneden elde edilen bitki çayları anne sütünü artırıyor.

Çalışan Anneler de Anne Sütü Verebilir!

Bebeğini belirli bir dönemin sonunda evde bırakıp çalışmaya başlayan anneler emzirme dönemlerinin biteceğini düşünüp, kaygıya kapılıyor. Oysa bu yanlış bir  düşünce. Anneler iş yerlerinde belirli aralıklarla sütlerini sağmaya devam ederlerse, bebeklerini istedikleri kadar anne sütüyle besleyebilirler. Süt sağılmaya devam ettikçe, beyinden salgılanan hormonlar da çocuğun süte ihtiyacının sürdüğünü düşünüyor ve bol miktarda salgılanmaya devam ediyor. İş yerinde sağılan anne sütü, özel kaplara konularak buzdolabının kapağında 24 saat, derin dondurucuda ise 6 aya kadar saklanabiliyor. Ancak anne sağma işlemine ara verirse beyin, hormon salgılanmasını azaltıyor, bunun sonucunda da süt yapımı giderek azalıyor.

Sağlıklı sutyen seçimi nasıl yapılır?

Uzmanlar, günlük kullanımlar için çok sıkı olmayan göğüslere tam oturan pamuklu kumaştan üretilmiş doğal boyalarla boyanmış sutyen kullanılmasını tavsiye ediyor.

Sutyen seçerken dikkat etmeniz gerekenler kısaca şu şekilde açıklanabilir…

Spor yaparken de tabii ki zıplama hoplamalara karşı koruyucu sıkı spor için üretilmiş özel sutyenler kullanılmalı. Sutyen alırken birkaç noktaya dikkat etmek şıklığınız ve rahatınız için çok yaralı olacaktır.

Sutyeninizi yeni aldığınızda en uç agrafta (klipste) rahatsanız sorun yok demektir. Sutyenler kullandıkça gevşerler. İlerde sutyeniniz gevşedikçe daha yakın agraflara takabilirsiniz. Sutyen almadan mutlaka doğru beden ölçünüzü bildiğinizden emin olun.

Göğüsleriniz sutyen kabından taşıyorsa beden ölçünüzde bir hata var demektir. Göğüslerin sutyenin üst kısmından kontrolsüz olarak dışarıya doğru bombe yapacak şekilde taşması hoş bir görünüm oluşturmaz. Sutyeninizin arka bantı yere paralel olarak sırtından geçmelidir. Eğer bu bant yukarıda kalıyorsa askılar olması gerektiğinden daha kısa ayarlanmış ya da sutyen üzerinize göre değil demektir.

Regl öncesi dönemde normal dönemlerde giyeceğiniz sutyenleri almayın. Memelerinizin bu dönemde büyümesi, normal dönemlerde giyemeyeceğiniz sutyenlere sahip olmanıza yol açabilir. Aslında doğrusu kadınların bu iki farklı dönem için ayrı ayrı sutyenlere sahip olmasıdır.

Kendinize regl dönemleri için normal bedeninizden farklı bedende bir ya da iki sutyen almanızı öneririz. Göğüslerinizin dolgun görünmesi için ‘push-up’ denilen içten dolgulu sutyenleri tercih edebilirsiniz. Bu tip sutyenlerin dolguları günümüzde sıvı, hava ve pamuk gibi çeşitli malzemelerle oluşturulmaktadır.

Beğendiğiniz birini seçmekte serbestsiniz; hepsi hemen hemen aynı rahatlıktadır. Ancak sıvı dolgulu push-up’ların göğsün kendi dokusuna daha yakın olduğunu söyleyebiliriz.

Eğer sutyeninizin agraflarının arkada olması sizi zorluyorsa ya da biraz değişiklik ve pratiklik arayışındaysanız önden agraflı yani önden açılan sutyenleri deneyebilirsiniz. Genel olarak şöyle de bir saptama yapabiliriz; aldığınız sutyen rahatsa ve sizce güzel gözüküyorsa sorun yok demektir.

Duruşunuza 10 Dakika Ayırın!

Düzgün duruş; bel, sırt ve boyun ağrılarından korunmanın en önemli yolu. Bunun yanı sıra olumlu bir ilk izlenim ve etkili bir iletişim için de düzgün duruşun rolü büyük. 

Dik duran kişi, karşısındakinde kendinden emin, yaşam enerjisi yüksek, başarılı bir insan etkisi bırakıyor. Kambur duruş ise içe kapanık ve kendine güveni olmayan bir kişiliğin göstergesi olarak kabul ediliyor. Acıbadem Sağlık Grubu International Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Demet Parlar, günde 10 dakikalık mola egzersiziyle kötü duruş sorunundan kurtulabileceğimizi belirtiyor.

Genelde 20’li yaşlardan itibaren kadınlarda boyun-sırt, erkeklerde bel ağrılarının önemli nedenlerinden biri duruş bozukluğu. Bu ağrılar, ofiste ya da evde düzenli olarak yapılan basit egzersizlerle duruş bozukluğu düzeltilerek önlenebiliyor.

Kasların En Ekonomik Olarak Kullanıldığı Duruş

Halk dilinde dik ya da sağlıklı duruş olarak tabir edilen düzgün duruş, kasların en ekonomik olarak çalıştığı durumdur. Bu duruşta baş önde durmamalı, omuzlar öne doğru dönmemeli, karın çok öne gelmemeli. Bu nedenle fizik tedavi sırasında düzgün duruş eğitiminin yanı sıra boyun, sırt, bel, karın ile bacak kaslarını güçlendirmeye ve esnetmeye yönelik bir egzersiz programı verilmesi önemli. Egzersiz programlarında hastaların bu egzersizleri yaşam boyu düzenli olarak yapmalarını sağlayarak boyun, sırt ve bel ağrısına neden olan omurga sorunlarından korunmalarına yardımcı olmak amaçlanıyor.

Duruş Bozukluğunun Sebebi Tespit Edilmeli

Duruş bozuklukları bazı kas-iskelet ve sinir sistemi hastalıklarına bağlı olabildiği gibi, genelde çocuklukta başlayan yanlış duruş alışkanlığına, ileri yaşlarda ergonomik olmayan ortamlarda çalışmaya bağlı olarak da görülebiliyor. Bu nedenle duruş bozukluklarında öncelikle altta yatan nedenin tespit edilmesi gerekiyor.

Kreşlerde Doğru Duruş Eğitimi Verilmeli

Çocuklara doğru duruşu öğretebilmek için onların oyun alanlarını, omurgayı dik tutacak biçimde planlamak gerekiyor. Örneğin çalışma masalarının ergonomik olması, sandalyenin destekli olması, masa ile iskemle yüksekliğinin uygun olması omurga sağlığı için önemli. Özellikle hem çocukların hem de gençlerin yatakta veya koltuğa oturarak, bağdaş kurarak laptop kullanması kötü duruş alışkanlığını yerleştiren önemli yanlışlardan biri. Masada veya koltukta mutlaka sırt dik durmalı, bel ve sırt desteği olmalı.

Ergenlik Döneminde Çocuklar Dik Durmaya Teşvik Edilmeli

Ergenlik döneminde göğüsleri büyümeye başlayan genç kızlar bu durumdan utandıkları için, uzun boylular ise “kendini beğenmiş” bir etki bırakma endişesiyle bir anlamda vücutlarını saklamaya, ufaltmaya çalışıyor; omuzlar önde kambur durma alışkanlığı ediniyorlar. Bu duruş, ilerleyen yıllarda da kalıcı hale geliyor. Bu nedenle özellikle ergenlik döneminde anne babaların ve öğretmenlerin çocukları dik durmaya teşvik etmesi gerekiyor. Onları cinsel gelişimlerinden rahatsızlık duymamaları gerektiği, bunun güzel bir olay olduğu konusunda ikna etmeliler.

Küçük Yaşta Spor Alışkanlığı Kazandırılmalı

Düzenli olarak yapılan spor, omurgayı destekleyen kasların kuvvetli ve esnek olmasını sağlıyor. Bu nedenle çok küçük yaştan itibaren çocuklara spor alışkanlığının kazandırılması gerekiyor. Yüzmek, bisiklete binmek, tenis ya da jimnastik, omurga sağlığı üzerinde olumlu etkiye sahip sporların başında geliyor.
Yanlış bir duruş, birçok rahatsızlığa da zemin hazırlıyor. Kaslarda oluşan zayıflıklar, gerginlik ve kısalıklar yumuşak dokularda ve eklemlerde incinmeleri, zorlanmaları kolaylaştırıyor. Bu nedenle hem sporla hem de özel egzersizlerle omurgayı destekleyen kasların yanı sıra, kol ve bacak kaslarını da güçlü ve esnek tutmak gerekiyor.

Fazla Kilo Duruşu Bozuyor

Karın bölgesinde toplanan yağ, hareketsiz yaşama, karın kaslarının zayıflamasına ve bel çukurunun artmasına yol açıyor. Bu da omurganın sağlıklı duruşunu bozuyor ve sırtta kamburlaşmaya neden oluyor.

Fizik Tedaviyle Ağaç Her Yaşta Eğilir

Yanlış duruş, ilerleyen yaşla birlikte yalnızca boyun, sırt ve bel ağrılarına neden olmuyor; omuz ve çene eklemlerinde de incinmeleri kolaylaştıran önemli bir risk faktörü haline geliyor. Bu nedenle bel, boyun, sırt, omuz ve çene eklemi ağrısı olan hastaların tedavisinde duruş egzersizleri ve eğitimi, tedavinin ayrılmaz bir parçası olmak zorunda. Bel, boyun, sırt, omuz ve çene ekleminde sorunu olan hastaların tümüne ağrıları geçtikten sonra, tedavi sırasında veya sonrasında duruş eğitimi ve egzersiz programı verilmeli. Eğer kemik, sinir ve eklem kökenli bir sorun, başka bir deyişle altta yatan nörolojik, romatolojik bir hastalık ya da omurgada yapısal bir bozukluk yoksa yanlış duruş, egzersiz ve eğitimle her yaşta düzeltilebiliyor.

İşe Verilen Kısa Bir Mola Yeterli

Temel egzersizler için en az 10-15, en fazla ise 30 dakika yeterli. Ayrıca her meslek grubundan ve her yaştan hastanın yapabileceği mola egzersizleri 2-3 dakikalık bir zaman diliminde bile uygulanabiliyor. Tabii ki yapılan işe bağlı olarak saat başı veya 2 saatte bir verilen kısa molalar da olmak üzere.

Molalarda Yapılabilen Günlük Yaşam Egzersizleri

Bu egzersizleri sabit pozisyonda, özellikle başı öne eğik olarak çalışan herkes; örneğin başta bilgisayarı yoğun kullanan ofis çalışanları olmak üzere, uzun süre araç kullananlar, yemek ve temizlik yapan ev hanımları, dikiş diken terziler, öğrenciler mutlaka yapmalı.

Sağlıklı Duruş Modeli

• Ayakta; çene ve omuzlar geride, karın içeride olmalı. Böylece vücut için yerçekimi ekseninin kulak, omuz, kalça, ayak bileğinin aynı çizgi üzerinde olması sağlanıyor. Bu da eklemler ve kaslar için en uygun ve sağlıklı duruşu oluşturuyor.
• Bilgisayar karşısında otururken bilgisayar monitörü göz seviyesinde; kulak, omuz ve kalçanın aynı hizada, sırt ve belin ise destekli olması gerekiyor.

Mola Egzersizleri

• Gözler karşıda, çene yere paralel durumdayken omuzlarınızı geriye alın; karnınızı içeri çekin, çenenizi geriye doğru hareket ettirin ve 5 sn. bekleyin.
• Çalışmaya kısa bir mola verip boynunuzu önce sağa sonra sola yatırın, her hareketin son noktasında 5 sn. bekleyin. Daha sonra boynunuzu önce sağa sonra sola çevirin. Aynı şekilde her hareketin sonunda kasınızın iyice esnemesi için 5 sn. bekleyin.
• Sandalyede otururken iki elinizi önde birleştirin. Önce öne doğru, arkasından da aynı hareketle arkaya doğru esneyin. Bu hareketi ayak uçlarınıza eğilerek ve yukarı uzanarak da tekrarlayın. Yine her hareketin sonunda 5 sn. kadar bekleyin.
• Ellerinizle dizlerinizi tutup oturur pozisyondayken kendinize doğru çekip bırakın.
• Belinizi geriye doğru esnetin. Aynı hareketi arada ayağa kalkarak da tekrarlayın.
• Her molada 3-4 dakikalık egzersiz yapın. Gün içerisinde yaptığınız işin yoğunluğuna göre 3-5 kez tekrar edin. Egzersizler sırasında rahat nefes alıp verin, nefesinizi tutmayın. Ağrınız olduğu takdirde hareketi bırakın ve doktorunuza danışın.

Güzel göğüsler için egzersiz yapın

Güzel göğüslere sahip olmanın öncelikli maddesi tabii ki temizlik. Bunun için göğüsler her gün yıkanmalı ve alınan duşun ardından birkaç dakika soğuk su masajı yapılmalı. Soğuk su masajı göğüslerimize dirilik, sıkılık, ve canlılık kazandıracaktır.

Kan dolaşımını hızlandırıp cildin gerilmesine neden olan soğuk su ile nasıl masaj yapılmalı? Bunun için göğüslere dairesel hareketlerle soğuk su tutun. Sadece birkaç dakikanızı alacak. Ama dikkat edin buz gibi sular tutup da üşütmeyin.

Duştan çıktıktan sonra meme ucunda çatlamalara karşı nemlendirici krem kullanın. Bu krem vücut için üretilmiş nemlendirici kremler olabilir ya da göğüsler için özel üretilmiş nemlendirirken sıkılaştıran kremlerden de kullanabilirsiniz.

Göğüs (meme) güzelliği için hangi egzersizleri yapmalısınız?

Yüzme bildiğimiz gibi bütün vücut için yararlı, tabi göğüsleri de şekle sokan bir spor türü. Eğer göğüsleriniz büyükse şiddet içeren sporlardan kaçının.

Göğüs güzelliği için önerilen egzersizlerde ise temel amaç sırt ve pazı kaslarının kuvvetlendirilmesidir. Bunun için 3 egzersiz vardır.

- Diz ve ellerinizi yere koyun (emekler gibi) sırtınızı ve başınızı dik tutun. Bacaklarınızı kalça seviyenize dek havaya kaldırıp çapraz hale getirin. Dirseklerinizi bükerek gövdenizi yere doğru indirin. Bir kaç saniye bekleyip ilk pozisyonunuza dönün. Aynı hareketi 20 kez tekrarlayın

- Yere uzanın, omuzlarınız yerle tamamen temas etsin. Bacaklarınızı havaya kaldırıp çapraz hale getirin. Kollarınızı önce vücudunuza paralel şekilde yana uzatın, sonra dümdüz ve gergin olarak yukarı kaldırın ve ellerinizi birleştirin. Bir kaç saniye bekleyip ilk pozisyonunuza dönün. Aynı hareketi 20 kez tekrarlayın.

- Bağdaş kurarak oturun. Omuzlarınızı gevşek tutun. Kollarınızı göğüs seviyesine getirip avuçlarınız iç içe gelecek şekilde ellerinizi birleştirin. Tüm gücünüzle avuçlarınızı birbirine doğru itin. Bir kaç saniye bekleyip gevşeyin. Aynı hareketi 20 kez tekrarlayın.

Genç kızlarda ergenlikte meme bakımı ve gelişimi nasıl olmalıdır?

Kızlarda meme gelişimi 8-13 yaşlarında başlar. Meme bakımı gelişmeyi izler. Memelerin gelişimi sırasında önce bir tomurcuklanma, daha sonra meme dokusunda genişleme ve büyüme olur.

Memenin büyümesi ile beraber meme ucundaki kahverengi kısım da büyümeye başlar. Gelişiminin sonuna doğru meme ucunun kahverengi kısımdan daha kabarık bir hale geldiği fark edilir. Kızlarda meme gelişimi başladıktan birkaç sene sonra sutyen giyme gereksinimi doğar.

Genç kız ne zaman sutyen giyme gereksinimi olduğunu en iyi kendisi anlar. Bir genç kıza sutyen almasında yardımcı olabilecek en yakın kişi annesi veya ailesinden birisidir.

Öncelikle hangi boy sutyen alınmasına karar vermek gerekmektedir. Bunun için öncelikle göğüs çevresi göğüs altından mezurayla ölçülür, bu sutyenin beden büyüklüğünü vermektedir.

İkinci ölçüm ise kalıp için gerekmektedir. İkinci ölçüm göğsün meme uçlarından yapılan ölçümüdür. Göğüs altı ile göğüs uçları arasındaki ölçümler arasındaki fark hesaplanır. Bu fark 15 cm.den az ise “B” kalıbı, 15-22 cm arasındaysa “C” kalıbı ve 22 cm den büyükse “D” kalıbıdır.

İlk defa sutyen takarken pamuklu dokumadan, göğüsleri rahatça saran ve destek olanlar tercih edilmelidir. Sutyen doğrudan vücuda giyilen bir çamaşır olup, sık sık değiştirilmesi gerekmektedir. Sutyenlerin yıkanma kuralları ise genellikle üzerinde bulunan kullanım kılavuzunda bulunmaktadır.

Hiperaktif mi, Yoksa Burnu mu Tıkalı?

Burnu tıkalı çocuklar rahat nefes alamıyor, rahat uyuyamıyor, baş ağrısı ile uyanıyor, gün içinde derslerine konsantre olamıyor, ders başarısı düşüyor. Etrafına karşı davranış bozuklukları sergiliyor ve hiperaktiftir oluyor. 

Bu durum birçok kez hiperaktivite ve dikkat eksikliği tanısıyla tedavi ediliyor. Acaba çocuğunuz hiperaktif mi yoksa burnu mu tıkalı?

Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, doğru ve burundan nefes almanın yaşam ve sağlık kalitesi açısından büyük önem taşıdığına değiniyor ve çocuklarda burun tıkanıklığının en önde gelen nedeninin alerjik nezle olduğunu belirtiyor. Nuhoğlu burnun, ısıtıcı, nemlendirici ve partikülleri temizleyici rolünün bulunduğunu, solunum yolu enfeksiyonlarına daha az yakalanmayı sağlayan özelliğine dikkat çekiyor. Özellikle mikroplarla ilk kez temas etmeye başlayan okul ve yuva çağındaki çocuklar için çok daha önemli olduğunu belirtiyor.

Burun tıkanıklığının ileri boyutta olmadıkça üzerinde durulmadığını fakat nefes alamamak gibi çok önemli bir şikâyetin oluştuğunu, belirtilerinin ise horlamak, ağızdan nefes almak ve uyku apnesi olarak kendini gösterdiğini vurguluyor.

Vücut Oksijensiz Kalıyor!

Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, uykusunda huzursuz, horlayan, iç çeken çocuğun zaman zaman nefes almaya ara verdiğini ve bu nefes alamama süreçlerinin ardından vücudun oksijensiz kaldığını belirtiyor. Anne babaların en büyük şikâyetlerinin, gece aşırı terleyen çocuklar olduğunu, bu terlemenin nedeninin vücudun oksijensiz kalmasından kaynaklandığını söylüyor. Çocuklarda alerjik nezlenin, yutma sorunlarına dolayısıyla iştahsızlığa neden olduğuna, gece artan idrarın yatağı ıslatmaya varan boyutuna dikkat çekiyor. Bu durum karşısında kendini kötü hisseden çocukların davranış bozukluklarının psikolojik takibe alınarak tedavi edilmeye çalışıldığını, oysa ana sorunun burun tıkanıklığı olduğunu vurguluyor.

Attta Yatan Alerjik Neden Bulunmalı

Nuhoğlu; alerjik nezlede tekrar eden enfeksiyonların, çoğu kez geniz eti ve bademcik büyümesi ile sonuçlandığına değiniyor ve cerrahi operasyonlarla geçici çözümler üretildiğine dikkat çekiyor. Alta yatan alerjik neden tedavi edilmediği müddetçe 4 çocuktan birinde şikâyetlerin tekrarlamasının mümkün olduğunun altını çiziyor.

Çocuklarda alerjik hastalıkların bütüncül olduğunu, alerjik nezlesi olan çocukların çoğunda alerjik bronşit ve astımın da bir süre sonra başladığının gözlendiğini sözlerine ekliyor. Alerji tedavisinin bir bütün olarak yapılmasını önemle tavsiye ediyor ve sorumlu alerjinin saptanmasının ardından kökten çözümün ise dilaltı aşı tedavisi ile mümkün olduğunun altını çiziyor. Tedavi sonucu burnu açılan çocuğun uyku kalitesinin düzeleceğini, uyku kalitesi düzelen çocuğun okul başarısının yükseleceğini, gece uykuda büyüme hormonu salgısı artacağından büyümesinin hızlanacağını sözlerine ekliyor.

Aşkın 7 Farklı Hali!...

Aşk, belki de insanoğlunun en çok peşinde koştuğu duygu. Ama aşktan aşka da fark var; kimi kısa zamanda başlayıp saman alevi gibi yaşanıp bitiyor, kimi uzun yıllar sürüp gidiyor. Peki sizin aşkınız hangisi? 

Acıbadem Eskişehir Hastanesi’nden psikolog Orhan Öztürk aşkın 7 tipi olduğunu söylüyor.

Tarih boyunca romancılar, şairler, düşünürler, sanatçılar aşk konusundan ilham almış, aşk hakkında sayısız eser yarattılar ve yaratmaya devam ediyorlar. Ama aşk yalnızca sanatçıların konusu değil. bilim insanları da son 50 yıldır sistematik şekilde inceliyorlar. Psikologlar aşık olmanın insan duygu, düşünce ve davranışındaki etkilerini daha iyi anlamak için modeller geliştirirken; sinirbilimciler aşkın psikobiyolojik kökenini keşfetmek adına önemli deneyler yapıyor ve karşılaştırmalı metodlarla insanlarla hayvanları kıyaslayarak hangi organik süreçler aşkın doğasını idare ediyor sorusuna yanıtlar vermeye çalışıyorlar. Artık günümüzde aşk bilimi üzerine kitaplar yazıyor, sempozyumlar düzenliyor hale geldik. “Aşkın 7 hali” ise yüzlerce aşk kuramından yalnızca biri...

Platonik aşklar, patolojik (hastalıklı) aşklar, karasevda gibi durumlar haricinde aşk, iki kişi arasında yaşanan ortak bir süreç. Aynı aşıklar gibi aşklar da doğuyor, büyüyor, şekil değiştiriyor ve ölüyor. Bu aşklarda üç farklı özellik ve bu özelliklerin birbiriyle ilişkisi 7 aşk tipini ortaya çıkarıyor. Bu üç özellik şöyle sıralanıyor: “Yakınlık, Tutku ve Bağlılık”. 7 aşk tipini daha iyi anlayabilmek için bu üç temel özelliğin daha detaylı bilinmesi gerekiyor.

Yakınlık: Taraflar arasında kurulan karşılıklı duygusal bağ olarak ifade edilebiliyor. Yakınlık özelliği sayesinde ilişkide sıcaklık, samimiyet, duygusal destek, iletişim, anlayış, huzur, beraber geçirilen zamandan keyif alma durumları gelişiyor.

Tutku: Tutku aşkın psikofizyolojik boyutu olarak tarif ediliyor. Heyecanlanma, sevgilinin yanında olunca soluğun kesilmesi, kalp çarpıntısı, genel bir uyarılmışlık hali, enerji artışı, erotizm, fiziksel çekicilik, dikkatin sevgiliye odaklanması ve takıntılı şekilde sevgiliyi düşünme gibi özelliklerle kendini belli ediyor.

Bağlılık: Çiftler arasındaki karşılıklı bağımlılık, her şeye rağmen birlikte olmayı isteme, ortak bir hayat hedefi oluşturma ve sürdürme özelliği olarak açıklanıyor.

Bu üç temel özellikten her birinin tek başına veya diğer özelliklerle birlikte bulunması durumlarında 7 farklı aşk tipi oluşuyor:

1) Sadece “bağlılık” (Boş aşk): Tutku ve yakınlığın olmadığı, sadece hayat birlikteliğinin olduğu birliktelikler. Bu durum özellikle görücü usulü ile evlenme ve beşik kertmeliğinin yaygın oluğu toplumlarda (ve tabii ki ülkemizde) sıklıkla görülüyor. Bu tip boş aşk´lar ilerleyen dönemlerde diğer özelliklerin etkilenmesiyle şekil değiştirebiliyor; aynı şekil dolu aşklar da zamanla tutku ve yakınlık boyutunu yitirip boş aşk’a dönüşebiliyor.

2) Sadece “tutku” (deli dolu aşk): Genelde çoğu aşığın ilk planda ve en heyecanlı hissettiği, cicim aylarının deli dolu yaşandığı, desteğini erotizm ve cinsellikten alan aşk. Yakınlık özelliği de geliştiğinde bu deli dolu aşklar romantik aşklara evrimleşiyor; aksi taktirde yakınlığın ve bağlılığın olmadığı durumlarda genellikle kısa sürüyor. Bu kişiler birkaç gün veya hafta evli kalıp hemen boşanma davası açabiliyor ya da 40´lı yaşlarında beşinci eşinden de ayrılabiliyorlar.

3) Sadece “yakınlık” (arkadaşça aşk): Yakınlık ve hoşlanma dışında tutku içermeyen, uzun süreli olmayan aşklar. Bu tip aşkta taraflar genellikle partnerlerine ilişkin cinsel çekim hissetmezler. Arkadaşça aşklarda kısa süreli iyi anlaşma, “kardeş gibi sevme”, geçici heves, bittiğinde hemen unutma ama hatırlandığında saygı duyma gibi hallere sıklıkla rastlanıyor.

4) “Yakınlık” ve “tutku” (romantik aşk): Hem fiziksel çekimin hem de ruhani çekimin yoğun hissedildiği aşklar. Romantik aşklarda duygu yoğunluğu ve sevilen kişinin arzulanması ilişkinin dolu dolu hissedilmesine sebep oluyor. Geçmişteki unutulmayan aşk deneyimleri genellikle bu tip aşklardan kaynaklanıyor. Ancak ne fiziksel çekicilik ne de yakınlık hissi, ilişkinin kalıcı olması açısından tek başına yeterli olmuyor.

5) “Yakınlık” ve “bağlılık” (dostluğun paylaşıldığı aşk): Çiftlerin birbirine yoğun yakınlık hissettiği, saygı ve sevgi çerçevesi içinde her türlü duygusal ve düşünsel paylaşımın engellenmeden yaşandığı, ancak fiziksel çekimin olmadığı aşklar. Uzun yıllar evli kalıp hiç münakaşa etmeyen, dışardan bakıldığında resmiyet görünümünün belirleyici olduğu, dengeli ve tutarlı birliktelikler sıklıkla bu tip birlikteliklerde görülüyor. Zamanla arzu ve fiziksel çekimin azaldığını hisseden çiftler de dostluğun paylaşıldığı aşk evrenine geçiş yapabiliyor. Bu tip durumlarda sadakatsizliklere de sıklıkla rastlanıyor. “Eşimi çok seviyorum ama artık bir şey hissetmiyorum” veya “30 sene beraberlikten sonra artık çekim hissedemiyorum” tarzı ifadelerin bulunduğu bu aşklar kimi zaman aşırı kıskançlıklara da gebedir.

6) “Bağlılık” ve “tutku” (arzu dolu aşk): Beraberliği ve evliliği uzun süre devam ettirmenin altındaki temel dürtünün arzu olduğu aşklar. Yakınlık faktörünün olmaması bu tip ilişkilerde ihtilafların ve tartışmaların belirgin olmasına yol açıyor, çünkü taraflar genellikle anlayışsız, bencil, yapıcı iletişim becerilerinden yoksun ve sabırsız oluyorlar.

7) “Tutku”, “yakınlık” ve “bağlılık” (eksiksiz aşk): Her üç boyutun da tamam olduğu, ideal aşklar. “Mükemmel çift, ruh ikizi, hayatımın aşkı” ve benzeri tanımlamaların yapılabilmesi için tutku, yakınlık ve bağlılık boyutlarının eksiksiz şekilde beraber bulunması zorunlu sayılıyor. Eksiksiz aşk, aşıklara müthiş bir ilişki deneyimi sunuyor. Eksiksiz aşkı elde etmenin zor, ancak devam ettirmen daha da zor olduğu biliniyor. İlişkiyi canlı tutmak için çaba sarfetmek, özverili olmak, etkili ve empatik iletişim sağlamak, sürprizlere açık olmak, cinsel açıdan aktif olmak, saygı ve anlayışı her şeyden üstün tutmak gerekiyor.

Beyaz seks mi? siyah seks mi?

Uzmanlara göre, en faydalı cinsellik; stresten, baskıdan ve 'kurallardan' uzak olan cinsellik.

“Cinsellik bir ihtiyaç”

Bugüne kadar toplam 32 kitap çıkarmış, Frankfurt Üniversitesi Öğretim Üyesi Seksolog Volkmar Sigusch, ‘beyaz’ ve ‘siyah’ bir cinsel yaşamdan söz etmenin mümkün olduğunu söylüyor. Focus dergisinde yayımlanan bir yazısına göre ‘beyaz seks’, sanılanın aksine saf, temiz ya da masum bir seks anlamına gelmiyor. ‘Beyaz’ derken Sigusch burada aslında ‘beyazlamış’, rengi açılmış, belli bir renge, kalıba sokulmamış, özgür seksten söz ediyor. Yani cinsellikleri ‘beyaz’ olan kişiler, cinselliği belli kalıplara göre değil; istedikleri gibi yaşıyorlar. Sigusch’un söylediklerine göre, burada ‘beyaz’ aslında ‘renksiz’ anlamına da geliyor. Ancak ‘renksiz’ derken, monoton bir cinsel yaşamdan söz edilmiyor. Seksi ‘beyaz’ yaşayan insanlar, cinsellikte çeşitliliğe çok önem veriyorlar. Sigusch’a göre bunlar, kendine çok güvenen, cinsel tercihini istediği gibi yapmış, ne istediği konusunda kararlı insanlar. Ancak bu insanlar, bir yandan duygusal ve sosyal açıdan partnerlerine bağlı kalmayı tercih ederken, öte yandan cinsellik konusunda daha özgür ve bağımsız olmak da istiyorlar. Seksologlar, çağımızın cinsellik anlayışının bu yönde olduğuna dikkat çekiyor.

‘Beyaz seks’ anlayışındaki çiftler, birbirlerine yakınken, aynı zamanda da aslında uzaklar. Yani insanlar birbirlerine ‘körü körüne’ bağlı değil. Bu anlayışta rahatlık ön planda; üreme ve çocuk bakma gibi ‘zahmetler’ ise geri planda. İnsan ilişkilerinin gittikçe daha bencil bir hal aldığını söyleyen Sigusch, cinsel yaşamın da gittikçe daha bencilce yaşanmaya başlandığına dikkat çekiyor: “İnsanlar artık samimi olmayan, yalancı duygularla vakit kaybetmek istemiyorlar. Hissettiklerini açıkça yaşamak istiyorlar. İnsanlar, seksin aslında sadece bir ihtiyaç olduğunu fark ediyorlar. İşin içine çok fazla duygu katmamayı tercih ediyor pek çok çift...”

Pek çok insanın ‘anormal’ ya da ‘hastalıklı’ olarak anılmadığı cinsellik anlayışına da Sigusch, ‘beyaz seks’ gözüyle bakıyor. Seksolog Sigusch’a göre eşcinsel insanların yaşadıkları cinsellik, aslında ‘beyaz seks’e iyi bir örnek. Çünkü bu insanlar; kendine güvenen, cinsellikte kalıplara karşı çıkan, bunu kendi istedikleri gibi yaşayan insanlar...

“Cinsellik gittikçe siyahlaşacak”

Uzmanlara göre; insanların, gittikçe seksi sadece bir ihtiyaç olarak görmeleri, işin içine çok fazla duygu katmamaları, ‘internette seks’ ya da ‘sanal seks’ gibi kavramları gündeme getirdi. Seksolog Volkmar Sigusch’a göre, bu da pek çok insanı seksten tamamen uzaklaştırırken, pek çok insanın da seksi ‘sapkın’ yaşamasına yol açtı. Çağımızda artık çeşit çeşit cinsellik anlayışı hâkim.

Beyaz seks olur da, ‘siyah seks’ olmaz mı? Sigusch’un tespitlerine göre var. Bu da gerilmiş sinirler, hayal kırıklığı, bitmek tükenmek bilmeyen bir yalnızlık hissi anlamına geliyor. Sigusch, “Bence cinsellik, önümüzdeki yıllarda gittikçe siyahlaşacak. Çünkü insanlar gittikçe bencilleşecekler. Yalnız yaşayan insan sayısı artacak ve onlar, ‘Bu bizim yaşam tarzımız’ diyerek kendilerini kandıracaklar. Üremek, gittikçe daha ‘matematiksel’ bir hale gelecek ve etrafta genleri düzeltilmiş çocuklar dolaşacak” diyor.

Seksologlara göre, cinsel anlayış zamanla birlikte değişime uğruyor. Uzmanlar, cinsellik de dahil olmak üzere pek çok şeyin ticarete dönüşebileceğini de vurguluyorlar. Alıp satılamayacak tek değerin ‘aşk’ olduğuna da dikkat çekiliyor. Ancak Seksolog Sigusch, ‘aşkın’ da temelinde ‘sapkınlık’ duygularının var olduğuna değiniyor. Hatta ona göre aşkta hafif bir ‘sapkınlık’ olması gerekiyor. Aksi takdirde âşık olmak çok sıkıcı olur. Sigusch, “Aslında çiftleri birbirlerine çeken ve onları birbirlerine bağlayan bu sapıklıklar” diyor.

Peki, geleceğimizi nasıl görüyor Sigusch? Ona göre gelecek kuşak gizli bir sadakat, aynı zamanda da bağımsızlık duygularıyla yaşayacak. Gerçek aşk ve sanal aşk arasında gidip gelecekler. Ünlü Seksolog Sigusch’a göre, bu insanların hem gerçekçi hem de ‘renkli’ bir cinsel yaşamları olacak...

Önemli kararlarınızı mutluyken alın

Mutsuz olduğunuzda sadece elinizde ne olduğunu, mutlu olduğunuzda ise gelecekle ilgili fırsatları görürsünüz. 

Bu bir mantra değil. Chicago Üniversitesi Psikiyatristi Aparna A. Labroo ve Georgia Üniversitesi Psikiyatristi Vanessa M. Patricky, yaptıkları bir araştırmada insanların içinde bulundukları durumun onların kararlarını nasıl etkilediğini belirledi.

Ruh hali deneyimleri
Psikiyatrist Labroo ve Patrick, kolej öğrencileri üzerinde iyi ve kötü ruh halinin onların kararlarını nasıl etkilediğini ve bakış açılarının ne olduğunu araştırdı. İlk adımda kolek öğrencilerine 10 tane iş listesi verildi. Listedeki işlerin yanına gülümseme ve asık surat işaretleri koymaları istendi. Belirtilen işaretlere göre kişiler gruplandırıldı. Onları mutlu ve mutsuz eden işler verildi. Bu sırada sınavın neden gerekli olduğu ve yaşamlarını nasıl etkilediği soruldu. Mutlu olanlar gelecekteki akademik kariyerleri için sınavın önemli olduğunu belirtirken, mutsuz olanlar neden sınav yapıldığını sorguladı.

Mutsuzken karar vermeye çalışmayın
Araştırma sonucunda insanların mutlu ya da mutsuz olmalarına göre olaylara olumlu ya da olumsuz yaklaştığı, mutsuz olanların o ana göre değerlendirme yaptıkları, mutlu olanların geleceği düşünerek değerlendirme yaptıkları görüldü.

Psikiyatrist Labroo ve Patrick, “insanlar içinde bulundukları durumu daha iyi değerlendirmek için anın dışına çıkıp resmin bütününü görerek olaylara pozitif bakmalılar. Negatif ruh hali ise gelecekle ilgili fırsatları görmeyi engelliyor, olumsuz kararlar alınmasına neden olabiliyor. Gelecekle ilgili kararlar alırken mutlu olduğunuz zamanları tercih edin” diye belirtti.

Yemek Keyfiniz Kâbusa Dönmesin

Halk arasında diş kamaşması olarak bilinen diş hassasiyeti ağız ve diş sağlığı için önemli bir konu. Birçok insan soğuk ya da sıcak bir şeyler içtiğinde ya da yediğinde dişlerinde bir ağrı hisseder. Fakat bu konuyu önemsemez. 

Dikkate alınmayan diş hassasiyeti yeme ve içme keyfini kâbusa çevirebiliyor. Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu toplum arasında diş kamaşması olarak adlandırılan diş hassasiyetini nedenlerini ve alınabilecek önlemleri anlatıyor.

Diş hassasiyeti dişleri kaplayan dentin tabakasının zarar görmesi sonucu ortaya çıkar. Dişlerin kökleri diş eti ile kaplıdır. Fakat diş etlerinin çekilmesi ile birlikte diş tamamen ortaya çıkar. Bu şekilde de sıcak, soğuk, tatlı ve ekşi besinler tüketildiğinde dişlerde ani bir tepki ve sinir uyarılmalarına neden olur. Bu durum özellikle sıcak gıdanın ardından soğuk bir şey yenmesi ya da içilmesinden sonra daha fazla hissedilir.

Diş Hassasiyetini Sebep Olan Faktörler

Diş Eti Çekilmesi: Diş etlerinin çekilmesi dişlerin dentin tabakasının ortaya çıkmasına sebep olur. Bu şekilde koruyucu tabakanın zarar görmesi diş hassasiyetini artırır.

Dişlerin Sert Fırçalanması: Dişlerin sert ve hızlı fırçalanması ile diş etleri zarar görür. Dişlerin dentin ve enamel adlı tabakaların aşınmasına neden olur.

Diş Gıcırdatma: Dişlerin bir birbirine sürtünmesi ile birlikte dişin enamel tabaksı zarar görür ve dişler hassaslaşır. Buna bağlı olarak ta sinir uçları daha fazla acı hisseder.

Diş iltihapları: Dişler üzerinde kalan tartar ve bakterilerden oluşan iltihaplar diş etine zarar verir.  Şiş olan diş etleri zarar görerek diş kökünü destekleme ve koruma özelliğini kaybeder.

Diş plakları: Diş köklerine yakın bölgelerde birken plak ve tartarlar diş hassasiyetine neden olur.

Diş Beyazlatma Ürünleri: Piyasada satılan peroksitli ve sodalı malzemelerden yapılmış olan diş beyazlatıcılar da diş hassasiyetine sebep verir.

Kırık ve çürük dişler: Ağız içerisinde oluşan kırık ve dişlerdeki çürükler de diş ve diş etlerinde hassasiyete neden olur. Bu sebeple diş sağlığı için mutlaka rutin kontrollere gidilmelidir.

Asitli yiyecek ve içerecekler: İçerisinde asit bulunan asitli yiyecek ve içecekler dişlerin enamel tabakasını eriterek zarar verir. Bu nedenle limon, narenciye veya meşrubat gibi ürünler kişilerde diş hassasiyetine neden olur.

Ağız çalkalama solüsyonları: Piyasada satılan asit içerikli solüsyonlar diş hassasiyetine sebep olabilir.

Dişler Hassasiyete Karşı Nasıl Korunabilir?

- Dişlerinize yumuşak diş fırçalarını kullanın ve sert değil daha yumuşak hareketlerle dişlerinizi fırçalayın
- Ağız içi ve diş temizliğinize dikkat edin
- Hassas dişler için üretilmiş diş macunlarını kullanın
- Florlu diş bakım ürünlerini kullanın
- Yediğiniz ve içtiğiniz gıdalara dikkat edin.
- Sıcak ve soğuk gıdaları birlikte tüketmeyin.
- Rutin olarak diş kontrollerinizi yaptırın.

Diş Hassasiyeti İçin Hangi İşlemler Uygulanabilir?

- Dişlerin açığa çıkan yüzeyleri düzeltilebilir.
- Diş etlerine müdahaleler yapılabilir.
- Dişlerde tartar ve plaklar varsa temizlenebilir.
- Dişlerin eksilen tabakalarına dolgu malzemeleriyle yenileme işlemi yapılabilir.
- Diş gıcırdamasına sebep olan sorunlar giderilebilir.

Geç boşalma da ayrı bir sorun

Cinsellikte, erken boşalma kadar geç boşalma da ciddi bir sorun...

Gecikmiş Ejakulasyon hakkında bilinmesi gereken fiziksel faktörler...

Bu problemi olan erkeklerin genellikle ereksiyon kusuru veya cinsel isteksizlik problemleri yoktur. Dolayısıyla problemleri direkt olarak sertleşme sorunu ile alakalı değildir. Boşalma birikme ve atılma olarak iki bölümde gerçekleşir. Birikme döneminde penisin kök kısmında meni birikir ve orgazmın yaklaştığı hisleri duyulur.

Atılma döneminde penisin kökünde yer alan çizgili ve bulber kasları kasılır ve büyük zevk veren orgazmdan sorumludur. Maalesef, bu ikinci (atılma) dönemi istemli (kontrolümüzde olan) sinir sisteminin kontrolündedir. Böylece bir erkek ejakulasyonu engelleyebilir. Bilinçli ve bilinç altı düşünceler bu olayı etkiler. Bu durumun oluşmasında fazla stresin de rolü gözardı edilmemelidir. Adalelerini kasılmış olarak tutmak için sürekli gergin hisseden bir erkek aynı zamanda penis kökündeki adaleleri de kontrol etmek için çok gayret etmektedir ve genel olarak rahatlamak, gevşemek için uygun bir yol bulunması gerekmektedir.

Fiziksel sebepler arasında şeker hastalığı, sinir hasarı, prostat hastalığı, idrar yolu daralması, boşalma zorlukları olabilir ve bu durum tıbbi tedavi gerektirir. Bazı ilaçlar da boşalmaya engel olabilir.

Bilinmesi gereken psikolojik faktörler...
İki tür erkekte geç boşalma problemi sıklıkla görülebilir:
* Suçluluk duygusu içinde veya başka güçlü duygularla cinsel ilişkiye başlayanlarda olabilir.
* Daha çok yaşlılarda görülen kendiliğinden seks yapma isteğinin azaldığı ve sertleşme için daha çok fiziksel uyarılma gereken durumlar olabilir.

Geç boşalmanın tedavisi...
Boşalma sorunu yaşayan çoğu erkekte biyolojik olarak sorun yoktur. Ancak kadınla birlikteyken boşalamayan erkekte cinsel teknik ve davranış problemleri birlikte bulunabilir. Örneğin çoğu erkek seks yapmayı masturbasyon ile öğrenir. Masturbasyon ile orgazm olmak için harcanan süre iki kişinin cinsel ilişki için harcadığı süreden çok çok kısadır.

Ayrıca penise gelen uyarı daha hızlı ve yoğundur. Dolayısıyla bu erkekler seks yapmaya başladıklarında hisler yeterince uyarıcı veya yoğun olarak algılanmayabilir. Böyle bir problemin çözümü ön sevişme döneminde erotizmi arttırmakla mümkündür. Bu yardımcı olmazsa ve karşı cinsle ilişkileri zayıfsa (anne veya sevgili) içinde olduğu gerginlik boşalma refleksini engelliyor olabilir. Bu durumda partnerinizi rahatlatmaya yönelik bir oyun havasında uygulayacağınız bir fiziksel terapi yardımcı olacaktır: Partnerinizden sizin yanınızda mastürbasyon yapmasını isteyin, ve bunu bir oyun gibi eğlenceli olmasını sağlayın. Bir sonraki sefer mastürbasyon sırasında sizden biraz yardım almasını isteyin. Daha sonra, vajinanın içine boşalmasını deneyin. Bu durum başarılı bir şekilde sonuçlanırsa, partnerinize bunun normal gidişatta bir cinsel ilişki olduğunu ve Sizin istediğiniz şekilde boşalmanın gerçekleştiğini hatırlatın.

Bazen erkeğe fantazilerinden bahsettirmek veya güçlü erotik cümleler veya görüntüler yardımcı olabilir. Bu uygulamaların sırasında partnerin seks, kadınlar hakkında düşündüklerini anlattırmak tedaviye yardımcı olur. Dini kökenli baskılar var mı? Kadının adet kanamaları, vücut kokusu kendisini etkiliyor mu? Gibi faktörlerin geç boşalmaya sebep olması mümkündür.

Geç boşalan erkeklerin derin kaygıları olabilir. Kendilerini rahat bırakmaktan, kontrolü kaybetmekten korkuyor olabilirler.Bu durumda erkeğin kendini gevşetme ve rahat bırakma egzersizlerini denemesi de yardımcı olabilir. Bu yöntemlerle çözülemeyen geç boşalma sorunları için çiftlerin birkaç hafta birlikte katıldıkları terapi seansları faydalı olabilir.

Rahim ağzı kanserinin erken teşhisi önemli

Uzmanlar, dünya genelinde çok sayıda kadını ilgilendiren ve yaygın görülen bir hastalık olan rahim ağzı kanserinin, bilinçli yaklaşım ve erken teşhisle önlenebildiğini belirtiyor.

Rahim ağzı kanserinden korunmada düzenli kontrol ve bu hastalığa karşı geliştirilen HPV aşısı önemli…

Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Klinik Şefi Doç. Dr. M. Faruk Köse, kanser gelişmeden önce kontrollerini düzenli olarak yaptıran kadınlarda, bu hastalığa doğru zamanda müdahale edilebildiğini ve bunun çoğu kez hayat kurtarıcı olduğunu söylüyor.

HPV aşısı yüksek koruma sağlıyor

Rahim ağzı kanserinin erken teşhisinde yüzde 85 oranında en az 5 yıllık yaşam beklentisi söz konusuyken, ileri evrelerde bu oran azalıyor ve yüzde 30’lara kadar düşüyor. Bu erken teşhis edilen 10 kadından 9’u hayatını hiç kanser olmamış gibi sürdürürken, erken teşhis edilemeyen 10 kadından 7’sinin ise bu hastalık nedeniyle hayatını kaybedeceği anlamına geliyor.

Rahim ağzı kanserinden korunmada 2 yol çok önemli görülüyor. Bunlardan ilki hastalık gelişmeden HPV aşısı yaptırmak, diğeri ise düzenli jinekolojik muayene ve Pap Smear testi yaptırılması. Bu test sayesinde kadınlar, rahim ağzı kanserine yol açabilecek anormal hücreleri olup olmadığını öğrenebiliyor.

Uygulama kola yapılıyor

Doç. Dr. Köse, rahim ağzı kanseri aşısı olarak bilinen HPV aşılarının, HPV ile ilgili hastalıkların önemli bir bölümüne karşı, daha bu hastalıklar oluşmadan yüksek oranlı koruma sağladığını söylüyor. Her aşıda olduğu gibi, HPV aşılarının da hastalığa yakalanmadan önce yapılması gerekiyor.

Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de 2 çeşit HPV aşısı olduğuna dikkat çeken Köse, bu aşılardan birinin HPV’nin 2 tipine, diğerinin ise 4 tipine karşı koruma sağladığını dile getiriyor. Her 2 aşı da, rahim ağzı kanserine neden olan tiplerin yüzde 70-80’lik bölümüne karşı yüzde 100 koruma sağlıyor. Ancak söz konusu aşılar, HPV 16 ve 18 dışında kanser yapan diğer tiplere karşı koruma sağlayamadıkları için, aşılandıktan sonra da düzenli olarak Pap Smear testi yaptırmak etkin korunma açısından son derece önemli görülüyor.

Kadınların çoğu, rahim ağzı kanseri aşısının rahim ağzına yapıldığını düşünüyor ve bu düşünce nedeniyle aşıdan korkuyor. Oysa aşı sanıldığı gibi rahim ağzına değil, kola yapılıyor.

Bu aşının 6 ay içinde 3 doz olarak uygulandığını dile getiren Doç. Dr. Köse, “Bunlar koruyucu aşılardır ve tedavi edici özellikleri bulunmamaktadır. Bu nedenle, hastalık oluşmadan önce yapılmaları çok önemlidir” diye konuşuyor.

Başlıca hedef kitle 11-12 yaşındaki kızlar

Aşıların kullanımında en etkin hedef kitlenin seksüel ilişkide bulunmayan 11-12 yaş grubundaki kız çocukları olduğu belirtiliyor. 26 yaşına kadar programa uymamış kişiler için ise telafi aşılaması öneriliyor. Bu aşılar tiplerine göre 45-55 yaşa kadar önemli koruyuculuğa sahip. Bu nedenle, Avrupa Birliği ülkelerinde aşının 9-45 yaş arasında uygulanmasına onay veriliyor.

HPV’nin oluşturduğu hastalıkların tedavisi ile aşılama kararının birbirinden bağımsız olduğu belirtiliyor. Aşılanmadan doğal enfeksiyon geçirilmişse, aşı o tipe karşı koruma sağlamıyor. Buna karşın, aşının içerdiği tiplerin tümüne karşı doğal enfeksiyon geçirme olasılığının sadece yüzde 1 olduğunun unutulmaması gerekiyor.

Gelişmiş ülkeler vatandaşlarını aşılıyor

HPV aşılarının dünyada 35 ülkenin aşılama programına girdiği ve bugüne kadar yaklaşık 30 milyon kadının bu virüse karşı aşılandığı belirtiliyor. Aşıyı programlarına alan ülkelere bakıldığında, başı çekenlerin sorunu en az yaşayan gelişmiş ülkeler olduğu ve bunların vatandaşlarını tereddütsüz aşıladıkları görülüyor. Doç. Dr. M. Faruk Köse, “Türkiye’deki aşı karşıtlarının, Hepatit B aşısının kullanımına 17 yıl geç başlanmasına neden olmalarının, engellenebilecek bazı vakaların kaybedilmesiyle sonuçlandığını unutmamak gerekiyor” diyor.

Evrelere göre tedavi

Rahim ağzı kanserine çok erken dönemde yakalanıldığında uygulanacak en etkin tedavinin ameliyat olduğu belirtiliyor. Erken evrelerde ameliyat ile rahim ağzı veya rahim alınarak yüksek oranda başarı sağlanırken, ileri evrelerde radyoterapi ve kemoterapi tedavileri birlikte kullanılıyor. Ancak son evrelerdeki tedavinin başarı oranı çok düşük. HPV’ye bağlı genital siğiller ise yakılarak, dondurularak veya özel ilaçlar sürülerek tedavi edilmeye çalışılıyor. Ancak bu tedaviler çok başarılı olamıyor ve genellikle tekrarlanıyor.

Çekici görünmek için doğru giyinin

Uzmanlar yapılacak ufak rötuşlarla vücut kusurlarınızı örterek çok daha iyi görünmeyi başarabileceğinizi belirtip bunu başarabilmek için gerekli tüyoları da veriyor. İşte iyi, çekici ve kusursuz görünmenin ipuçları…

Vücut kusurlarınızı örtecek doğru giyim tarzı sayesinde, iyi görünmekle ilgili tüm sıkıntılarınızı ortadan kaldırabilirsiniz. Bunun için, tüm gardırobunuzu yenilemeniz de gerekmiyor. Ufak rötuşlarla çok daha iyi görünmeyi başarmak elinizde.

İç çamaşırı

Uzmanlar, kadınların her zaman göğüslerini tam toparlayan bir sutyen giymeleri gerektiğini belirtiyor. İyi bir sutyenin, göğüsleri kaldırıp beli ortaya çıkarttığını vurgulayan uzmanlar, ince askılı üstler giyiliyorsa, sutyen askılarının görünmesinde bir sakınca olmadığını ifade ediyor.

Aksesuar

Balıkçı yaka bir kazağın üzerine asla kolye ya da fular takmayın. Kısa boylular da, kalın ve tasmayı andıran kolyelerden uzak durmalı. Yüzü kilolu veya gıdısı bulunanlar ise uzun küpeler takmalı.

Ayakkabılar

Ayak bilekleriniz kalınsa, düz, babet ve bilekten bağlı ayakkabılardan kaçınmaya çalışın. Bacaklarınız çok inceyse, ince ve sallanan topuklu ayakkabıları tercih etmeyin.

Gönlünü açmak

Gönül, her ne kadar bir kız ismi olsa da taşıdığı anlam kızlarda hayat bulduğu için onlara yakışmaktadır. Şarkılarda, şiirlerde en duygusal haliyle yer alır, satırlarda, mısralarda...Hep gönlümüz dolu olsun isteriz, boş kalması sanki hiç olmaması gerekirmiş gibi. Buradaki gönlün dolu ya da boş olması hep karşı cinsle ilişkilendirilir. Gönül, o kadar geniş bir yerdirki, orada herkese yer bulunur.

İçini Allah aşkı, insan aşkı, çevre aşkı, çocuk aşkı vs vs doldurabilirsiniz. Bir o kadar da dardır ki içinde kimseye yer yoktur. Bu ise biraz rahatsızlık durumudur. İnsanlar yaşadıklarıyla var olurlar. Yaşanmış her şey kişide bir iz, bir olgunluk yaratır. Hergün bir şeyler öğrenilir. Her yeni sabah öğrenme için zemin hazırlar. Hayatta hergün güzel şeyler yaşanmaz ki... O zaman nereden bilirdik güzel günlerin kıymetini. Zaten onlarda GÜZEL olarak nitelendirilmezdi. Bilemezdik neye güzel diyebileceğimizi. Yaşadığımız hergün birbirimizle etkileşerek geçer. Gün içinde öyle durumlar yaşarızki karşımıza biri çıkmasın diyebiliriz.

Öfkemize hakim olamamaktan korkarız. Soluğumuz sıklaşmış, kan damarlarımız ortaya çıkmış, gözlerimiz yerinden çıkacak gibi bakış fırlatıyoruzdur. El, kol hareketlerimiz de bunlara eşlik eder. Belki sesimizin ton ayarı da kaçmıştır. Dişlerimizi sıkıp belli etmemeye çalışıyorda olabiliriz. Bazılarımız bedensel tepkilerini gün içinde kendine saklamayı başarıyor olarak görünüp, uykuda kendilerini anlatıyor olabilirler. Kabus dolu rüyalar, diş gıcırdatmalar, bir türlü uykuya geçemeyenler... Neden biz böyleyiz?

Hep sorunlarımızı kendimize mi saklamalıyız? Kendimizi ifade edersek ne olur? Sorunlarım herkesi sevindirir diye mi düşünüyoruz? Onlarda belki bizden daha çok sorun var. Düşünce yapımızı değiştirmeli, kendimizi anlatabilmeliyiz. Kendimizi, derdimizi anlatırken ağlayabiliriz de... Ağlamak, tamamen insani bir özellik olup, duygularımızın nasırlaşmadığını gösterir. Ağlayamayan kişilerde ise, mutlaka psikolojik durumlar, değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Günümüzde herkes kendini başkalarından bir adım önde görmek istiyor. Çocuklara da bu şekilde hissettiriliyor. Sosyal alanlar yaratılmaya çalışılıyor. Proje çocuklar ailelerin geçmişte şu nedenle ya da bu nedenle yapamadıklarını var güçleri ile yapmaya çalışıyorlar. Anneleri- babaları mutlu olsun diye. Ebeveynlerde çevrelerine çocuklarını gururla takdim ediyorlar. Çünkü kendileri de çocukları üzerinden bir adım önde oluyorlar. Öyle hissediyorlar, kendilerini... Çocuklarına tren alırlar, kendileri oynarlar. Geçmişte alınamayan oyuncaklar, yapılamayan etkinlikler ebeveynlerin tatmin duygularına hitap etmekte ve doygunluk yaşamaktadırlar.

Çocuklarımız çeşitli etkinlikleri yaparken biz kendimizi tatmin ediyoruz da onun gönlünü açabiliyor muyuz? Onu ne kadar dinleyebiliyoruz? Dinlediklerimizden bir sonuca ulaşıp, çocuğumuz için ne yapabiliyoruz? Yoksa yalancı baharı hayatımız boyunca yaşayacak mıyız?

Çocukları dinlemek, ona yeteri kadar zaman ayırmak çok önemli. Biz kendi işimizi yaparken biraz kulağımızın onda olmasını yeterli görüyorsak, olmaz. Çocuğumuz yalnızca onu dinlediğimizi ve kendisinin önemli olduğunu hissetmeli.

Öznur Simav
Yoksa ‘’seni seviyorum’’ la sevdiğimizi gösteremeyiz. Kişiler birbirini dinlerken etkin dinleme yapmalıdır. Karşımızdaki kişinin gözünün içine bakmalı ve beden dili ile bunu belirtmeliyiz. Çocuğumuz için de aynı durum geçerlidir, ‘’yetişkinler dikkat eder, çocuk nasılsa konuşur, anlatır, özel olarak dikkat etmeme gerek yok, ben işimi de yaparım, onu da dinlerim’’ diyemeyiz. Onların küçücük, ama büyük gönüllerinden nelerin geçtiğini dinleyip, anlamamız ve bize yüreklerini açmaları için ortam yaratmalıyız.

*Öznur Simav
 Pedagog- aile ve iletişim danışmanı

© Copyright, Sağlık TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.

Öteki kadınları anlayabilmek

Başımıza gelmemiş olsa bile çevremizden mutlaka kulağımıza çalınmıştır; komşumuzun, arkadaşımızın ve hatta kardeşimizin kocasının hayatındaki ÖTEKİ KADINLAR!!! 

Toplum, aile, ahlaki değerler adı artık her neyse red etsede bu tür ilişkileri, yaşamları maalesef tanık olur ya da duyarız.

Başkasına ait bir erkek, bir çocuğa ait baba hangi sebeple paylaşılmaya cürred edilir. Aşk mı? Tutku mu? Sevgi mi? Hangi sebeptir ki, sizi toplumdan, ailenizden, değer yargılarınızdan soyutlasın ve sizi bir erkeğin gizlediği, meşrulaştırmadığı utanç gibi yaşamasına izin versin!

Hangi şartlardır ki, tanrının annelik gibi bir lütufla şereflendirdiği kadını basiretsiz ve onursuz bir hale getirsin. Kadın olarak düşündüğüm zaman içimi hem büyük bir öfke hem de bir hüzün kaplıyor. Çünkü toplumda bizler, ÖTEKİ KADINLARI eleştirirken onun kadar suçlu olan erkeği her nedense temize çekmek için bir sürü bahaneler buluruz. Öyle ya dişi kuyruk sallamazsa erkek dönüp bakamaz değil mi? Ya da o erkektir yapar...

Peki onun yapması neden bu kadar meşrudur? Namus bacak arasında ise erkekte aynı namusu taşımıyor mu? Dürüst, doğru, güvenilir olmak için; birini aldatmamak, yalan söylememek gerekiyorsa neden, en kutsal birlikteliğe, ailene-eşine -babalığına, çocuğuna yalan söyler, ihanet eder insan? Bunun adı aşktır ya da o anda bulunan başka bir sebep.

Zaten hep bir bahanesi vardır erkeğin aldatmak için; ya sevgi kalmamıştır (bu da saygısızlığa sebep mi tartışılır) ya karım eskisi kadar kendine bakmıyor. Bazen karısının annesidir problem:) hatta kimi zaman çocuktur sorun (çocuklara ayırdığın zaman kadar bana zaman ayırsaydın...). Bu sebepler uzar, o anki ortama göre amaç kendini haklı çıkarmak belkide vicdanını rahatlatmaktır. Ama hiç düşünmez, en son ne zaman karısına sevdiğini söylemiş, ona şık görünmek için rejim yapmış mıdır acaba?:) Bunları sormaz kendine yalnızca ister ve bekler...

Ve gelelim ÖTEKİ KADINLAR a bu tür erkekler cesur olsalar, aşk diye tabir ettikleri bu ilşkilerine ve ortakları olan bu kadınlara meşru yaşama hakkı tanıyarak sahip çıkmazlar mıydı? Saygı duysalar, gizlediği ve toplumun ötelediği sınıfta yaşamaya mecbur ve devam etmezlerdi. Sonuçta sınıfı ne olursa olsun sömürülen hep kadın :(.

Aslında düşünüyorumda ÖTEKİ KADINLAR, her zaman yuva yıkan , üvey anne adayı olan insanlar olmayabiliyor . İlişkilerinde birlikte oldukları erkeği zor duruma sokmamak için bu erkeği ve evliliğini tek başına sırtlanıyorlar.

Erkeğin dinlendiği gizli bir liman olmak adına kendi hayatılarından ödün veriyorlar. Erkek sözde onda bulduğu huzurdan sonra deşarj  olmuş olarak, reel hayatına, eşine ve yuvasına sevecen bir aile babası olarak geri dönüyor. Mutlu olmak adına bir kadının hayatıda bu şekilde sömürülüyor işte. Evinde belki de, ne sevigilisi var aklında karısının gözlerine bakarken ne de o limanı:). Nasıl olsa yaşadığı bu yasak ilşkiyi deşifre etmemek için o kadın kendinden daha dikkatli olmalı! Erkek yırtar bir şekilde çıkar işin içinden:).

Dilek YAKA
Bu hasas davaranışta da beyfendi tercih yapmak zorunda kalmayacak iki hayat iki kadına arasında:). Tabi ki işler her zaman yolunda gitmez, bazen dişli , bencil bir ÖTEKİ KADIN erkekeğin tüm planlarını alt üst eder hayatı ve mahvettiği diğer hayatlar gibi...

Sözün özü  biz kadınlar anne, eş, çalışan kadın olarak hayatı omuzlamışken birde erkeğin lüks arzuları ve  nefsinin şımarıklığı için hayatımızı ÖTEKİ KADIN sıfatıyla bu insanlara meze etmemeliyiz. Kadın olmaya ve verilen asilliğe gölge düşürmeden onurun insan yaşamında kaybedildiği zaman kazanılması imaknsız tek varlığı olduğu gerçeğini aklımızdan çıkarmamalıyız...

* Dilek YAKA

© Copyright, Sağlık TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.
Yazarımıza mail atmak için tıklayınız.,

Kalbinizdeki kıpırtının adı aşk olabilir

Kalbinizdeki kıpırtının aşk olup olmadığını anlamak için davranışlarınıza dikkat edin. 

Uzun süredir boş olan kalbiniz yeni birisi tarafından fethedilmek üzere. Siz de özlediğiniz aşkı yeniden yakaladığınızı düşünüyorsunuz. Peki, bundan emin misiniz? İşte hissettiklerinizin aşk olup olmadığını anlama yolları…

- Ona bir insan gibi mi yoksa bir eşya gibi mi davranıyorsunuz? Eğer onunla dışarı çıkmanızın nedeni yakışıklı olması ya da son model arabasıysa, bu kesinlikle aşk değildir.

- Buluşma yerine gitmemek için nedenler uydurmaya mı başladınız. Üzgünüz ama ne yazık ki sizde aşkın kırıntıları bile kalmamış.

- İkiniz de iyi vakit geçirmek için etrafınızda insanlara mı ihtiyaç duyuyorsunuz? Buluşmalarınızda hep üçüncü bir kişi mi var. Eğer öyleyse, bu kesinlikle aşk değildir.

- Sürekli kavga ediyor, kıskançlık yapıyor, birbirinizi çok fazla incitiyorsunuz. Birbirinizi eleştiriyorsanız dikkatli olmakta fayda var, çünkü bu yaşadığınız aşk olmayabilir.

- Hala başkalarıyla görüşmeyi ya da gizlice buluşmayı mı düşünüyorsunuz? O zaman aşk gerçekten size çok uzak. Mümkünse ilişkinizi bitirin.

- Tamamen dürüst müsünüz? Biriniz ya da ikiniz birden bencil ve içtenlikten yoksunsanız ya da duygularınızı açıklayamıyorsanız dikkatli olun.

- Partnerinizin artık hayatınızın bir parçası olmaya başladığını mı düşünüyorsunuz? Cevabınız evetse, güzel bir rüyadasınız demektir. Bu aşkın en önemli belirtilerinden biridir. “Aşığım bu adama” diyorsunuz. Peki, hissettiğiniz gerçekten aşk mı acaba. Bunun cevabı da zamanda gizli.

Modası geçmeyecek 5 makyaj trendi

Yıllardan beri kadınların vazgeçilmezi haline gelmiş, her kadını baştan yaratma imkânına sahip ve hiç eskimeyecek makyaj trendleri...

Kadınların kendilerini daha güzel hissetmelerini sağlayan en büyük yardımcıları; makyaj malzemeleridir. Doğru uygulandığında sizi olduğunuzdan daha güzel gösteren makyaj, yanlış uygulandığında ise olumsuz sonuçlar doğurabilir. Çok basit makyaj trendleriyle olduğunuzdan farklı bir görünüm elde ederek güzelliğinize güzellik katabilirsiniz.

Dumanlı gözler
Eğer yüzünüzde ön plana çıkmasını istediğiniz kısım gözlerinizse; gözlerinizde siyah göz kalemi, koyu gri göz farı ve kirpiklerinizi vurgulayacak bir rimel kullanın. Yüzünüzün diğer bölgelerinde ise fazla makyajdan kaçının; yanaklarınızda şeftali tonlarında çok açık allık kullanın ve dudaklarınızda da ten renginize uygun tonlarda bir parlatıcı tercih edin.

Kırmızı dudaklar
Çekici ve iddialı gözükmeyi seviyorsanız şanslısınız çünkü kırmızı dudaklar modası hiç geçmeyecek makyaj trendlerinin başında geliyor. Fakat seksiliği basite indirgememek için kırmızı ruju doğru kullanmak çok önemli. Sadece dudaklarınızdaki kırmızının ön planda olması için; çok hafif tonlarda bir allık ve rimel kullanın.

Doğal görünüm
Bu senenin diğer bir trendi ise makyajlı bir yüzle bile hiç makyajsız gibi görünmek. Bunun için en önemli malzeme ise kendi ten renginize uygun tonlarda fondöteni yüzünüze iyice yedirerek sürmek. Daha sonra fondöteninizin tonuna göre çok açık pembe bir allık seçin. Gözlerde sadece rimelin olacağı bu makyajı dudak renginizde bir rujla tamamlayın.

Romantik bakışlar
Gözlerinize romantik bir anlam katmak istiyorsanız eyeliner kullanın. Ancak eyeliner kullanırken düzgün bir şekilde sürmeye özen gösterin. Gözlerinizdeki eyelinerı pudra tonlarında fondöten ve uçuk pembe bir allıkla tamamlayın. Eğer biraz daha eskilere gitmek isterseniz süreceğiniz bordo veya şarap kırmızısı tonlarında bir ruj ve kırmızı tonlarında bir allıkla makyajınızı tamamlayın.

Parıltılı gözler
Özellikle renkli gözlere sahipseniz parıltılı makyaj malzemeleriyle gözlerinizi daha fazla ön plana çıkarın. Bunun için hemen hemen her renkte simli eyelinerlar ya da simli farlar bulunuyor. Makyajınızı gözünüze uyguladığınız simin rengine uygun hafif bir allık ve rujla sonlandırın.

Aldatıldığınıza dair işaretler

Evlilikte aldatılmanın kaçınılmaz olduğunu mu düşünüyorsunuz? Buna halk dilinde zina deniyor yani eşiniz olmayan biriyle cinsel ilişki içerisinde olmak. Asıl soru eşinizin bir ilişki yaşadığını nereden bileceksiniz? Sizi aldattığını nasıl anlayacaksınız? Tavrındaki bazı değişikliklerden sizi aldattığını anlamanız mümkün.

Evlilikte aldatılmanın kaçınılmaz olduğunu mu düşünüyorsunuz? Buna halk dilinde zina deniyor yani eşiniz olmayan biriyle cinsel ilişki içerisinde olmak. Asıl soru eşinizin bir ilişki yaşadığını nereden bileceksiniz? Sizi aldattığını nasıl anlayacaksınız? Tavrındaki bazı değişikliklerden sizi aldattığını anlamanız mümkün. İşte birkaç işaret:

Davranışta değişiklik
Bu, eşinizde farkedeceğiniz en belirgin değişiklik olacak. Davranışları hemen değişir. Evlendiğinizde sevgi dolu, düşünceli, doğumgününüzü, evlilik yıldönümünüzü ve ikinize dair tüm özel günleri hatırlıyordu. Ama şimdi özel günler unuttuğunda özür diliyor. Unutma bahanesi ise hep çok meşgul olması olabilir.

Rahatsızlık
Bir diğer işaret ise ikiniz birlikteyken hep rahatsız olması. Mesela odada olduğunuzu düşünün, gün içinde ne olduğuna dair bile size soru sormuyor ve hiç konuşmuyor. Hatta öyle bir zaman gelecek ki evden çıkmak için durduk yere en ufak şeyler için kavga bile çıkaracak.

Alışkanlıkların değişmesi
Davranışları normalde olduğundan farklılaşıyor mesela işte daha fazla zaman geçirmeye başlıyorsa veya size daha az zaman ayırıyor ve onun sizden kaçtığını hissedebilirsiniz.

Sessiz telefonlar
En belirgin ipuçlarından biride eşinizin veya partnerinizin telefonu çaldığında ve buna siz cevap verdiğinizde karşıdaki ses aniden kesilir. Çoğu zaman partnerinizin telefonundaki arama listesinin boş olduğunu görürseniz asosyal olduğunu düşünmeyin,  sadece sizin öğrenmemeniz için tüm arayanları temizliyordur. Genellikle aldattılları insanlarla görüştükleri anlarda ses tonları düşük olur, ve uzaklaşırlar.

Tuhaf hediyeler
Eşiniz veya partneriniz elleri paketlerle dolu eve geldi fakat o paketlerin hiçbirinde size ait Bir şey yok. Genellikle bu paketlerin içinde parfüm veya aksesuar gibi değerli hediyeler vardır.

Kredi kartı faturasının artması
Kredi kartı harcamalarının artttığına tanık olabilir ve ortak hesabınız varsa birikiminizin azaldığını farkedebilirsiniz.

Kadınlar birbirine neden yalan söyler?

“Ben asla diyet yapmam”, “Evim her zaman pırıl pırıldır”, “Yarım saatte iki çeşit yemeği hazır ederim”… Bu liste uzayıp gider. Ne listesi mi? Kadınların birbirine söylediği beyaz yalanlar listesi.

İncecik vücutları ile gazetelerde, dergilerde boy boy fotoğrafları yayınlanan ve verdikleri röportajlarda “Yemek yemeyi çok seviyorum. Ne bulursam yiyorum. Yapım böyle, kilo almıyorum” diyen mankenler doğru söylemiyor olabilirler mi? Ya da mesleğinde doruklara çıkmış ve aslında hiç de hırslı olmadığını söyleyen kadınlar…

Onlar hiçbir çaba harcamadan mükemmel olduklarına inanmamak için sebebimiz var; kadınlar birbirine bazen beyaz yalanlar söyleyebiliyorlar.

Nazik olalım derken…
ABD’de yapılan bir araştırma, erkeklerin iş ve seks hayatlarını iyi göstermek, kadınların ise karşı tarafın duygularını incitmemek ya da çatışma çıkmasını önlemek için beyaz yalanlara başvurduğunu ortaya koydu. Bu araştırma aslında biz kadınların nezaketimizi korumak uğruna yalancı olmayı göze aldığımızı gösteriyor.

İnsanlara ne kadar zeki olduğunuzu, işimizin ne kadar iyi gittiğini veya diyetimizin nasıl başarılı sonuçlar verdiğini söylemek yerine vurdumduymaz ve işe yaramaz olduğumuzu söylemeyi tercih ediyoruz. Kimsenin gözünü korkutmamak, kimseyi kıskançlıktan çatlatmamak istiyoruz.

Kem göz korkusu
Bir de şu nazar meselesi var. Kendimize, kocamıza ya da çocuklarımıza kem gözlerin değmesinden o kadar korkuyoruz ki; olanı az göstermeye çalışıyoruz. İyi bir evliliği olan kadın, mutsuz kız kardeşine kocasının ne kadar mükemmel olduğunu anlatmaktan özenle kaçınıyor. Sahip olduklarını anlatarak diğer kadınları mutsuz etmekten çekinen de birçok kadın var. Kendini küçümseyici yalanlar söylemek bazı kadınların agresif tepkilerini geri püskürtmek ve diğer kadınların sempatisini kazanmak için de tercih edilen bir yol.

Tabii ki sahip olduklarımızla böbürlenmemek ve insanları kırmaktan kaçınmak erdemli davranışlar. Ama yine de bu işte bir sinsilik yok mu sizce? Ev işlerine ve çocuk bakımına yetişemediğiniz için bir yardımcı tutup aslında bunları kendiniz yapıyormuşsunuz gibi davranmanın kime ne faydası var? Sizin bunları başardığınızı düşünüp kendisi başaramadığı için üzülen hemcinslerinizi kötü hissettirmekten başka…

Ah şu rekabetçilik 
Uzmanlar var olanı tersine göstermek için yalan söylemenin temelinde aslında rekabetçiliğin yattığını ve bunun temellerinin mağara adamlarına kadar gittiğini söylüyor. Aslında kadınlar da erkekler kadar rekabetçi ancak bunu daha gizli kapaklı yapıyorlar çünkü bu rekabetçilikleri toplum tarafından hoş görülmüyor. Bu durumda biz de rekabet içgüdümüzü baskılayıp başka yönlere kanalize olmaya çalışıyoruz. Bu arada da anlamsız yalanlar ağzımızdan dökülüveriyor.

Tabii ki beyaz yalana başvurulması gereken durumlar olabilir. Ancak yine de bu hakkımızı aslında hazırlanmamız saatler sürerken “Beş dakikada hazırlanıp çıktım” diyerek, 10 kişilik akşam yemeği için üç gün uğraşıp, “Aman ne var ki, bir iki saatte hem evi temizledim hem yemek pişirdim” demek ya da yaramaz çocuklarımız bizi ağlatana kadar sinirlendirirken, “Ben onları evde mum gibi yapıyorum” demek için harcamaya ne gerek var… Elinizden geleni yaptığınızı söyleyin yeter!

Erkekler hakkında 6 çarpıcı gerçek

Erkekleri ne kadar iyi tanıyorsunuz? Temizlik, acıya dayanıklılık, ilişkiye bakış, ayrılık acısı, kilolu sevgiliye karşı hisler, testosteron üretimi ile sağlık ilişkisi konularındaki gerçekleri öğrenince bakalım ne düşüneceksiniz?

Hep erkekler tarafından bakılır konuya, erkeklerin ağzından: “Kadınları anlamak zordur.” Öyle mi gerçekten? Peki ya erkekleri anlamak? Bunu kendimize itiraf etmekten kaçınıyoruz galiba. Onları çok iyi tanıdığımız iddiasındayız. Bu 8 gerçeği okuyunca siz de “Evet, gerçekten erkekleri o kadar da iyi tanımıyormuşuz” diyebilirsiniz. Belki de siz, hepimizden daha iyi çözmüşsünüzdür erkekleri İşte,  erkekler hakkında 8 çarpıcı gerçek…

Testosteron gerçeği
Yüksek testosteron üretimi bağışıklık sistemine zarar vererek erkeklerin hastalık ve parazitlerle savaşma gücünü azaltır. Bu da bir paradoks yaratır: Yüzü erkeksileştiren yüksek düzeylerde testosteron üretmeye bir tek, ergenlik sırasında sağlık durumları ortalamanın üstünde olan erkeklerin gücü yeter.

O kadar sağlıklı olmayan yeniyetmelerse zaten narin olan bağışıklık sistemlerini tehlikeye atmayı göze alamadıklarından, tam da yüz kemikleri yetişkin biçimini aldığı sırada daha düşük düzeyde testosteron üretirler. Erkeksi görünen bir yüz erkeğin sağlığına, öteki erkeklerle rekabette başarılı olma ve koruma yeteneğine işaret eder. Çoğu kadının daha erkeksi yüzleri çekici bulmalarının açıklaması da burada saklıdır.

Kilo gerçeği
The Daily Mail gazetesi Aralık 2010’da ilişkilerle ilgili bir konuya yer verdi. Yayımlanan makaleye göre, erkeklerin yüzde 42’si, eşlerinin ya da kız arkadaşlarının kilo almaları halinde onları daha az çekici buluyor. Eh, bu pek de şaşırtıcı sayılmaz. Ama bugüne kadar buna itiraz edenlere rastladıysanız, kendi ağızlarıyla ettikleri itirafı tokat gibi yüzlerine çarpabilirsiniz.

Temizlik gerçeği
Her zaman erkeklerin kadınlardan daha az temiz olduklarını, temizliğe daha az önem verdiklerini düşünürüz. Şimdi öğreneceğiniz gerçek, bu bilginizi pekiştirirken biraz içinizi de kaldırabilir. Geçen Şubat ayında yapılan bir ankete göre eşsiz olan erkeklerin yüzde 20’si yastık kılıfı ve çarşaflarını ayda sadece bir kez değiştiriyormuş. Belki de yalnız kalmalarının nedenini tahmin etmek o kadar da zor değil, ne dersiniz?

Dayanıklılık gerçeği
Biz her zaman kadınlar erkeklerden daha dayanıklıdır diye öğrendik, öyle değil mi hanımlar? Korkmayın, bunun aksi bir sonuçtan bahsetmeyeceğiz. İngiltere’de yapılan bir ankete göre, erkeklerin yüzde 76’sı kadınların ağrıyla ve acıyla baş etme güçlerinin erkeklerden daha fazla olduğuna inanıyor.

Öpüşme gerçeği
Öpüşme yalnızca öpüşme değildir. Çok mu iddialı geldi size? Ama bakın, bir araştırmaya göre erkeklerin yüzde 58’i, kötü bir öpüşmeden sonra cinsel çekimin yok olduğunu iddia etmiş. Ama bir başka araştırma sonucunu da es geçmeyelim. Erkeklerin yüzde 53’ü öpüşmeden seks yapabileceğini belirtmiş. Kadınlarda ise bu oran sadece yüzde 15. Yani erkekler ya “öpüşmesem de olur” diyor ya da “olacaksa iyi bir öpüşme olsun” diyor.

Anne gerçeği
Erkeklerin annelerine çok düşkün olduklarını biliyorduk, değil mi? Ama özel bir günde annelerine aldıkları hediyenin değerinin ortalama 50 TL civarında olduğunu biliyor muydunuz? Hediyenin değeri parayla ölçülmez elbette, sadece kıyaslama açısından soruyoruz: Size aldığı hediyenin parasal değeri ortalama ne kadar?

Kalıcı Makyajla Süresiz Güzellik!

Yataktan kalktığınızda, banyoya girip çıktığınızda, spor yaparken ya da yüzmeye gittiğinizde gözleriniz hep sürmeli dudaklarınız da pembe olsun ister misiniz? 

Normalde en dikkatli, en özenli makyajlar bile uzun bir günün sonunda silinir. Akar, bulaşır ve yüzümüzü oldukça yorgun ve bakımsız gösterir. Oysa bizi birkaç yıl süreyle terketmeyecek makyaj seçeneğimiz var; kalıcı makyaj!

Doktor Murat Topoğlu, kalıcı makyaj uygulamalarıyla ilgili olarak bilgiler verdi...

Sık ve Biçimli Kaşlar İçin...

Kalıcı kaş makyajı, tamamen hijyenik şartlarda yapılan yüzde 100 bitkisel olan ve 3 yıl gibi uzun bir süre kullanılabilen bir işlemdir. Kemoterapi ve kortizon kullanımı sonrası seyrelmiş, çok açık renk ya da tamamıyla dökülmüş kaşlarda kişinin yüzüne ağlamaklı yorgun ifade veren düşük kaşların şekillendirilmesinde, kaşta doğuştan ya da daha sonra kaza veya ameliyat sebebiyle oluşmuş yara izlerinde, kalıcı makyajla şekil vermek mümkündür. Örneğin; sarışın ve beyaz tenli insanlarda kirpikler ve kaşlar pek belirgin değildir ve yüze soluk bir ifade katar. Bu durumu ortadan kaldırmak ve ifadeleri belirginleştirmek amacıyla yapılan kalıcı makyaj kişiye büyük rahatlık sağlamaktadır. Kalıcı makyaj normal makyaj gibi cildin üzerine yapılmadığı için koyu ve parlak renklerde olmaz. Cildin içine pigment uygulamasından sonra cildin iyileşme aşamasında pigment cildin içinde kalır ve üzerini cilt örter. Rengin görünmemesini sağlayan cildin şeffaflığıdır. Üzeri cilt ile kaplanan pigment ve yapılan renkten daha açık bir renk alır. Bu da kalıcı makyajın daha doğal görünmesini sağlar. Kalıcı makyajla hem makyajlı kadar bakımlı, hem de doğal görünüme sahip olursunuz.

Biçimli ve Dolgun Dudaklar İçin...

Asimetrik dudaklarından veya ince dudaklarından şikayetçi olan kişilerde dudakların çevresine yapılacak, ince bir kontur; dudakları daha dolgun gösterir, hatları belirginleştirir ve çevresindeki kırışıklıkları kamufle eder. Kalıcı makyajla bu sorun 3 yıl gibi uzun bir süre boyunca ortadan kaldırılmaktadır. Dudak konturu uygulamasında önemli olan kişinin ruj kullanmadığı zamanlarda da dudaklarının doğal görünmesidir. Makyaj yapmadan dolgun dudaklara kavuşmak için, kalıcı makyaj uygulamalarını denemelisiniz. Kalıcı makyaj son derece doğal bir görünümle yüzdeki kontrastları arttırır, hatlarını belirginleştirir, bazı kusurları giderir. Gündelik yaşamda ve her anınızda bakımlı olmanın özelliğini keşfedeceksiniz. Kalıcı makyaj gözlere, kaşlara dudaklara uygulandığında onları belirginleştirir.

Belirgin ve Alımlı Gözler İçin...

Zayıf kirpikleri olan, gözleri belirginleştirmek için uygulanan eye-liner, üst ve alt göz kapaklarında kirpik diplerine uygulanır. Eye liner çizemeyen bayanlara büyük kolaylık sağlayan ve her renk uygulanabilen kalıcı makyaj ile harika bakışlara kavuşursunuz. Sabah uyandığınızda, sporda, havuzda, denizden çıkınca bozulmayan dolgun dudaklar, alımlı kaşlar, çekici bakışlar, canlı bir yüz ifadesi günün her anında güzelliğinize güzellik katacaktır.

Uygulama Nasıl Yapılır?

Kalıcı makyaj öncesinde, duyarlılığı en az seviyeye indirmek amacıyla işlem yapılacak bölgeye lokal anestezik bir krem yardımı ile 15-20 dk. anestezi sağlandıktan sonra özel kalıcı makyaj cihazıyla uygulanır. Bu işlem de pigment maddeleri ile steril tek kullanımlık iğneler yardımı ile cildin alt tabakalarına yerleştirilir.

Migren neden kadınlarda daha çok görülüyor?

Migren, gençlerde ve kadınlarda daha fazla görülüyor. Peki ama neden? 

Migrenin gençlerde ve erkeklere kıyasla kadınlarda daha fazla görüldüğüne dikkat çeken Bayındır Hastanesi İçerenköy Nöroloji Bölümü Uzman Dr. Melek Kandemir, migrenle ilgili şu bilgileri veriyor:

"Migren, nörolojik, gastrointestinal ve otonom değişikliklerin çeşitli kombinasyonlarda eşlik ettiği ataklar şeklinde ortaya çıkan bir baş ağrısı bozukluğudur. Migrenin tipik baş ağrısı tek taraflı, zonklayıcı, orta-ağır şiddettedir ve fiziksel aktivite ile şiddetlenir. Hastaların yüzde 90’ında bulantı görülürken yaklaşık üçte bir hastada kusma da olur. Hastaların çoğu duyularda duyarlılaşma yaşar; ışık, ses ve kokuya karşı aşırı duyarlılık şeklinde ortaya çıkar ve karanlık, sessiz bir odada daha rahat hissederler. Uluslararası Başağrısı Derneği kriterlerine göre tanı için bunların hepsinin olmasına gerek yoktur.

Örneğin, hastaların yüzde 40’ında ağrı başlangıçtan itibaren iki yanlı olabilir. İlaç uygulanmadıysa ağrı atağı genellikle 24 saat içinde sonlanır. Erişkinlerde 4-72 saat, çocuklarda ise 1-48 saat arasında sürdüğü söylense de günlük pratikte bu sürenin kişiye göre çok değişkenlik gösterdiği görülür. Migren tanısı baş ağrısı özelliklerinin ve ilişkili diğer belirtilerin geriye dönük olarak hasta tarafından doktora anlatılmasına dayanır. Gerekirse yardımcı tanı yöntemleriyle ağrıya sebep olabilecek diğer sebepler yok edilebilir.

Ailenin diğer bireylerinde de görülme ihtimalinin yüksek olması ve hastalığın görece erken yaşlarda başlaması genetik yatkınlığın önemli olduğunu gösterir. Bir baş ağrısı hastası muhtemelen kendisini baş ağrısına yatkın kılan yapısal özelliği ailesinden alır. Kadınlardaki hormonal değişiklikler hem nöral hem de vasküler yapıları etkileyerek migren eşiğini daha da düşürür.

Migrende beyinsapı düzeyinde nörokimyasal değişikliklerin olduğu gösterilir. Migren aurası beyin korteksi boyunca ilerleyen kan akımı azalması ile ilişkilidir. Kalsiyum kanallarındaki işlev kaybı sonucu serotonin salınımının bozulması nedeniyle migren ataklarına eğilim artar veya kendiliğinden sonlandırma mekanizması bozulabilir. Ayrıca migren hastalarının beyin kortekslerinde magnezyum eksikliği de görülür. Magnezyum kalsiyum kanalları ile etkileşime girmer. Buradaki işlev bozukluğu ise daha sık ve daha şiddetli ataklara sebep olabilir.

Migren başlıca genç insanların hastalığıdır ve kadınlarda erkeklere göre daha fazla görülür. Yapılan çalışmalarda psikiyatrik rahatsızlığı olanlarda migrenin görülme sıklığının daha fazla olduğu gösterildi. Bu ilişki özellikle major depresyon ve kaygı bozukluklarında belirgin ve iki yönlüdür. Migrenliler daha gergin, daha kaygılı ve daha depresif olurlar. Ayrıca stres, yorgunluk, yaşantısal değişiklikler (evlenme, boşanma, yeni işe başlama vb), çok fazla ya da az uyuma ağrıyı tetikleyebilir.

Migren tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tedavi planı hastaya göre değişir. Atak sıklığı, şiddeti, kişinin günlük yaşam aktivitelerini etkileme düzeyi, mesleği, eşlik eden diğer hastalıkları gibi faktörler değerlendirilerek ilaçların yan etki profilleri de göz önünde bulundurulup o hastaya uygun tedavi planı yapılır.

Ağrının sıklığı ve şiddeti kişiden kişiye değişir. Bazı hastalarda sadece aura şeklinde ağrı olmadan ortaya çıkabilirken, bazı hastalarda ağrı o kadar şiddetlidir ki hiçbir şey yapamaz hale gelirler. Eğer kişinin eşlik eden başka psikolojik şikayetleri varsa mutlaka destek alması gerekir. Stres de günümüzde ağrı için çok önemli bir tetikleyici faktör olduğundan, kişilerin stresle baş etme yöntemleri ve gevşeme tekniklerini öğrenmeleri faydalı olacaktır.

Düzenli spor yapmak, hobi gibi rahatlatıcı aktivitelerin serotonin salgısını artırdığı ve metabolizma üzerine olumlu etkileri olduğu düşünülürse uygun dozlarda (kişiyi çok yormadan, yorgunluk ve aşırı fiziksel aktivite de ağrıyı tetikler) yapılması yararlı olacaktır. Bu aktiviteler stresten uzaklaşmak için de iyi bir yöntemdir.

Ağrıyı birçok etken veya yiyecek vb tetikleyebilir. Tetikleyici faktör kişiler arasında çok farklılık gösterir. Önemli olan kişinin kendi ağrısını tetikleyen şeyi tespit etmesi ve uzak durmasıdır. En önemli tetikleyici faktörler; stres, adet dönemleri, açlık, yorgunluk, aşırı fiziksel aktivite, çok ya da az uyuma, lodoslu havalar, yüksek nem oranı, yüksek irtifa, kokular, peynirler, alkollü içecekler (özellikle kırmızı şarap), turunçgiller, nitrat ve aspartam içeren gıdalardır.

Migren, çocuklarda da görülür. Genellikle okul çağında görülmeye başlar, erişkinlik döneminde artış gösterir. Bu yaş gruplarına göre daha düşük oranlarda da olsa çocuklarda, okul öncesi dönemde de görülür. Epizodik karın ağrısı ve kusma atakları olan bir çocukta ileride baş ağrıları ortaya çıkabilir.

Migren, inme, epilepsi, depresyon, panik bozukluk gibi birçok nörolojik ve psikiyatrik hastalıkla birlikte görülebilir. Migren ve diğer eşlik eden hastalıkların ortaya çıkmasında ortak süreçlerin rol oynaması bu hastalıkların birlikte görülmelerini etkiler.